Gazeteler, AVM?lere benzedi

Dünkü yazısında Ahmet Altan (Taraf gazetesi adına konuşacak durumda olan da odur zaten), hemen bütün gazetecileri, giderek daha çok ilgilendiren bir meseleye değiniyordu.

Dünkü yazısında Ahmet Altan (Taraf gazetesi adına konuşacak durumda olan da odur zaten), hemen bütün gazetecileri, giderek daha çok ilgilendiren bir meseleye değiniyordu.
Şöyle: «Bizim gazetede çalışan herkes bilebildiğim kadarıyla demokrat bir anlayışa sahiptir. Ama bu, hepimiz her konuda aynı fikirdeyiz anlamına gelmez. Bazen çok ciddî çatışmalara yol açan görüş ayrılıkları da yaşarız.»
Meselemizin ne olduğunu hemen söyleyen, bir ibaredir Ahmet’in bu dediği; gazete kavramıyla ilgilidir, hayli zaman oldu beni de rahatsız edegelen bir durum.
Hemen çocukluk ertesi yaşta olanlar belki bilmez. Daha önceleri çarşı alışverişi bakkala, kasaba, manava, fırına ve gerekliyse tatlıcıdan eczaneye kadar sair satış mahallerine uğranarak yapılırdı.
Günümüzde alışveriş merkezleri (AVM diye kısaltması bile var artık) bütün bu çeşitleri, ihtiyacı olanlara tek çatı altında sunuyor. Dünkü Radikal’de görmüş olmalısınız. Perakende mağazaları denen düzayak kapalı çarşı merkezlerinin Türkiye’mizdeki sayısı bini geçmiş. (Net rakam olarak   1 175); kapladıkları alan, ki hepsi merkezî ve meskûn yerlerdedir, 698 000 metrekareyi bulmuş.
Perakende mağazaları ile AVM’ler arasında fark var ve yukarıdaki rakamlara AVM’ler dahil değil. AVM’lerde günlük ihtiyaçlarla ilgisi olmayan mağazaların, dükkânların da her çeşidi var. Ayakkabı boyacısından kuyumculara kadar; günlük ihtiyaçlar için bir perakende mağazası bulundurmayan da yok içlerinde.
Batılılar bu pazarlama tarzını da icat ettiklerini sanadursun, biz, İstanbul’a gelip de Kapalıçarşı’ya uğramayan ve de hayran olmayan yabancı turist bilmeyiz.
Nedir maksat? Alışverişin güvenli bir çatı altında, eğlenceli bir ortamda ve çarşı pazar diye birçok yere uğramadan yapılmasını sağlamak.
Ben, adını AVM diye kısaltmak zorunda kaldığımız bu yeni tür hanlara çokkatlı çarşı denilmesinden yanaydım. Ve bence hâlâ bu alışveriş yerlerinin adı yerine oturmuş değil.
*
Bu dediklerimi bizi, günümüzün yaygın gazete anlayışına giden yoldur, diye anlatıyorum.
Yeni gazete sahipleri nesli, sanayileşmiş gazete kavramına çokkatlı çarşı (veya AVM) anlayışını getirmeyi faydalı gördüler. Haklı mıydılar? Uzun boylu tartışmaya açık bir konudur bence.
Evimize girecek gazeteyi (yayınları diyelim) belirleyecek yaşa geldiğimde ben gazeteciydim. Babam Cumhuriyet-sever’lerdendi. Ben evimize, çalıştığım gazete ile onun en yakın rakibinin bırakılmasını tercih ederdim. Gün geldi hepsini görmek işimin gereği oldu ve seçme hakkımı kaybettim.
Çokkatlı çarşı türü gazetelere alıştın mı derseniz, cevabım «hayır alışamadım» olur. Aynı değil belki, ama birbirini reddetmeyen dünya görüşlerine sahip meslektaşlarımın yaptığı bir gazeteyi her zaman tercih ederim.
Hayır, kutsallaşmış çarşı-pazar kavramına direnme hevesinde değilim. Ama ne bileyim manifaturacılar, kunduracılar, halıcılar, kuyumcular, terlikçiler (Dilimin ucuna «aynı loncaya bağlı esnaf» demek geliyor amma, o da farklı çağrışımlara yol açabilir) farklıca yerlerde bir arada bulunsun eğilimindeyim.
Gazetelerimizin kimi köşekadıları, mesela sahaflar çarşısında züccaciye (imla kılavuzları zücâciye yazmakta ısrar eder) dükkânı açmış, yani yerini şaşırmış esnaf gibi geliyor bana.
Pazarlamacı ağzıyla «pazarlar esnafını seçemez hale geldi» demek ne kadar doğrudur bilemesem de, ben günümüzün tercihinden ve tarzından pek hoşlanmıyorum.
Bu konu üzerinde durmaya bugünkü Cihannüma’nın ötegeçesinde de devam edelim.

