Fotoğrafla seçmen çoğaltma

Anadolu?da berberlerin diş de çektiği yılları çoğunuz bilmez. Dahası var. Çok eski de değil, bizim üniversiteye devam ettiğimiz yıllarda...

Anadolu’da berberlerin diş de çektiği yılları çoğunuz bilmez. Dahası var. Çok eski de değil, bizim üniversiteye devam ettiğimiz yıllarda, askere alınan gençlerden (yani 20’sini geçmişlerden) sünnetsizler içtimaa çağrılır ve topluca bir devlet hastanesine gönderilirlerdi. Gecikmiş ameliye orada icra edilsin, diye.
Akla, o yaşa kadar neyi beklerlerdi, suali gelecektir. Son sekiz on yılda köylerine seyyar sünnetçi uğramadıysa, yapacak bir şey yoktu da ondan.
Çağrışım, delişmen bir rehberdir; insanı aklına gelmedik, merak da etmediği yerlere, hadiselere, kişilere götürür bazen.
Dün Hürriyet’in birinci sayfasında yer verilmiş büyükçe bir fotoğraf vardı. Üstünde de    renkli kalemle çizilmiş sekiz on daire. Tekrarlar kolay seçilsin diye işaretlenmiş. Yüksekçe bir yerden çekilmiş bir fotoğraf, bütünüyle miting dinleyicileri kalabalığını gösteriyor.
Dikkatlice bakınca görüyorsunuz; bir grup insan birkaç yerde birden gösterilerek ve bu muamele fotoğrafın her tarafında defalarca tekrarlanarak, oradaki insan topluluğu aslında olduğundan birçok kere daha kalabalık-mış gibi gösterilebiliyor.
Hürriyet’in muziplik ederek «fotoşoplu klonlama» dediği ameliye buymuş meğer.
Shop’un, shopping’in İngilizce alışveriş, imalathane, dükkan, satıcı anlamlarında kelimeler olduğunu biliyorum. Fotoşop dedikleri de «fotoğraf üzerinde oynayarak, teknolojiden faydalanıp hilelere başvurarak istenen değişiklikleri elde etme» anlamına gelir bir kelime galiba...
Klonlamak ne demektir? Bunu, İskoçya’da klonlama («Aşılama yoluyla bitki çoğaltma yöntemini taklit ederek canlı elde etme», daha kısa ifadesiyle «canlı kopyalama») yoluyla, yani suni müdahaleyle Dolly adlı kuzu var edildiğinde öğrenmiştik.
Demek Manisa’da görünenler yapay bir formülle (bu hile de bilgisayar marifetiymiş) birçok yerde birden varmış gibi gösterilerek topluluklar, olduğunun birkaç misli daha kalabalık gösterilebiliyormuş.
Ben bütün bu dersleri gençlerden alıyorum.
– Ekranda görmüyor musun dede, dediler; şişmanları zayıflatıyor, kısalar uzatılıyor, hani bir reklam filminde madenî paralar harekete geçip çoğalarak, yağmur damlaları bereketiyle sokaklarda koşuşmaya başlıyor ya... Bu da öyle bir şey işte.
«Pekâlâ!»daha başka ne diyebilirim?
Diş çeken berberleri, askere alınınca önce sünnet edilen delikanlıları söyledim ya... Gene eskiden fotoğraflarda da bazı değişiklikler yapılırdı. Fırçayla, boyayla çizgiler düzeltilir, buruşukluklar giderilir; kaşların, dudakların yanakların daha kalın, daha koyu renkli olması sağlanır, ufak tefek burun ve kulak ameliyatları (!) bile yapılırdı.
Efendim MHP’liler «Tenhaydı, diye AKP’nin Manisa mitingini küçümsemişlerdi, diyor Tayyip Bey Partisi’nin İl Başkanı Mustafa Uyumaz; kendi mitinglerinde beş bin kişi bile yoktu.» Ve AKP mitinginde çekilmiş fotoğrafları ekliyor bu açıklamasına, delil olarak. MHP İl Başkanı Mesut Bayram Laçalar da bu iddiaya, AKP mitinginde çekilmiş fotoğraflarda başvurulan hileyi işaretleyerek cevap veriyor. AKP’li Başkan «Bu nihayet teknik bir hata» diyor, ama teşkilatının basın sorumlusu Hilmi Özyılmaz’ın işine son vermeyi de ihmal etmiyor.
Parti başkanlarının yeknesaklaşarak kampanyanın tadını kaçıran karşılıklı sataşmalarından sonra, alın size bir değişiklik:
Fotoğraftaki dinleyici sayısını hileyle artırarak, seçmenlerini olduğundan çok gösterme kepazeliği!

