Gazetenin gazeteciye ikramı

Giderek iyice belirginleşti. Ben gazete sayfalarında yaşıyorum. Gülseren Hanım şikâyet ederdi, hafta sonları gazeteler, koca bir paket halinde eve geldiğinde...

Giderek iyice belirginleşti. Ben gazete sayfalarında yaşıyorum. Gülseren Hanım şikâyet ederdi, hafta sonları gazeteler, koca bir paket halinde eve geldiğinde:
– Metresiniz Varakpâre Hanım teşrif ettiler efendim, diye.
Çocuklar, torunlar son yıllarda ti’ye alır oldular beni. Telefonla aradıklarında ilk sualleri:
– Gazete okumaktan gayri bir şey yaptınız mı bugün? oluyor...
Ciddîleşerek dedikleri de şu:
– Baba çok hareketsiz kalıyorsunuz. Koltuğunuzdan kalkarken, üç basamak merdiven çıkarken zorlandığınızın farkına varmıyor musunuz? Çok pişman olacaksınız sonra!
– Haklısınız, diyorum. Evimizde hasta varken Boğaz rıhtımlarında yürüyüşe çıkmak gücüme gidiyordu, siz de biliyorsunuz. Bu yüzden tembelleştim anlaşılan. Evet, ne yapıp edip yürümeliyim.
O sırada aklımdan geçeni söylemiyorum. «Çocuklar unutmayın ki artık SONRA kelimesinden aynı şeyi anlamamız mümkün değil» deyip de onları üzmenin anlamı yok.
Galiba işi icabı gazete okumak insanı yorar, sıkar, ilişkiler dışına iter, yalnızlaştırır diye düşünüyorlar. Tam öyle değil aslında.
Benim sabahları ilk işim, sayfalarını çabuk çabuk çevirerek de olsa Radikal’e baştan sona bir göz atmak oluyor. (Haydi onu da söyleyeyim: bu işi çoğu zaman yatağımdan kalkmadan önce yapıyorum; küçük aptestimi bile yapmadan önce.)
*
Dün Hürriyet-Kelebek’in ilk sayfasındaki bir fotoğrafı uzun uzun seyrettim. Günümün en mutlu dakikalarını yaşayacağımı, fotoğrafı görür görmez anlamıştım ama...
Birbirine sokulmuş farklı yaşlarda beş güzel kadın vardı fotoğrafta. Orta yerdeki yaşlı hanım benden 15 yaş büyük, 1914 doğumluymuş, Mebrure Hanımefendi (Yapar). Sağında kızı Rüçhan Hanım; sizin de iyi bildiğiniz biri: caz müziğinin ünlü yorumcularından Rüçhan Çamay. Sahnede değil de İstanbul Radyosu’nda görürdüm; yaşça benden küçüktür ve hâlâ çok güzel. Sevinç Tevs arkadaşım olduğu için bildiğim bir dünyanın insanıydı.
Mebrure Hanım’ın hemen arkasında ona doğru eğilerek poz vermiş olan da bir yakın tanıdığınız, Melike Demirağ; Benim kızımdan birkaç yaş küçük. Son cumartesilerden birinde Melike ile Okan’ın programında buluştuk. Ellerini, yanaklarını okşamaya doyamadım. Amcası Toğan Demirağ rahmetli sevgili bir arkadaşımdı. Melike’nin dünyaya gelmesinden yıllar önce.
Bu üçlü, anlamış olacağınız gibi anneanne ile kızı ve torunu. Ama zincirin onlardan sonrası da var aynı fotoğrafta. Melike’nin melek yüzlü kızı Zeynep Ferah ile... sıkı durun, anneannesinin de anneannesi olan Mebrure Hanımefendi’nin dizlerinde uyuklayan 2008 doğumlu minik Duru; gözleri kapalı, uzayan çekimlerden usanmış olmalı uyukluyor.
Ve müsaade ederseniz beş kadının en güzeli!
İtiraf edeyim ki, torununun kızını sevme şansına erişmiş Rüçhan Hanım’ı kıskandım. Ben nihayet bekleyiş halindeyim.
Mebrure Hanımefendi’nin mutluluğuna erebilme gibi bir ümidim yok elbette.
Beş ayrı neslin temsilcisi beş güzel kadınla nerede bir araya geldiğimizi düşünür müsünüz lütfen. Fasılasız okumanın ödülü olarak gene bir gazete sayfasında. Ne zaman? Amsterdam’da yere çakılan THY uçağının haber ve fotoğraflarıyla içimizin yandığı sabah. Gazete, bir gazetecinin acısını hafifletmek istermiş gibi, gözümün önüne o güzel fotoğrafı yerleştirmiş.

