Fedon'un haklı şikâyetlerini işitmezden gelebilir misiniz?

Dün Hürriyet'in Kelebek ekini çok sevdim. Benim her zaman ilgi duyduğum bir ektir bu, ama dün bana şirin görünmesinin sebebi bir magazin haberi değildi.

Dün Hürriyet'in Kelebek ekini çok sevdim. Benim her zaman ilgi duyduğum bir ektir bu, ama dün bana şirin görünmesinin sebebi bir magazin haberi değildi.
Manşette değerlendirdikleri mülakat, aslında Tempo dergisinde yayımlandı. Orada Enis Tayman, «Bir arada yaşamak» ana başlığı altında İstanbul'dan beş çiftle konuşmuş ve sormuş:
– Zor oldu mu?
Kelebek ekibi mülakatların, bence de en ilgi çekici olanını seçmiş: babası Rum, annesi Ermeni olan ünlü (ve yakışıklı) şarkıcımız Fedon ile Ermeni (ve pek güzel) eşi Eda Kalyoncu ailesini. Ana-babalar ve çocuklar arasında, Kalyoncu ailesinde Türk enişteler, damatlar ve Yahudiler de var. Yani Ordotoks, Hıristiyan, Müslüman, Musevi hepsi bir arada... İstanbullu bir Osmanlı-Türk ailesi de, diyebiliriz.
İşte bu aile ve bu niteliğiyle, gündemimizin yazık ki son günlerde fazla ilgi gören bir meselesinin de miyarı (ölçütü) niteliğini taşıyor.
Ben tanışmadım. Ama ekranlardan tanıyabildiğim kadarıyla, Fedon, yiğit ve sevimli bir adam. Tanışsak birbirimizi severdik izlenimini alırım hep.
Mülakattan alıntılara Fedon'un şu sözüyle girelim:
– Hissettiğim Hıristiyan olmamın huzuru, Türklüğün gururudur, diyebilirim.
– Ermeniler, Rumlar yurtdışında bir şey yapıyor, kabak benim başıma patlıyor.
– Türk bayrağı ve silah üzerine yemin ettim, ama onbaşı imtihanından çıkarıldım.
– Öldüğümde bana Allah rahmet eylesin denmeyecekse üzülürüm.
– Senatör olabiliyorum, ama polis, asker, hatta çöpçü olamıyorum. Oğlum Theo polis olamaz. Kızımın eşi Müslüman Türk, subay olsaydı istifası istenecekti. Torunum Can, istese askerî okula gidebilecek mi sanıyorsunuz... Nerede benim Türk vatandaşlığım?
– Yunanistan'a gittim Türk tohumu oldum, burada gâvurum. Çok üzülüyorum.
– Bana gâvur diyorlar ya, ben bile gâvursam, Türkiye'nin AB'de ne işi var, demezler mi adama?
– O katil çocuk, Hrant Dink'in neyin savaşını verdiğini bile bilmiyordu muhtemelen. Zaten Hrant bence, Ermeni olmasından önce aydın olduğu için öldürüldü.
*
Fedon şikâyetlerinde haklı. Bu ayıplamanın muhataplarından biri de ben değil miyim, diye düşündüm doğrusu. Beni rahatsız eden sual şu:
– Rum, Ermeni, Yahudi arkadaşlarımdan biri, karşıma geçip, daha önce benden bu yanlışların hesabını niye sormadı? Haklı şikâyetleri anlayışsızlıkla karşılayacak biri olarak mı görünüyorum, ben yakınlarıma?
Pekâlâ, eğer öyleyse kendimle hesaplaşırım.
Bu vesileyle kutlamak istediğim, doğrusu Fedon ve mülakatı yapan Enis Tayman ile Tempo'nun Yayın Direktörü Murat Sabancı dışında, iki meslektaşım daha var: Doğan-Burda Dergi Yayımcılık'ın başındaki Mehmet Y. Yılmaz ile Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök. Emektar meslekdaşları olarak (ve onları da eleştirme hakkımı saklı tutarak), Türkiye'nin temenni ettiğim geleceğine sahip çıkan iki değerli gazeteci.
Niye «Toprağı bol olsun»?
Son günlerde tartışma konusu oldu. Yanda okumuşsunuzdur, Fedon da şikâyet makamında «Öldüğümde bana Allah rahmet eylesin denmeyecekse, üzülürüm» diyor (Tempo, 1 şubat).
Ben de, büyüklerden işittiğim gibi Müslüman olmayan ölmüşlerden hep «Toprağı bol olsun!» veya «Dinince dinlensin!» diye söz ettim. Bildiğim, belki de yakıştırdığım sebep, RAHMET'in İslamî bir kavram olduğu düşüncesiydi. Müslüman olmayan biri hakkında rahmet dileği, onun inancını ihmal ve ona saygısızlık eden bir ifade sayılırdı.
Demek artık, sanılırdı dememiz gerekiyor. Hay hay!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ömer Rasim Pamukçu)

  • Mine G. Kırıkkanat'ın bir yazısında gördüm: «Bu dünyada en saygı beslediğim insanların başında, bir küçük parmak eni ve yarı boyunda yaprak dolması sarabilenler gelir. İçinin lezzet kıvamını tutturmak bir yana, dolmanın dış yaprağını sarmak, her babayiğidin harcı değildir. Bendeniz anayiğit olarak bir kez sarmaya kalkıştım, dolmadan çok, en kallavisinden üstelik patlak bir Havana purosuna benzedi; hayatımın ilk, tek ve sonuncu yaprak sarması olarak tarihin çöplüğünü boyladı. O gün bugündür her tür yaprak dolması'nın yalnızca yemesini bilir ve severim...» / «Evde sarılmış yalancı dolma'nın...»
    Aynı şeyden bahsederken bazen dolma, bazen de sarma demesindeki mantık yürütmeyi ben anlayamadım. En sondaki yalancı dolma da ayrı bir çeşni katmış yazıya.
    Çok basit. İçi doldurulan şeylere dolma, dışı sarılarak elde edilenlere de sarma demek gerekir. Dolma doldurulur, sarma sarılır...
    Düzeltilmesine zerrece katkım olabilirse, ne mutlu bana...
    – Sözlüğe baktım Ömer Rasim Bey. Anlam tariflerini aktarmakla yetineyim.
    DOLMA. «Tavuk, kuzu gibi hayvanların veya biber, domates vb. sebzelerin içine pirinç ve başka şeyler doldurularak pişirilen yemek.»
    SARMA. «Lahana, pazı ve asma yaprağının, hazırlanan içle sarılmasıyla yapılan etli veya zeytinyağlı yemek.»
    YALANCI DOLMA. «Biber, patlıcan, asma yaprağı gibi sebzelerle yapılan, kıymasız, zeytinyağlı dolma.»