Ben de Ahmet Türk’e derim ki
Okurum bilir ki, ben, Bizim Kürtler meselemizin bugünkü noktaya Cumhuriyet yönetiminin idrak ve tatbikat hataları yüzünden geldiği inancındayım. Tek kusurlu değil, ama taraflardan devleti temsil ettiği için, büyük kusur onundur.
Türkiye konusunda ve hiçbir alanda -Kürt meselemiz dahil- ümidini kaybetmiş bir karamsarlıkla malul de değilim.
DTP Başkanı Ahmet Türk’ün, nisan ayında Erbil’de toplanacak Uluslararası Kürt Konferansı’na hazırlandığı haberleri vardı dün. Konferansa Kuzey Irak, İran, Suriye ve Türkiye’den katılanlar olacakmış. PKK’nın temsilcileri de. Ve şu cümle: «İlk aşamada Kürtlerin kimlik ve kendilerini ifade hakları» konuşulacak, bu sağlanınca sıra, PKK’ya silah bırakma çağrısının yapılmasına gelecektir.» Toplantıya «dolaylı olarak» davet edilen PKK katılım konusunda henüz net bir cevap vermemiş de, zaten PKK’ya asıl silah bırakma çağrısı, sözü edilen hakların sağlanmasından sonra yapılacakmış (Vatan, 9 mart).
Ankara konferans konusuna sıcak bakmaktaymış. Ben de düşündüğümü söyleyeyim:
– Bu konferansın gerçekleşmesini bilmem, ama sizin tavrınız olumlu sonuç alınması açısından hiç de gerçekçi değil, Ahmet Bey!

Dil Yâresi
* On iki yılı geride bıraktık. Dil Yâresi’ni yazmadığım gün yok denebilecek kadar azdır. Bir yanlış var ki burada kim bilir kaç kere dikkatinizi çekmeye çalışmışımdır.
Enis Berberoğlu ile Bilal Çetin Ankara’dan her sabah bize günün ekonomik ve siyasî gelişmelerine dair bir özet verirken, İstanbul’dan onlara Yiğit Bulut da katılıyor. Dün fark ettim ki Bulut da, dahi kelimesinin iki ayrı anlamı ve keza iki farklı imlası olduğunu bilmiyor.
Tekrar edeyim. «De, da, bile» anlamındaki kelimeyi dahi diye yazar, ve «a»yı kısa «i»yi biraz uzun söyleriz; yani asıl söylenişi dahî’dir.
«Üstün zekâlı, deha sahibi» anlamında kelimeyi dâhi diye yazar ve «a»yı uzun ve «i»yi gene biraz uzun söyleriz; doğru telaffuzu dâhî’dir.
Dün sabah CNN?Türk’te Yiğit Bulut bütün dahî’leri dâhi telaffuz ediyordu. NTV’de de bir haber spikerinde aynı hataya rastladım.
Türkçe dostlarından Serdar Kerim telefonla bana bildirdi ki «BBC’nin Türkçe yayınlarında pırıl pırıl Türkçe konuşan Türk spikerler de dahî yerine dâhi demekteymişler. Dün sabah!
Etmeyin, eylemeyin be çocuklar!