Fatih Terim'den bir lider çıkar

Lisede oynadım biraz, ama futbole dair laf edecek kadar bilgim yok. Soran olursa hâlâ «Fenerliyim» desem de, Fenerbahçe takımını sahada (ve televizyonda, evet) görünce, oyunculardan hiçbirinin adını bilemiyorum.

Lisede oynadım biraz, ama futbole dair laf edecek kadar bilgim yok. Soran olursa hâlâ «Fenerliyim» desem de, Fenerbahçe takımını sahada (ve televizyonda, evet) görünce, oyunculardan hiçbirinin adını bilemiyorum.
Hâlâ unutmadıklarım 40'lı yılların futbolcularıdır. En yakından tanıdıklarım ise Beşiktaş Kulubü'nün oyuncularıydı. O semtlerin çocuğuyum. Kabataş Lisesi ile Şeref Stadının arası, sanırım bir kilometreden çok değildir.
Benimsediğim futbol yıldızları da vardı. Beşiktaş'tan Şeref Görkey (bana göre elbette) en beyefendi futbolcuydu. Hakkı Yeten'in bana «adaşım» demesiyle övünürdüm. Ama benim takımım olsa, alacağım ilk futbolcu Çengel Hüseyin'dir, derdim (Soyadı Saygun'du).
Zeki Rıza Sporel'lerin, Bekir'lerin, Alaeddin'lerin, Aslan Nihat'ların, Refik Osman'ların emekliye ayrıldığı yıllardı benim sporla içli dışlı (!) olduğum yıllar. Gündüz Kılıç meşin topla helalleşmek üzereydi. Onu gazeteci olarak tanıdım sonradan. Şükrü Gülesin'le o Roma'da yaşarken ahbap olduk. Galatasaray'dan arkadaşlık edebildiğim bir futbolcu sağaçık Sabri'ydi. Sonra Metin Oktay. Coşkun Özarı'yla spor gazeteciliğinde işbirliği bile yaptık.
Küçük Fikret (Kırcan), Lefter Küçükandonyadis, Can Bartu, kalecilerden Cihat Arman, Turgay Şeren çok beğendiğim futbolculardı.
*
Futbol da nereden çıktı, diyeceksiniz. Dün Fatih Terim'in, hezimete dönen Malta millî maçından sonraki basın toplantısını seyrettim. Son yıllarda benim de ilgilenmekte devam ettiğim tek futbol adamı odur. Çok ilgi çekici bir kişiliği var.
İddiasız Malta millî takımıyla berabere kaldılar. Alışılmış bir basın toplantısı olsa, gazeteciler teknik direktörü sıkıştırır ve adamakıllı hırpalar, değil mi?
Ne münasebet! Bilakis, Fatih onları bir güzel benzetti, desem yalan olmayacak.
Bir koçu tarttığı hassas teraziye bakın:
– Hatasız emek olmaz, diyor. Emek sarf ettim. Siz bilir misiniz başarısızlıkları tek başına sırtlamanın ne demek olduğunu? Ben o cesareti gösterdim. Kimseden yardım istemedim. Sığınacağım tek liman ailem oldu. (Haydi, içinde bir eleştiri olan sual sorun, bakalım!)
– Oyuncularımın kılına dokundurmam, diye kükrüyor. Sonucu ben tayin ederim onlar değil. Artık biraz değişin! (Gazetecilere hadlerini bildiriyor.) Biz değişelim, siz de değişin! Gazetecilik diye bir meslek var, ama insafsızlık diye bir meslek yok. Eleştirmek başka, üzmek, acıtmak başka bir şey.
Ve konuşmasına son noktayı bir çeşit özdeyişle koyuyor:
– Arkadaşlar! Ben bu saatten sonra ders almam!... Ders veririm!
O kadar! (Bunu ben ekledim.) Fatih Terim, toplantıyı şu tebliğle kapattı:
– Bu turnuva sonuna kadar kimseyle röportaj yapmayacağım, hiçbir beyanat vermeyeceğim. Bu süreyi bensiz tamamlayacaksınız.
*
Her faaliyetin koçu var da, siyasetin yok mu kuzum? Burada göze batacak kadar, (yıllardır hep karşımızda duran) bir siyasî yetenek var da, bir talibi çıkmıyor mu? Sadece milletvekili, bakan değil, liderliğe aday dört başı mâmur bir siyaset yeteneğinden söz ediyoruz bey- leeer, siz nerelerdesiniz?
Bakın Cindoruk da ne diyor!
Tarih bilgelerden yana zengindir. Çağımızın, demokrasiyle yönetilen toplumlarında nedense pek sesleri çıkmıyor.
Çıksa da hep geç kalıyor, olumsuz uyarılarıyla yorgunu yokuşa sürmekle kalıyorlar.
Sezer'in süresi sona eriyor diye harekete geçen siyasetçileri, eski Başsavcı Sabih Kanadoğlu, «367 oy her hâlükârda lazımdır» diye uyardı. Bahçeli'nin desteğiyle o engeli aştık diye sevindiler.
Dün baktım (Vatan'da Mine Şenocaklı'nın mülakatı), hem hukuk hem siyaset bilgesi olan, benim de iyi dostum Hüsamettin Cindoruk hendeğin aslında aşılmadığını söylüyor:
– Anayasa Mahkemesi'nin 367'yle ilgili kararına muhalefet var, diyor. Orada Cumhurbaşkanlığı seçiminin uzlaşmayla yapılması gerektiği söyleniyor.
Sonra referanduma sunulacak maddeyi hatırlatıyor Cindoruk:
– Bir geçici fıkra «11'inci Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir» diyor. Halk referanduma «evet» oyu verirse, Yüksek Seçim Kurulu yeni seçim için takvim yapmak zorunda. Yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesi için...
Bir eleştirisi var: «Cumhurbaşkanı seçimine geçilmeden önce bu sorun çözülmeliydi.» Yorumda bulunuyor: «Gül'ün cumhurbaşkanlığı, halk tarafından yeni cumhurbaşkanı seçilinceye kadar sürer. Tabii Gül kendi aday olur ve kazanırsa, mesele yoktur.»
Çaresi: «Bence yağmur duasına çıkar gibi, Akpartililer duaya çıksınlar da, halk o referandumu reddetsin... Mesele biter.»
Yoksa?
«Yoksa, diyor bilge Cindoruk, 21 ekim'den sonra, ocak ayından itibaren, Cenabıhakkın izniyle yeni bir dindar cumhurbaşkanı seçmek için tekrar halkoylamasına gideceğiz.»
Vatan'ı görmeyen okurlarımın haberi olsun, istedim.
TELAYNAK

  • Star'da Bir Dilek Tut yarışması, görme engelli Mutlu'nun birinciliğiyle sona erdi.
    Sunucular Cenk Eren ile Gül Gölge; jüri Emrah, Şenay Düdek, Yeşim Salkım ve her hafta değişen bir ünlüden oluşuyordu. Ara sıra durup seyrettim.
    Jürisiyle, sunucusuyla kadronun fazlaca «popüler» hal ve davranışları dikkatimi çekiyordu doğrusu. O merakla reytinglerine bir bakayım, dedim. Tüm seyircide 5'inci, AB grubunda 1'inci sıradaydılar.
    Ben mi reytingi çarpık biriyim, diye soruyorum bazen.