Evet, bıçak kemiğe dayandı

Siyasette millete, memlekete hizmet bir hedef, bir ideal olmaktan çıkıp araca dönüşüyor: Ve iktidarda kalmanın sağlam yollarından biri, en geçerli çaresi, en güvenilir aracı olup çıkıyor sonunda.

Siyasette millete, memlekete hizmet bir hedef, bir ideal olmaktan çıkıp araca dönüşüyor: Ve iktidarda kalmanın sağlam yollarından biri, en geçerli çaresi, en güvenilir aracı olup çıkıyor sonunda.
İktidar olma hırsına bir diyeceğim yok, ama iktidarda kalma inadı ve ihtirası tehlikeli. Yakın tarihimizde göz göre göre bu tehlikenin üstüne giden siyasetçi rahmetli Menderes oldu. Sâbık («eski, evvelki») başbakan olmayacağım diye bir inada kaptırdı kendini ve kariyerini sâkıt («iktidardan zorla indirilmiş, düşük») başbakan olarak tamamlama durumunda kaldı. Toplum olarak bu kadarıyla da yetinmeyerek, geri dönülmez, tashih kabul etmez bir infaz ile cezalandırdık onu. 1960’da rüştünü ıspat etmiş (ergin yaşa gelmiş) nesiller için -yazık ki ben de onlardan biriyim- silinmez yüz karasıdır.
Ben o tarihten sonra seçmenlik görevini, iktidara çıkardıklarını sırası geldiğinde indirmeyi de bilmek, diye anlar oldum. Tek tek seçmenler olarak değil, büyük seçmen kitleleri için de geçerli, topluca benimseyip uygulayabileceğimiz bir kural, bir ilke olarak.
Bu konuda tecrübesiz bir toplum değiliz, önce bunu belirtmek istedim. İnancım o ki, fazla sahiplenilen iktidar, sahibini tahrip ve onu oraya getirenleri de perişan ediyor. Bu tehlikeyi önlemek, iktidardakinin takva ve o makama gelip gideni belirleyenlerin basiret sahibi olabilmeleriyle mümkün.
                                                                                            *

1960 müdahalesinden sonra bu memlekette vicdan sahipleri «Keşke DP 1957 seçimlerini kaybetseydi» diye hayıflandılar. Ben de onlardan biri sayılırım. Ve şimdi AKP, bu yerel seçimlerden inşallah Tayyip Bey’in «horozlanma» dozunu daha da artıracak oranda bir başarıyla çıkmaz temennisinde bulunuyorum.
İktidar partisinde seçim öncesi esen hava endişe vericidir. Lider lüzumundan fazla gayretli, hareketli ve dahi öfkeli. Seçmenlere, daha çok kazanılması güç illerde erzak, kömür, beyaz eşya, hatta çek (yani para) ve fakir öğrencilere giyecek dağıtılıyor. «Seçilmiş 7 ilde 3 000 çocuğa» diye mahal ve miktar da bildirildi. Seçim öncesi imar affına gidileceği müjdesi (!) vardı dünkü gazetelerde.
Bu tavrı, bu ihtirası yerel seçimde, bir önceki genel seçimde alınmış oy sayısının altına düşmeme niyet ve gayretiyle izah edemezsiniz. Bizi (aynı zamanda partisini ve kendisini) «sabık başbakan olmayacağım» paranoyasıyla tehdit eden bir siyasetçiyle uğraşma durumundayız.
Türkiye’de basın-yayın’ın büyük arayla önde gelen temsilcisinin, yakıştırma bir gerekçeyle 826 milyon (göz önüne daha rahat getirilmesi için eski adıyla da analım: 826 trilyon) lira para cezasına mahkûm edilmiş olması, bıçak kemiğe dayandı anlamına gelir. Bunun böylece bilinmesi, içinde bulunduğumuz gerçeğin hiç değilse algılandığını gösterir. Buna ihtiyacımız var.

 

Lider danışmanlığı dersleri

 

