Evliya Çelebi attı mı dersiniz?

Muzipliği mi tuttu nedir, İlber Ortaylı tarihçiler dünyasında bir şehrayindir başlattı...

Muzipliği mi tuttu nedir, İlber Ortaylı tarihçiler dünyasında bir şehrayindir başlattı; iki gündür sağımızda solumuzda patlayan havaî fişeklerle irkiliyoruz.
Yıllar yılı övünme vesilemiz olmuş nice «tarihî» gerçeğin, palavralardan ibaret olduğunu söyledi: Katerina ile Baltacı o anlamda buluşmadılar. Ulubatlı Hasan diye biri yok. Fatih, Ayasofya'ya at sırtında girmedi. Pirî Reis haritası hiç olmadı. Evliya Çelebi'nin dediği gibi bir Hezarfen Çelebi, Galata'dan Üsküdar'a uçmadı...
Haydaaa!
Tarihçilerden «Çelebi'nin olmayan bir şeyi fantezi olarak yazacağına inanmıyorum» (Prof. Yusuf Halacoğlu), «Hezarfen hakkında belge bulunmayışı, yarın bir belge çıkmayacağı anlamına gelmez» (Prof. Bahaeddin Yediyıldız) diyenler oldu. Ama Prof. Halil İnalcık gibi, Prof. Mehmet Ali Kılıçbay gibi «Bu efsanelerin gerçek tarih diye okutulmasına» isyanını dile getirenler de vardı.
Ben de bu vesileyle, hocam Faruk Nafiz Çamlıbel'in attığı kahkahaları hatırladım.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nden bölümler okuyorduk edebiyat dersinde. Çelebi, bir Osmanlı vilayet merkezini fazlaca methettiyse, Faruk Hoca basıyordu kahkahayı:
– Çocuklar, anlaşılan buranın valisi eli açık adammış... Baksanıza Çelebi bu vilayeti methetmek için bülbül olmuş şakıyor. Paşanın eli sıkı olsaydı ağzını bıçak açmazdı bizim Evliya'nın...
Sınıf arkadaşlarımın hatırında kalan haliyle, sanırım Evliya Çelebi, gerçekleri yazayım diye çırpınan bir yazar değildir.
Merak ederim, bakalım tarih tartışması tavla tartışmasıyla boy ölçüşebilecek mi?
Çavuşüzümü

  • Manav, çıraklar, müşteriler... Daha önce hep birlikte hiç bu kadar gülmemişizdir.
    Ben sebep oldum. Kısa süren mevsimindeyiz, üzümler arasında göremeyince yakınımdaki gencecik çırağa sordum. İlk defa görüyorum, işe yeni girmiş olmalı.
    – Çavuş yok mu?
    – Hangi çavuş, diye hayret etti; öyle biri yok burda.
    Hepimiz birden gülünce şaşaladı. İlk günüymüş. Akşam yorgunluğumuzu almasına karşılık, ağız birliği ettik ve üzüm çeşitlerine dair kısa bir seminer çalışmasıyla cezalandırdık çocuğu.
    Dil Yâresi
    Yabancı kelimelerden tedirgin okurlarım:
  • «Fule ne demek? Aradım, hiçbir yerde bulamadım» (Güzin S. Doğru).
    – Türkçe Sözlük'te var: «Fule, adım aralığı.» Spor terimi olarak, koşucunun iki adımı arasındaki mesafe. Atletin veya yarış atının, koşarken her adımda yere basma tarzı.
    *
  • «İrrite olmak deyişini Türkçemize kazandıranların heykeli dikilmeli. Ne mene sözdür?» (Ali Uzel).
    – Fransızca s'irriter fiilini Türkçe'leştirme gayreti: anlamı «kızmak, sinirlenmek, öfkelenmek.»
    İrrite etmek şeklinde de kullanıldığını işitirsiniz. Modası geçmiş monşerlikten kalma kötü alışkanlıklarımızdandır. Sözlüklerimizde yeri yok.
    Doldur boşaltın Avşar'lısı
    Caddelere, sokaklara, daha çok da parklara, henüz hayatta olan ünlü (velev çok değerli, çok hayırlı) insanların adı veriliyor. Ve kınanıyor.
    Adının ömrünü uzatarak, kimi insanlar için beslenen sevgi, şükran, vefa duygularının belirtilmesi, her zaman çok tartışmalı bir konu olagelmiştir.
    Nitekim Ayvalık'ın Küçükköy Beldesi'nde bir bulvara Hülya Avşar adı verilmesi tepkilere yol açmış. Dayanışma derneği aleyhte kampanya başlatmış, şimdiden 3 000 imza toplamışlar.
    – Ad konurken neredeydiniz, diyecektim ki, dernek başkanının satırlar arasındaki bir sözü ilişti gözüme: «Adını değiştirin kampanyasını, Avşar, yörenin tanıtımına katkı sağlamadığı için başlattık» diyor (Milliyet, 3 eylül).
    Adı koyanlar ile kaldırın diyenlerin aynı insanlar olduğu anlaşılıyor.
    Mahmut Küçük
    Birden eski arkadaşlar arasında bulursunuz kendinizi. Geç öğrenilen bir gerçek daha: geçen yıllar, cenaze törenlerinin anlamını da değiştiriyor. Hele yaşça sizden küçük olanlardan biriyse aranızdan ayrılan...
    Hürriyet'te, öğle saatlerinde tenhalaşan bir asansörde rastladım Mahmut Küçük'e. Çok önce değil, yakın günlerden birinde:
    – Mahmut iyice incelmiş, küçücük olmuşsun.
    – Ee, benim soyadım Küçük ağabey, dedi.
    – Sahi, spor servisinde «Mahmut Küçük Allah büyük» derlerdi de, aklım sıra düzeltmeye çalışırdım: Onun aslı «Allah büyük, ama sandal küçüktür» diye. Hatırlar mısın?
    O 12'nci, ben 13'üncü kata çıkıyoruz. Yol boyu güldük. Düşünüyorum da, yüzünün gülmez halini hiç hatırlamıyorum Mahmut'un...
    Müspet insan, iyimser mizaç dedikleri Mahmut muydu acaba?
    Bahse girerim, Mahmut'la tatsız hatırası olan tek kişi yoktur aramızda... Hep dua ederiz ya, «Nur içinde yat!» diye; nurlu bir adamdı bizim Mahmut.
    Şairin, Yüzünde bir bitmez, tükenmez nur, / Buğulanır gözlerinde gençlik yılları / Yapraklar gibi savrulur... dediği adamdı.
    Savruldu. Mekânı cennet olsun!