Evren ile Eren, birlikte anıldı

Bir siyaset tanrısı sanki, gözüne kestirdiği gençleri tutup, meydanın orta yerine bırakıyor. Devlet adamı (isterseniz toplum lideri diyelim) yetiştirme geleneği olmayan ülkelerde daha rahat hareket edebilmesinin anlaşılmayacak bir yanı yok.

Bir siyaset tanrısı sanki, gözüne kestirdiği gençleri tutup, meydanın orta yerine bırakıyor. Devlet adamı (isterseniz toplum lideri diyelim) yetiştirme geleneği olmayan ülkelerde daha rahat hareket edebilmesinin anlaşılmayacak bir yanı yok.
Ülkemizde son yüzyılın zirvelere tırmanmış siyasetçilerini hatırlayın, ondan sonra tekrar düşünün ilk paragrafta söylemeye çalıştığımı. Bir ikisi için tarifine uymuyor, diyebilirsiniz. Ben de bir meselle savunurum fikrimi: İstisnalar kaideyi bozmaz!
12 Eylül tarihli gazetelerde öne çıkan iki isim vardı dün: Erdal Eren ile Kenan Evren.
– «Asmayalım da besleyelim mi?» yönetim anlayışının kurbanlarından, 17 yaşında idam edilen Erdal Eren'in yerinde oğlunuzun bulunduğunu düşünebilir misiniz?
Dehşet verici bir sual değil mi? Zihnimde aynı tepkiyi uyandıracak bir sual daha var:
– Ya bugün 90 yaşına gelmiş dayanmış Kenan Evren'in yerinde olmaya, ne dersiniz?
Böylesine istenmeyecek bir durumda, insanın kendisine karşı ne kadar müsamahakâr olması gerektiğini de düşünmeye çalışın! Ben denedim, beceremedim. Altından kalkılabilir bir mahkûmiyet değil. Yukarıda, siyaset şeytanı diyemediğim için, tanrı kelimesine haksızlık ettiğimin de farkındayım.
*
Ülkemizin kaderi konusunda fikir beyan edenlerden (söyleyenlerden, yazanlardan) arada bir, «Bu ülkenin yeni bir darbe teşebbüsüne tahammülü yoktur» deme ihtiyacı duyanların sayısı, farkında mısınız giderek artıyor?
Sivil otoriteyi tanımazdan, olmadı tartışmaktan yana tavır takınanların, giderek daha çok ve daha sert tepkiye maruz kaldıklarını görmemek için de kör olmak lazım. Geçende Batılı bir yazar bize seslenerek «Demokrasi yolunda çok yol aldınız, diye takdirini söyledikten sonra, ayıbımızı yüzümüze vurmaktan da geri durmuyordu: Kolay değil, son elli yılda dört kere sakata geldiğiniz, ara vermek zorunda kaldığınız halde devam edebildiniz.»
Vatan'ın, 27'inci yıldönümünde 12 Eylül'ün bilançosunu özetleyişi anlamlıydı: 14 000 vatandaşlıktan tart, 171 işkence sonucu ölüm, 144 kuşkulu ölüm ve 50 idam; asılanlardan biri de gencecik Erdal Eren.
12 Eylül'leri unutmamaya ve unutturmamaya gene de ihtiyacımız var.
En sağlam güvencemiz, «Demokrasinin baş düşmanı müdahaledir» inancı olabilir.
Dil Yâresi

  • Sağ yandaki kitap yazısına, «Ekran sayesinde...» diye başlamıştım. Sayesinde'yi çizip yüzünden yazdım. Melek ile Şeyda'ya sordum:
    – Hangisi doğru, diye?
    – Demek istediğinize bağlı, dediler. Çok ünlü tanımaktan memnunsanız «sayesinde», şikâyetçiyseniz «yüzünden» yazın.
    Açıp tek tek sözlüklere baktım. Evet, «-den ötürü» anlamı iki kelimede de var. Bir fark da var ama... Ben televizyonun bize, sonradan kim olduğunu çıkaramayacağımız kadar çok kişiyi tanıtmasından şikâyetçi olduğum için yüzünden'i tercih ettim.
    8 sözlüğe baktım. Yalnız Ayverdi Sözlüğü'nde gördüm, parantez arasında (Olumsuz sebep bildirir) uyarısını.
    Kitap değil de, yazarı güzel
    Ekran yüzünden sanırım, tanıdığımız ünlülerin sayısı çok arttı. Hele güzel kızlar konusunda ben, çoğu zaman, ünlüleri birbirine karıştırıp mahçup da oluyorum. Gene Melek'e sordum:
    – Bu hanım kızın (Şahnaz Çakıralp) adı Şehnaz değil de Şahnaz mı? (Evet, Şahnaz'mış!). Peki, ben onu nereden tanıyorum? (Hatırla Sevgili'de hapse giren DP'li bakanın metresiydi).
    Sormamın sebebi de, «Bu kitap satmıyor» haberini veren tuhaf gazete ilanı. Bu hanım kız Cumhuriyet'te yayımlanan (Bakın ben bundan da habersizim!) yazılarının, bir yayımcının ısrarı üzerine kitap haline getirilmesine lütfen razı olmuş. Yayımcı, kitabı ilgi görmedi, diyor; benim kitabımı niye görünür yere koymuyorsunuz diye kitap satış yerlerini rahatsız etmeye başladı. Çakıralp ise, yayımcı paramı ödemedi, zaten yalancı, hatta dolandırıcı bir adam olduğu iddiasında.
    Benim aklımdan geçeni Ayşe Arman yayımcı Şenol Koray Sakınmaz'a sormuş:
    – Bu ilanın bir pazarlama stratejisi olmadığını biz nereden bileceğiz?
    «Strateji filan değil» demiş adam. Şunu diyen de o: «Hani güzel ya, oyuncu ya, CHP'de boy gösteriyor ya (Bakın, Şahnaz kızımızın siyasetçi yanı da varmış!), kitabı satar zannettim.
    Kitap zaten bu memleketin bir talihsizidir. Onu bir de «Yazarı güzel ya!» diye perişan etmeseniz, olmaz mı?
    Prof. Özbudun'u dinledim
    Taha Akyol, Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Ergun Özbudun'la faydalı bir konuşma yaptı. (Eğrisi Doğrusu, 12 eylül, CNN Türk)
    Gerekçeli tasarı metni 170 sayfaymış, evet okumak lazım.
  • Kulaktan dolma bilgiyle anlaşılır birşey değil. Yazılı kültür faslına girer.
  • Her maddenin hukukta ayrı yeri ve ülkeden ülkeye değişen tarihçesi var.
  • Uğur Mumcu'nun özdeyişiyle bilgi sahibi olmadan fikir yürütülecek bir konu değil.
  • Prof. Özbudun'u dinleyince, yalnız bizimkileri değil birçok demokrasinin anayasalarını karşılaştırmalı olarak incelediklerini anlıyorsunuz.
  • Profesörün şu sözü de önemli: «Bu 6 kişinin görüşüdür. AKP'yi bile bağlamaz.»