Gazeteciliğe bakış açım değişmek üzereymiş gibi geliyor bana

Mehmed Âkif bana. 'Facebook'u ihmal etme evlat' dermiş de ben gâfil bu uyarının farkına varamamışım.

Geçen gün torunlarımdan birinin aile meclisi huzurunda, yani sofra başında beni nasıl haşladığını yazdım Cihannüma’da. Sebep, televizyon programında ve sanal dünya konusunda bir genç kıza haksız ve haşin muamele ettiğimi düşünmesiydi. Dedemdir diye duraksamadan (şikâyet veya sitem olarak değil, gurur duyarak söylüyorum bunu; evde kendini parti genel başkanı mevkiinde vehmeden dedelerden değilim hamdolsun) madde madde eleştirdi beni. O akşam davranamamıştım (yerinde uyarı ne de olsa sersemletir insanı), iki gün sonraki yazımda hatamı, yani o güzel çocuğa haşin davranmakla haksızlık ve ayıp ettiğimi ifade ve beni bağışlamalarını rica ettim.
Böyle bir dürtünün etkisi altındayken, dün bir haber okudum Radikal’de. İlgilenmeyecek gibi değildi doğrusu.
Amerikan Time dergisi geleneksel Yılın Kişisi seçimini tamamlayarak, «dünyada iyi veya kötü yönde, haberleri en çok etkileyen kişinin kim olduğu» konusunda karara varmış.
Bu maksatla düzenlenen halkoylaması sonuçlarını mutlaka hatırlarsınız; WikiLeaks marifetiy-le yer yerinden oynamıştı hani; onun mucidi Julian Assange birinci sıradaydı. Ve ondan hemen sonra gelen etkili haber kaynağı kişi de Tayyip Erdoğan’dı. Birinin etki puanı ortalaması yüzde 92, diğerinin 80’di. Elbette ilgilendik.
Ne var ki Time bu anketle yetinmeyerek, «en etkili»yi belirleyecek kesin karar öncesi hem dergi mensubu gazetecilerle, hem önceki yılların birincileriy-le ve ülkenin kanaat liderleriyle fikir alışverişinde bulunur. Gene bulunmuş ve liste önemli isim ve sıra değişiklikleriyle kesinleşmiş. 

Marc adlı, çağın bir mucize adamı daha
Yılın adamı Assange değil. O üçüncülüğe inmiş. İkinci ABD’deki siyasî halk hareketi Çay Partisi. Dördüncü sırada Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ile bir mucize olarak kurtarılan 33 Şilili madenci yer alıyor. Erdoğan ilk 10’da kalmış mı, haberde belirtilmemişti.
Birinci...
Evet efendim, gene benim ve sanırım ben yaştakilerin aklına gelmeyecek biri. Adı Marc Zuckerberg’miş. O da sanal dünyanın müthiş mucitlerinden biriymiş. Assange’ın icadı WikiLeaks ya! (Bakın onu hepimiz bir güzel öğrendik.) Zuckerberg’in icadının adı da Facebook’muş.
Facebook («Feysbuk» telaffuz ediliyor) mûcidi Marc hakkında, Time editörü Richard Stengel’in verdiği kısa bilgiyi de yutar gibi okudum. Bu hafta Time’in kapak konusu olan Marc, 1984’te doğmuş, 26 yaşında bir genç adam. «İcat ettiği bu sosyal ağ platformuyla neslinin hem bir ürünüdür Mark, diyor Stengel, hem de mimarı...»
Her gün Facebook’a bir milyar yeni «içerik» postalanıyormuş. «Facebook artık en büyük üçüncü ülke ve vatandaşları hakkında tüm hükûmetlerden daha fazla bilgi sahibi» bir iktidar, diyor Stengel; «Devlet başkanı da sırtında tişörtüyle, Harvard’dan terk Marc.»
Marc bu mucize servisi 2004’te 19 yaşında üniversite ikinci sınıf öğrencisiyken başlatmış. Bu yıl elde ettikleri hasılat 2 milyar dolar. Marc Nobel adayı, Marc Oscar adayı The Social Network filminin baş kahramanı.
*
Bu Facebook hakkında, karşısında oturup bilgi soracağım birini söyleyin bana! Enis Tayman, dediler. Konuştuk. Yetmedi, birlikte servise de katıldık.
Arkadaşlar! Benim gibi bir geveze için sahiden bulunmaz bir dünya bu. Şimdiden zih-nimde yeni ufuklar açıldı dersem, yadırgamayın.
Demek ki «Bekleyelim gelsin âlemin keyfi!» diye Mehmed Âkif bana seslenirmiş de ben farkında değilmişim.