Türlü tadında köşekadıları
Oral Çalışlar yazılarını okuduğum, ama tanıştım diyemeyeceğim bir gazetecidir. Geçirdiği önemli ameliyat ertesi hamdolsun iyi olduğunu dünkü yazısından öğrendim. Ziyaretine gidebilmek isterdim. Ama tanışma fırsatı bile bulamadığım bir hastayı ziyarete gitmenin münasebetsizlik olacağını düşünürüm. Bir toplantıda tanıştığımız İpek Hanım’a telefonda geçmiş olsun demekle yetindim.
Akif Beki’nin, o Başbakanlık Basın Danışmanı olmadan önce, itiraf ederim ki adını da bilmiyordum. Radikal’e geldi, hoş geldi! Şimdi yazılarını okuyacağım, ama aynı gazetede çalıştığımız bir meslektaşla ne zaman tanışacağımızı artık Allah bilir.
Radikal 13’üncü yaşını sürüyor. Çıkmadan hemen önce veya sonra yazarları bir araya getirilmiş, 13 yılın çoğunda da gazetenin yaş günleri bir arada kutlanmıştı. Son yıllarda bundan bile vazgeçildi. Belki beni çağırmıyorlar, diye düşüneceksiniz. O da olur, fazla yadırgamam. Bazen hatırlayıp adımı ilk sayfada andıkları da oluyor nitekim.
İnanın sâhi söylüyorum. Gazetelerin köşekadıları, birbiriyle bir araya hiç gelmemiş, daha fenası çok ayrı dünyaların insanları olabiliyor. Günümüzde...
– Böylece çarşının çeşitliliği, ne ararsan bulunur niteliği sağlanmış oluyor demek ki...
Susarım. Çünkü sahiden öyle midir, bilemiyorum. Bizim dünyamıza bu anlayışın hâkim oluşundan hazzetmiyorum.
Babıâli’de yazısını evinde kaleme alan fıkra muharriri hatırlamıyorum. Uzman yazarlardan, onları köşekadısına dönüşmeden faydalanılırdı. Gazete yazarlığı da meslekten yetişmiş, bir alanda gelişmiş gazetecilerin işiydi.
Şimdi bana «Yaşlı adam kekremsiliğidir bu seninki... Sana yazıyla da dinozor diye seslenenler demek ki durup dururken çıkmadı ortaya!» diyecekler olabilir. Belki haklıdırlar bunu söylemekte. Ama ne yapayım ki...
Bir gazete kadrosunun, birbirini tanımayan (kimi zaman gazeteci de olmayan), rahmetli Üstat Burhan Felek’in deyişiyle «kafa dengi, râbıtalı (çok anlamlı bir sıfattır, ki gazeteciye de yakışır) arkadaş» olmayan kimselerden oluşmasını ben yadırgıyorum.
Bence gazeteciler ancak «aynı davranış biçimleriyle mutlu veya mahçup olabilen» insanlarsa eğer, bir araya geldiklerinde sahici bir gazetenin nitelikli kadrosunu oluşturabilirler. Öyle değilse eğer, mümkün değil!
– Peki o dediğin gazete satar mı?
Asıl meselemiz de bu sual galiba. O zaman ben de size sorarım:
Gazetelere «türlü» tadı veren yazar çeşitliliğinin satışları artırdığından emin misiniz?