«Fişinizi alın gari!» dediğinde

Halk ile hükûmet birbirinin dilinden ne kadar anlar, dersiniz? Suali teklifsiz soracak olursak:</br>&#8211; 2007 yılının ocak ayı bugün sona eriyor. Alışverişinizi yaparken, fişinizi alıp bir köşede toplamaktan vazgeçtiniz mi?

Halk ile hükûmet birbirinin dilinden ne kadar anlar, dersiniz? Suali teklifsiz soracak olursak:
– 2007 yılının ocak ayı bugün sona eriyor. Alışverişinizi yaparken, fişinizi alıp bir köşede toplamaktan vazgeçtiniz mi?
Yıllardır devam eden düzende sizce ne değişti? Satıcı gene fiş vermek zorunda mı? Biz de, fişimizi istemeli miyiz? Bir şey sona erdi dediler, ama neydi? Ve:
– Topladığımız fişlerle yıl sonunda gene vergi iadesine hak kazanacak mıyız?
Ben kendimce bir anket yaptım. Siz de sorun yakınlarınıza: neyin değiştiğini bilen birine bakalım rastlayacak mısınız?
*
«Profesyonel» gazete okuru sıfatımla benim bilebildiğime göre, 1 ocak 2007'den itibaren vergi iadesi uygulaması sona erdi, ama satışları fişle belgeleme zorunluluğu aynen devam ediyor.
Maliyenin endişesi, vergi iadesi olmayınca fiş talebi çok azalır düşüncesinden ileri geliyor. Hani Osman Arıoğlu'nun, (Gelir İdaresi Başkan Vekili imiş) bize bu konuda Pijamalı Gaffur aracılığıyla seslenme niyeti vardı ya! Bundan maksat, sevdiğimiz birinin ağzından bizlere, «Aman KDV yok diye fiş istemekten sakın vazgeçmeyin!» demekti. Akıllarına gelenin en etkili kişi olamayacağını söyleyenler arasında ben de vardım.
Vergi ödeme, vatandaşlığın başlıca icaplarından biri. Pijamalı Gaffur'a ben apartmanın koridorunda rastlasam, içimden selamını almak bile gelmez. Fiş almayı ihmal etme diyen oysa, inadına almam belki de!
Bunu tekrarlıyorum, ama beğendiğim bir oyuncu olan Peker Açıkalın'ı incitmek de istemem. Benim sinirlendiğim, Gülse Birsel'in Gaffur adlı yaratığı. Bir kere daha tasvirine girişmek bile gelmiyor içimden. Oysa Ekmek Teknesi'nin Cengiz'ini (gene Peker Açıkalın'dı) ne kadar severek, beğenerek seyretmiştim.
Dün bu konuda iç açıcı bir haber okudum. Fiş konusunda bizleri uyarmak için Pijamalı'dan vazgeçerek, başka biri üzerinde durmuşlar. Ödemişli ve karşılaşsanız, boynuna sarılmaktan kendinizi alamayacağınız kadar sevimli bir hanım. Adı Ayşe Elmacı imiş, bunu öğrendiğime bile sevindim. Hepinizin bildiği ve eminim çok benimsediği biri.
Hani patates cipsi reklamlarında «Yiyin gari!» diyen, o iç açıcı, görmekten-işitmekten bıkmadığınız, Allah vergisi sevimlilik kumkuması, Ödemişli hanım.
– Fişinizi alın gari! derse, dinlemezlik edebilir misiniz?
Alıntı

  • İlhan Selçuk. «Evet, İsmail Cem bu büyük oyunda (BOP, «Büyük Ortadoğu Projesi») ne yazık ki kullanıldı...
    «Kemal Derviş'e inandı... Ama boşluğa düştü... Düşürüldü...
    «Menhus hastalığın bedenine yapışmasındaki zamanlama bu süreçle uyumludur.» (Cumhuriyet, 27 ocak)
  • Fatih Altaylı. «İsmail Cem'in cenazesinde gözlerimin Kemal Derviş'i aradığını söylemeden geçemeyeceğim. İsmail Cem'e hayatının kazığını atıp, sonra çekip giden Kemal Derviş'i.
    «Belki de, Cem'in kanser olmasında payı olan Kemal Derviş'i. Hiç değilse cenazesine gelip, bir özür dileyemez miydi?» (Sabah, 27 ocak)
    Bizim «Ermeniliğimiz»
    Lisede öğretmen olsam, tecrübeli bir hocaya danışıp onayını aldıktan sonra, bugün öğrencilerime tahrir (kompozisyon, yazı) konusu olarak şunu verirdim:
    – «Hepimiz Ermeniyiz» sözünden yola çıkarak, ne söylemek istersiniz?
    – Ooo! Sen eğitime siyaset bulaştırdın, diye kamete kalkmayın hemen. Başlarken, tecrübeli bir eğitimciye danışırdım, dedim değil mi? Onun da bana:
    – Hangi çağda yaşıyoruz Hakkı Hoca? Öğrenciye sorulacak sualin sansürü mü olur, demiş olacağını düşünüyorum.
    Çocukların yazdıklarını, birer çay söyleyip okumaya başlasak. Nelerle karşılaşırdık, dersiniz? Tahminde bulunabilir misiniz?
    İki gündür köşekadıları bu sualin cevabını vermekle meşgul. Biz de ibretle okuyoruz, diye kestirip atan da olurdu herhalde; iki ana (!) fikirden birini benimseyip, farklı görüşte olanları kötüleyen de... Var zaten.
    Böylece çocukların ne düşündüğünü anlamış mı olurduk? Bence hayır! Bu olsa olsa sıradan bir zekâ testi yerine geçerdi.
    Ve ben en yüksek notu elbette, söze, «Bu konuda büyük Türk ve Müslüman Düşünürü Bülent Ersoy der ki...» diye giren öğrenciye verirdim.
    Dil Yâresi
  • Yan yana iki sayfada iki haber başlığı (Hürriyet, 13 ocak):
    1. «Çin'in yanında Pakistan da tehdit çorapta kendinizi modifiye edin.»
    Hiç değilse tehdit'ten sonra bir virgül konabilirdi. «Kendinizi modifiye edin» denmiş; «Kendinizi değiştirin» demekte bir sakınca mı vardı, dersiniz?
    Bu haber metninde kullanılan yabancı kelimeler de dikkati çekiyor: basic (temel), direktör (yönetmen, müdür), materyal (gereç, malzeme), fonksiyonel (işlevsel), volüm (miktar), kalite (nitelik), global (toptan, toplam), pozisyon almak (cephe almak).
    2. «Marker'ın enjekte sorumluluğu şirketlerde.»
    Haber metninde enjekte etmek birleşik fiili var. Enjekte kelimesi yalnız bırakılınca, «Bu işin organizesini kim yaptı?» diyen gülünç Türkçe çıkıyor ortaya.
    Gazetelerde istenen, ilk okuyuşta anlaşılacak başlıklar değil midir Allah aşkına?