DİL YÂRESİ
TÜRKÇE DOSTLARINDAN

(Refet Kayakıran) 
* Aradım taradım, bulamadım. Kusura bakmayın size de sormadan edemedim. «Men dakka dukka» Arapça mıdır gerçekten?
Eğer Farsça ise, bu İmam Hatipler hiç mi Arapça öğretmez? Sadece ezberletir mi?
-İkinci sualinizi anlayamadım. Men dakka dukka’ya gelince. Malum biz bu deyimi «Kapı çalanın kapısı çalınır», «Çalma kapımı çalarlar kapını», «Ne edersen onu bulursun», «Ne eker-sen onu biçersin» deyimleriyle eşanlamlı olarak kullanırız.
Farsçayla ilişkisi var mı, bilmi-yorum. Arapça’da dakk, «çalma, vurma, vurulma» anlamında bir kelime; dakk-ı bâb, «kapı çalma» demek; dakketmek, «vurmak» anlamında eski Türkçe’de kullanılmıştır, diye biliyorum. Dakkak, «kapı kapı dolaşan, çok gezen, kapı aşındıran» demek.
Menn gene Arapça’da «İyilik etme, bağışlama, ihsan» ve «Yapılmış iyiliği başa kakma» anlamlarına gelen bir kelime.
Dukka’yı bilemiyorum. Ama deyişin Arapça kökenli olduğunu söyleyebiliriz.

(Hikmet Karaş) 
* Efendim, «adile» kelimesinin ısrarla kısa «a» ile okunduğunu iddia eden bir televizyoncu, o kadar emin ki, bu düşüncesini bir yıl arayla aynı televizyonda üstüne basa basa tekrar dile getirdi. Ben bu kelimenin uzun «a» ile okunan ve adaletli anlamına gelen adil kelimesinin dişisi (Dişili, müennesi demek istiyorsunuz değil mi?) olduğunu biliyorum. Ali-Aliye, Sabri-Sabriye gibi. Bu konuda fikrinizi bildirirseniz çok memnun olurum.
-Arapça kısa «a» ile adil kelimesi de var: «Eşit, denk, muadil» anlamında; «eş, benzer, akran» anlamına da gelir: «Taklîd erişirdi rütbe-i tahkîka/Cevherde adîl olaydı yâkûta akîk» diyen şair Nâbi’nin şiirinde olduğu gibi. Ama uzun «a» ile âdil «Haktan, adaletten ayrılmayan, adaletli; hakka uygun, doğru» anlamında ayrı bir kelime. Âdile de aynı anlamda kadını ifade eden, kadın adı olarak da kullanılan ve tamlamalarda ortaya çıkan, âdil kelimesinin müennes şeklidir. Hükûmet-i âdile tamlamasının anlamı «adâletli hükûmet»tir.

Cüneyt Özdemir, sen bana laf yetiştirmeye çalışacağına, yazılarını bir kere daha okuyarak, «Acaba gene bir <halt-ı kelâm> ettim mi» diye baksana! 
* «Olayın en başladığı yere dönersek» diyorsun. «İlk başladığı... Asıl başladığı...» denebilir belki. «En başladığı» ne demek, a çocuk? 
* «Gülseren Yaşer’i ilk ve son görüşüm Washington’daydı» ifadesi. «İlk ve son görüşüm Washington’da oldu» veya «Gülseren’i ilk ve son defa Washington’da gördüm» demen gerekmez mi?
İlahi çocuk, bunlara da dikkat etsene!