Evet, Menderes alttan almıştı

Ayıbının yüzüne vurulmasından insan evladı hiç hoşlanmaz. Bizdeki bütün siyasî idamlarda hatanın hepimize ait olduğu düşüncesindeyim. O bahislerin açılmasını bu yüzdendir ki hiç istemem.

Ayıbının yüzüne vurulmasından insan evladı hiç hoşlanmaz. Bizdeki bütün siyasî idamlarda hatanın hepimize ait olduğu düşüncesindeyim. O bahislerin açılmasını bu yüzdendir ki hiç istemem.
Ama insanların çenesi gibi kalem tutan eli de sınır tanımıyor. Geçende Ahmet Hakan bir yazısına «Saddam gerçekten de yürekli adammış, diye girdi. (İlaç verdikleri haberi henüz çıkmamıştı). Mesela merhum başvekil Adnan Menderes gibi yapmadı» diye sürdürdü sözünü (Hürriyet, 3 ocak). İki gün sonra da, bu dediğini ayıplayanlara cevap verme ihtiyacını duydu: «Aradan geçmiş 40 küsur yıl... O ezik hale, o alttan alan tavra karşı hiçbir şey söylemeyecek miyiz?»
İki gün sonra, «yeni» Sabah yazarı Murat Bardakçı'nın kaleminden bir darbe yedik. (Biz dediğim üç beş kişidir sanmayın. O idamlardan *muazzep olmuş millet çoğunluğuna tercüman oluyorum.) Adnan Bey'e idamı arifesinde ve istemediği halde prostat muayenesi yaptıranların edepsizliğini anlatıyordu. *Bertafsil.
Ahmet Hakan'ın açtığı konuda diyeceğim var. Doğrudur, Celal Bayar ile Menderes, birbirinden çok farklı iki tavır sergilediler, Yassıada'daki Yüksek Adalet Divanı'nın huzurunda. Celal Bey bu «yüce» adlı mahkemeyi ciddiye almadığını her haliyle belli ederken, Adnan Bey o mahkemenin hâkimlerine derdini anlatmak için çırpınır göründü:
– Arz edeyim Reis Beyefendi Hazretleri, diyordu.
Pek bilinmedik bir yorumdur, hatırımda kalan. Bir Alman gazetesinde çıkmıştı; ben Le Monde 'da okumuştum. Yorumcunun dediği *mealen şuydu (Gazetelerimize aksetmedi o zaman):
– Askerler, devirdikleri iktîdarın liderleri hakkında, Anayasa ihlali iddiası dışında bebek (düşük) davası diye, köpek (hediye) davası diye, sanıkları aşağılama amacı güden yan davalar da açtılar. Çünkü Anayasa'nın sahiden ihlal edildiğine ve sanıkların idamı gerektirecek suçlar işlediğine halk çoğunluğunu inandıramayacakları anlaşıldı. Bebek ve köpek davalarıyla, onları halkın gözünden düşürmeye çalışıyorlar.
Aynı yorumcunun bir dediği de şuydu:
– Eski Başbakan çok alttan alan tavrıyla onların bu emeline yardımcı olmaya, yani halk nezdindeki itibarı karşılığında kellesini kurtarmaya çalışıyor.
Sonuç, Alman yorumcunun tahminini doğrulamadı. Mahkemeyi küçümseyen Bayar değil, mühimseyen Menderes ile iki bakan arkadaşı idam edildiler.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ceyhun Tansu Ebinç)

  • Dikkatimi çekti, Türker (Alkan) Bey «elhasıl» yazıyor. Doğrusu «velhasıl» (velhasıl-ı kelam) değil mi?
    – İki şekilde de yazıyoruz; «Kısaca, özet olarak» anlamında. Sözlükler de, imla kılavuzları da, biri değil de öbürü, demiyor.
    Lugatçe
  • BERTAFSİL zf. «Tafsilatıyla, ayrıntılarıyla.»
  • MEALEN zf. «Kelimesi kelimesine değil de ana hatlarıyla, asıl anlamı açısından.»
  • MUAZZEP olmak. «Azap çekmek, acı içinde kıvranmak.»
    Bizim delibozukların yarışı
    Bir konuda ben çenemi tutuyorum. Sebebi, bizim patronun bir tembihidir.
    – Sen bu tür kavgalara katılma, dedi yıllar önce bana. Saygısızlık eden olur, ben üzülürüm.
    Mültefit, müşfik ifade amma, zaman zaman çenemi tutup yutkunmak zorunda bırakarak yoruyor beni. Yakından bildiğim bir özelliği, vergi konusundaki titizliğidir. Adamı neredeyse vergi kaçırmakla suçlamaya yeltenenler var. Hem de kimler! Sormayın ki perhizi bozmayalım!
    Avşar ile Tatlıses'i söylemeden, bu konuda iki laf olsun edeyim istedim. Hoş görüle!
    Ne demiş Avşar kızı:
    – Bu yıl 1,3 milyon YTL vergi verip, birinci olacağım.
    Kendinden söz ettirme yarışındaki başlıca rakibi olan Tatlıses, ertesi gün cevap veriyor:
    – Ben en az 1,5 milyon YTL vereceğim. Birinciliği kimseye kaptırmayacağım.
    Daha az vergi vermek için vatan değiştiren Charlie Chaplin'leri, Charles Aznavour'ları bildiğimiz şu dünyada, bizim delibozuklar da böyle yarışıyor.
    Adlar
  • «Bir Gaffur'dur gidiyor. Ben bu adı Gafur diye bilirim. Allah'a atfedilen özelliklerdendir; «Acıyan, bağışlayan anlamında», diyor okurlarımdan Aydın Cıngı.
    Şöyle devam etmiş: «Yoksa bu Gaffur da, sıklıkla muasır'ın muassır, muhatap'ın muhattap yapılması gibi, son hecenin ilk sert sessiz harfini, her ne hikmetse çift telaffuz etme eğiliminden mi kaynaklanıyor? Ne dersiniz?»
    – Yılmaz Erdoğan hakikaten'i hakketten'e çevirerek, elbette bilerek, bizi güldürüyor, ama yukarıda verdiğiniz örnekler buna benzemez. Benim dikkatimden kaçmıştı bu çift «f»li Gaffur; «a'cebü'l-acâib» olduğundan zahir.
    Haklısınız! Gaffur diye olmadığı gibi, Gafur adına da pek sık rastlanmaz; ama Gaffar var. Ben de size sorayım, ne dersiniz?
  • Ayça Şen, «Rüyaların psikolojisinde ben de Froyd gibi bir çığır açmayı planlıyorum» diyor (Radikal-Cumartesi, 6 ocak). Sigmund Freud'un adı da Sezar gibi, Napolyon gibi Türkçe okunuşunca yazılır oldu da, ben mi farkında değilim?
    Gene Ayça'dan öğreniyoruz ki Nietzsche, henüz adını okunuşunca yazacağımız mertebeye erişememiş; ona Niçe dememiş.