Yeni köşekadımızı biliyorsunuz, Akif Beki. Ben ayrı bir ilgi duyuyorum ona. Yazılarını okumakla kalmıyor, okuduklarımdan onun anlatmak istediklerinden öte bir şeyler çıkarmaya, anlamaya ve öğrenmeye de çalışıyorum.
Nedir öğrenmek istediğim?
Bence önemli. Oldum olası, iktidardaki kimesnelerden çok yakın çevresindeki danışmanlardan şüphe ve şikâyet ederiz. Dün öyleydi. Yoklayın bakın kendinizi bugün de öyledir.
Ben bu endişeyi, AKP iktidar kadrosu mensuplarını, hepsinden çok da başlarındaki zatı dinlerken, seyrederken fazlasıyla hissediyorum. Akif Beki sayesinde, ümidim o ki Erdoğan ile danışmanları arasında ne mene bir ilişki, bir değerlendirme-teklif-tenkit alışverişi olageldiğine dair fikir edineceğim. Başbakan’ın kimi davranışlarını bu sayede daha kolay anlarım, ümidindeyim.
Akif’in dünkü yazısından mesela, Erdoğan hitabetinin incileri olan şiirleri seçenin, mısra veya beyitleri teklif edenin o olduğunu öğrendim.
. Diyarbakır’da bu defa Cahit Sıtkı’yı bırak da, mesela Sezai Karakoç’un Kara Yılan adlı şiirini oku, diyordu; tavsiyesini, onunki de «güneyli çocuk»un sesidir, diye güçlendiriyor.
Yeni köşekadımızı biliyorsunuz, Akif Beki. Ben ayrı bir ilgi duyuyorum ona. Yazılarını okumakla kalmıyor, okuduklarımdan onun anlatmak istediklerinden öte bir şeyler çıkarmaya, anlamaya ve öğrenmeye de çalışıyorum.
Nedir öğrenmek istediğim?
Bence önemli. Oldum olası, iktidardaki kimesnelerden çok yakın çevresindeki danışmanlardan şüphe ve şikâyet ederiz. Dün öyleydi. Yoklayın bakın kendinizi bugün de öyledir.
Ben bu endişeyi, AKP iktidar kadrosu mensuplarını, hepsinden çok da başlarındaki zatı dinlerken, seyrederken fazlasıyla hissediyorum. Akif Beki sayesinde, ümidim o ki Erdoğan ile danışmanları arasında ne mene bir ilişki, bir değerlendirme-teklif-tenkit alışverişi olageldiğine dair fikir edineceğim. Başbakan’ın kimi davranışlarını bu sayede daha kolay anlarım, ümidindeyim.
Akif’in dünkü yazısından mesela, Erdoğan hitabetinin incileri olan şiirleri seçenin, mısra veya beyitleri teklif edenin o olduğunu öğrendim.
. Diyarbakır’da bu defa Cahit Sıtkı’yı bırak da, mesela Sezai Karakoç’un Kara Yılan adlı şiirini oku, diyordu; tavsiyesini, onunki de «güneyli çocuk»un sesidir, diye güçlendiriyor.
. DTP Hakkâri milletvekili Hamit Geylani asker ve polisten de oy istiyormuş. Beki, AKP liderini uyarıyor: «Bana, sanki emanet-oy arıyormuş gibi geliyor» diye; tıpkı, CHP’nin çarşaf, tarikat, şu bu açılımları gibi.»
. Baykal ile Bahçeli’ye, «Beyler şimdi Diyarbakır zamanıdır» derken, galiba gene Erdoğan’ı uyarıyor: kışkırtın onları ki, Diyarbakır’a gelsinler ve DTP oyları orada biraz daha dağılsın, diyor.
Beki’den alınacak dersler var. Genç siyaset-severlere tavsiye ederim. Liderin danışmanı olabilmek bu siyasî kariyerde çok önemli bir imkândır. DTP Hakkâri milletvekili Hamit Geylani asker ve polisten de oy istiyormuş. Beki, AKP liderini uyarıyor: «Bana, sanki emanet-oy arıyormuş gibi geliyor» diye; tıpkı, CHP’nin çarşaf, tarikat, şu bu açılımları gibi.»
.  Baykal ile Bahçeli’ye, «Beyler şimdi Diyarbakır zamanıdır» derken, galiba gene Erdoğan’ı uyarıyor: kışkırtın onları ki, Diyarbakır’a gelsinler ve DTP oyları orada biraz daha dağılsın, diyor.
Beki’den alınacak dersler var. Genç siyaset-severlere tavsiye ederim. Liderin danışmanı olabilmek bu siyasî kariyerde çok önemli bir imkândır.

 

 

Dil Yâresi

 

Türkçe dostlarından (Fazilet  Aksoy)
.  Anneannemi iki yıl önce kaybettik. Müşküllerimi ona sorardım. Şimdi yaşlı bir büyüğüm yok. Size sorabileceğimi düşününce sevindim.
Bir söz, daha doğrusu deyim vardır: «Süzme revani» derlerdi. Son zamanlarda kullanılmıyor. Bir arkadaş topluluğunda söyledim, yadırgadılar. Hiç işitmediklerini söylediler.
Siz ne dersiniz?
– Aslında sizin gibi düşünüyorum. Dedikodumsu olacak, ama isim vermeden söyleyeceğim. Sinema ünlüsü bir yaşlı hanım var. Güzel olmasına güzel. Ama her an, ayna karşısındaymış gibi halleri oluyor. Baygın bakıyor, nazlı yürüyor, süzüm süzüm süzülüyor mübarek... Vaktiyle Sadri Alışık’la bir dizide başroldeydi. Günün birinde tanıştık, ay gerçek hayatta daha da sevimsiz...
Yazacaktım. Gülseren Hanım rahmetliye:
– Sence de süzme revani değil mi, diye sordum.
Deyimi yadırgadı. Oturup birlikte aradık ve bulduk, ama o hanım hakkında kullanmama izin çıkmadı. Size söyleyeyim, hatırınızda bulunsun; gerekirse kullanırsınız.
Deyimin aslı Süzme aşure imiş. Sözlükteki mecazî anlamının tarifi şöyle: «Edalı, kırıtkan (kimse)».