...ve iç karartıcı haberler
Cihannüma’nın başköşesine Beş Güzeller fotoğrafından duyduğum mutluluğu zorla sığdırdım. Bu yanda da, izninizle 26 şubat perşembe gününün hiç de iç açıcı olmayan gündemini özetleyeyim:

  • Tartışmasız manşet yazık ki bir kaza idi; bildiğimiz 9 kurbanlı uçak kazası. Gene de ucuz atlatıldı, denen...
  • Ankara’da, Ergenekon soruşturmasında bir ara tutuklanmış olan, Özel Harekât Dairesi’nin eski başkanı Behçet Oktay intihar etti. (Kesin olarak acaba intihar mı, diyenler de var.)
  • Bizim arşiv başlığımızla kısaca söyleyelim: T. Erdoğan konuşuyor. Fasılasız.
  •  Çirkin, İbrahim Tatlıses-Yıldız Tilbe tartışması devam ediyor.
  • Doğan Medya Grubu’na verilen mübalağa üzre ağır vergi cezası keza tartışılıyor.
  • «Meclis’te Kürtçe» tartışması belli ki devam edecek. (En geniş ikinci yer bu konuya verilmişti.)
  •  Ve nedense sakız gibi çiğnenmesi gereken Deniz Seki ile kokain ilişkisine dair haber. (Hıncal Uluç, kokainin uyuşturucu değil tahrik edici olduğunu açıklayarak bizi biraz ferahlattı.)


Dil Yâresi

  •  Fazıl Say konserini dinlemeye gittik. Seyirciler olarak gösteriyi Mustafa Yılmaz âyinleriyle kıyaslamaktan da kendimizi alamadık. Netice bizden yanaydı.
    Başlamasını beklerken iki üç sıra önümüzden bir genç adam bana dönerek seslendi:
    – Hakkı Bey rahatsız ediyorum ama, hazır sizi bulmuşken...
    – Estağfurullah buyrun!
    – Telaffuz olarak amudufukara mı, amudufukarî mi doğrudur?
    – Amudufukarî, diyerek görevimi yerine getirdim.
    Eve döner dönmez, ilk işim lügat karıştırmak oldu. Bu sayede öğrendiğimi, sizlere ve sevimli «seslenici»me de aktarmak istiyorum.
    Amut, bildiğiniz gibi «sütun, direk, değnek, sopa ve dik, dik durumda» anlamlarında Arapça bir kelime: amuda kalkmak deriz ya!
    Fekare («a» uzun) «omurga kemiği» demek; fekar bunun çoğulu, «omurga kemikleri»; fekarî «omurga kemikleriyle ilgili» anlamında sıfat. Türkçe’de bu kelimeler fıkar ve fıkarî’ye dönüşmüş. Zooloji terimi omurgalılar’ın eski adı da fekariye–>fıkariye idi.
    Netice: «Belkemiği, omurga»nın eski adı amudufıkarî’dir.
    Fukara fakir’in çoğulu: «Yoksullar» demek, ama Türkçe’de daha çok tekil anlamında kullanılır.