Fikret Bila bunu hak etmedi

Tayyip Erdoğan hapsedildiği zaman ziyaretine gidip yanağını okşayarak onu teselli edenlerden değilim. Şayet gidebilseydim, yanak okşamak ne haddime, belki bir elimi kolunun üstüne koyup:

Tayyip Erdoğan hapsedildiği zaman ziyaretine gidip yanağını okşayarak onu teselli edenlerden değilim. Şayet gidebilseydim, yanak okşamak ne haddime, belki bir elimi kolunun üstüne koyup:
– Dilin cirmi küçük, cürmü büyüktür derler Tayyip Bey. Bu ceza hayli ağır kaçtı, ben de onaylamıyorum. Ama şu kadarını söylemeden de edemeyeceğim, derdim herhalde. Siyasette baş meziyet «lafını bilmek»tir.
Uzaktan, Başbakan'ın gerektiği zaman uyarıldığı izlenimini de almıyorum doğrusu. AKP kendini bütünüyle Tayyip Bey'e teslim etmiş görünüyor. Parti için olduğu kadar, kendisinden imkânsıza yaklaşır ölçüde çok şey beklenen lider için de tehlikeli bir durum.
Geçen gün Meclis balkonunda boy gösteren partili gençler tarafından tribün üslubuyla desteklenen Erdoğan'ın, durup tezahüratın sona ermesini beklerken yüzünde beliren mutlu ifade dikkatimi çekti. Her zamankinden farklı bir memnuniyetti bu. Tezahüratı ertesi gün, bir diğer AKP'li kınadı.
Kim miydi? Meclis Başkanı Bülent Arınç. Çok sevdiği ve sık sık tekrarladığı deyişle «Meclis'teki tezahüratı seyrederken tüylerim diken diken oldu» dedi. Alenen eleştiriyor mu, diye durup bekledim. Ama arkası gelmedi.
*
Bizde siyasetçiler ve hepsinden çok da liderler fazla konuşuyor.
Bunu daha önce, rahmetli Ecevit'i eleştirerek de söylediğimi hatırlıyorum. Bülent Bey neredeyse her toplantıya katılıyor ve orada konuşulacaklar konusunda, sümmettedarik hazırlandığı çok belli bir şeyleri de o söylüyordu.
Öyle bir hal ki bizim başbakanlarımızın, her gün bir vesileden faydalanarak kürsüye çıkmadıkları taktirde vazifelerini gereğince yerine getirmedikleri gibi yanlış bir vehme kapıldıkları bile düşünülebilir.
Şimdi Erdoğan sürdürüyor bu gelenekleşmiş yanlışı. Her gün, gazetelere ve televizyon ekranlarına yansıyacak nitelikte bir konuşma yapıyor.
Kazara vesile zuhur etmediyse, sorulan suallere manşetlerde yer alacak cevaplar vererek, bu açığı kapatmaya adeta özen gösteriyor. Geçenlerde bir gün:
«Bir, MGK toplantısında sızdırma hareketini yapan bir defa ihanet içerisindedir. İki, yayınlayanlar da buna ortaktır. Bunu bu kadar açık ve ağır konuşuyorum. Bunu bu ülkeye ihanet olarak kabul ediyorum», dedi.
Kimdir bu hainler?
Fikret Bila ile Milliyet gazetesi. Yani Başbakan'ın öfkeli ve ölçüsüz bir beyanıyla saygınlıklarından mahrum edemeyeceği, Türk basınının iki değerli kurumu.
Bu sözler, kime ve neye yaramıştır sualine cevap verecek biri çıkar mı, bilmiyorum. Ama kime zarar verdiği ve vermekte devam edeceği hiç terddütsüz bellidir.
Adlar

  • Burak soruyor, «Bennu adının anlamı nedir?» diye.
    – Bennu'yu bilmiyorum, sözlüklerde de rastlamadım. Bennâ, «mimar, kalfa» demek Arapça'da. Benne, Arapça «güzel koku». Farsça Benû, (küme). Bengi, Bengü veya Bangu, «sonsuz». Bensu, «aysu, birsu» gibi bir ad teklifi. Arapça Benun var, ama ad olamaz, «oğullar» demek.
    «Cihannüma»sız Radikal'ler
    Fethiye'den bir Cihannüma okuru telefon etti. Adı Cihangir Ergene.
    – Radikal'de üst üste üç gün yazınızı göremeyince, doğrusu çok merak ettim, dedi. Hakkı Bey hastalandı mı, ne oldu, diye telaşlandım. Pazar yazınızı yerinde görünce ferahladım. Kuzum ne oldu size?
    Anlattım kendisine.
    Son zamanlarda birçok gün, yazımı Radikal'e ulaştırmakta gecikiyorum. Daha önce yazılarımı Lerna diziyordu. İdâri değişiklikler sonucu o bizi bırakınca, Melek'in dizgi işini de öğrenmesi ve üstlenmesi gerekti. Ben de yeni bir tempoya giremedim. Bizi defaatle uyaran teknik servislerin, Cihannüma'yı daha fazla bekleyemeden «Basıla!» talimatı vermesi doğru ve haklı bir uygulamadır.
    Onlardan özür dilememiz durumu düzeltmiyor elbette. Cihannüma'yı arayıp da yerinde bulamayan okurlarımdan da özür dilerim. Gecikmemenin bir yolunu bulacağım.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Mehmet Pazaroğlu)
  • Makina'da (Kanal D, 24 şubat) «tıg tımar şahmerdan» diye bir deyim kullandınız. «Çaresiz» anlamına geldiğini tahmin ettiğim ve zaman zaman kullandığım bu deyimin doğru imlasını ve anlamını yazarsanız, çok memnun olurum.
    – Farsça tig veya tığ «kılıç» demek; teber «küçük balta»; merdan «yiğitler, mert insanlar» şah-ı merdan, «yiğitlerin şahı».
    Halk dilinde tigteber «parasız pulsuz» anlamına gelir; tigteber şah-ı merdan da «her şeyini kaybetmiş, elinde avucunda bir şey kalmamış» anlamında bir deyimdir.
    Kaynaklarda değişik imlası var: Tigi teber, şahı merdan (Meydan Larousse); Tîgi teber, şahı merdan (Deyimler Sözlüğü); Tiğteber şâh-ı merdan (Ayverdi Sözlüğü).
    (İhsan Ak)
  • «Güvence parası» (veya «pey akçesi») anlamındaki «kapora» kelimesinin doğru yazılışını ben «kaparo» diye biliyorum. Baktığım sözlükler de böyle yazıyor. Ama TDK'nın internet sayfasında «kapora» yazılı. Kime güveneyim?
    – TDK'nın son baskısında da «kapora» şekli tercih edilmiş. Kelime İtalyanca caparra'dan alınmadır. Yani siz haklısınız. Doğrusu kaparo'dur, diyebiliriz.