Gazetesiyle mutlu olabilmek

Gazetecilik kadar, mensuplarının birbirini yüksek sesle eleştirdiği bir başka iş alanı var mıdır, sizce? Merak edip de dikkatli bir Radikal okuruna sorsanız, deseniz ki:..

Gazetecilik kadar, mensuplarının birbirini yüksek sesle eleştirdiği bir başka iş alanı var mıdır, sizce? Merak edip de dikkatli bir Radikal okuruna sorsanız, deseniz ki:
– Hakkı Devrim nâm köşekadısının, basınımızda aynı işe soyunmuşlardan kimlerle yıldızı barışıktır, kimlerle değil?
Sanıyorum size gerçeğe hayli yakın iki liste verebilirler.
Bu benim, gazeteciler makûlesinin en sevdiğim yanıdır. Yazdıklarını okuyorsanız bu adamların, yalnız mesleklerinden değil, hemen bütün faaliyet alanlarından kimleri beğendiklerini bilirsiniz. Beğenmediklerinden söz edişlerini de hiç sıkılmadan, zaman zaman da eğlenerek okursunuz.
Kendi aramızda bir deneme yapalım isterseniz.
– Mesela Hakkı Devrim, Zülfü Livaneli’yi beğenir mi, beğenmez mi? Veya Hilmi Yavuz’u sever mi sevmez mi? Gazeteciler dışında, diyelim Fidel Castro’ya (bir Leyla Umar kadar) hayran mıdır, yoksa adını işitince tüyleri diken diken olacak kadar düşman mı?
Cevap vermekte güçlük çekeceğinizi sanmıyorum. Bu konuda sizin işinizi kolaylaştıranlardan biri olduğumu da bilirim. Düşüncelerim yanında iyi kötü izlenimlerimi de yazdığım, bu açıdan soylu ve şık görüneceğim diye ayrı bir gayret sarf edenlerden olmadığım için. 
*
Taraf gazetesinin deyişiyle TSK da birilerince hazırlanmışa benzetilen, «AKP’yi ve Gülen’i bitirme planı» başlıklı habere dair düşündüklerimi yazmıştım. Dünkü gazetelerin başta gelen gündem maddesi de buydu. Hepsinde yazılanları okumaya çalıştım. Ve kendi adıma olduğu kadar, siz Radikal okurları adına da sevindim doğrusu.
Anlatmaya çalışayım.
Dün Radikal’in manşet haberi gene söz konusu plandı; 8 ve 9’uncu sayfaları bu haberin ayrıntılarını aktarıyordu: AKP’nin her şeye rağmen darbe davasını açması. Erdoğan’ın açıklayıcı grup konuşması. Başbakan ile Genelkurmay Başkanı’nın 80 dakika süren başbaşa görüşmesi. Muhalefet liderleri Baykal ile Bahçeli’nin grup konuşmaları.
Sizin okuma sıranızı bilmem, ben önce haberleri okur ve yorumları sonraya bırakırım. Gelelim dünkü Radikal’de yer alan bu «sonrası» faslına.
Radikal’in «hassü’l-has» okurları. Atılmamışsa henüz, dünkü Radikal’i yeniden alın elinize. Sizden rica ediyorum, sayfa sırasıyla gündemin baş maddesi konusunda yazılmış şu altı yorumu, okumuş da olsanız birbiri ardınca bir kere daha gözden geçirin: l Psikolojik savaş ve sade vatandaş, İsmet Berkan. l TSK’nın <modernleştirilmesi> gereği, Cengiz Çandar. l <Belge> senaryoları, Murat Yetkin. l Eski haritalarla yolculuk, Haluk Şahin. l Belge ya gerçekse sayın Baykal, Oral Çalışlar. l Ergenekon davası kadar önemli bir kavşak, Avni Özgürel.
Bitmedi, iki yazı daha var: l Ne konuştular?, M. Ali Kışlalı. l Darbe, Türker Alkan. İlki Dolmabahçe’deki Erdoğan-Büyükanıt görüşmesinin esasını, diğeri darbelerden uzak kalmanın gerçek şartlarını açıklıyordu.
Hepsini kucaklarım. Yıllar yılı, bir olayı Le Monde gibi bütünüyle kapsayarak haberleştirecek ve yorumlayacak bir gazeteye ne zaman kavuşacağız diye dertlenmiş bir ağabeylerini, hâlâ yazacağım diye debelenmekte olan gazetecilerin en güç beğenirlerinden birini sahiden mutlu ettiniz.
Dün onun, geldiğimiz noktayı nihayet fark etmesini sağladılar. Hepsine ve Radikal’in öne çıkmaz diğer kahramanlarına da teşekkür ederim.
Onlar ve okurlar, bana yeter! Bu anlayışı başkalarından da beklememize gerek yok.

Ayşe Arman’ın fotoğrafları

Gazetelerde Ayşe Arman’ın bir resmini gördüm. Şöyle laflar: l «En büyük hayallerimden biri, 40 olmadan Nihat Odabaşı’na <Baştan çıkarıcı bir kadın> olarak poz vermekti.» l Sevgilime sordum; «Baban değilim, benden izin almana gerek yok» dedi. «Yoook yemezler!» dedim. Güldü: «Yap, ama seks fotoğrafları olmasın, seksi fotoğraflar olsun...» (Vatan)
İki şey düşündüm.
1. Ben yazarken, iç dünyamdan da söz etme ihtiyacı duyuyorum. Eşimi, çocuklarımı, arkadaşlarımı da anlatmadan edemiyorum. Demek ki tamamlanamıyorum. O da mümkün yerlere kadar güzel vücudu bilinsin istemiş. Demek ki bilinmezse bir şey eksik kalacak.
2. Ben nesildaşım kadın gazeteciler olarak Nezihe Araz’ı, Zeria Karadeniz’i, İffet Arslan’ı yakından tanıdım. Ayşe çocuklarım neslinden. Ee merak ediyorum doğrusu, torunlar neslinden gazeteci kızlarımız neler yazacak ve nerelerine kadar, bilinsin (görünsün) isteyecekler, diye?

Dil Yâresi 

* Bazen Türkçe bir kelimeye, bir deyişe rastlar ve ben bunu daha önce ne işittim, ne de bir yerde gördüm, diye hayret ederim.
Bir iddiadır bu tavır! Kim dedi sana a Hakkı Efendi, Türkçe kelimelerin hepsini bilirsin diye?
Dün Radikal’de Namık Kemal Zeybek’in, neden ve nasıl milliyetçi olduğunu güzel güzel anlattığı yazıda rastladım (ve evet ilk defa) yerdeş kelimesine. Sevindim, diyebilirim; kaybettiğim bir şeyi bulmuş gibi. Hemşeri, der; bunun hemşehri olması gerekmez mi diye düşünürüz. Kardaş, kandaş vezninde yerdeş güzel değil mi? «Yer» Eski Türkçe «yir»den geliyor.
Derleme Sözlüğü yerdeş’in İstanbul-Üsküdar’da ve Tokat-Reşadiye’de hâlâ geçerli bir kelime olduğunu kaydediyor. Eşanlamlısı iki kelimeyi kullanmış, tarif yerine: ildeş ve hemşeri.
İsmet Zeki Eyüboğlu, Etimoloji Sözlüğü’nde yerdeş için «Bir yerden, bir ilden olan kimse; Osmanlıcası hemşehri, diyor.
Asıl önemlisi Kaşgarlı Mahmud’un, Divan-ü Lügat-it-Türk’te yerdeş’i «Hemşehri. Bu iki kişinin bir şehirden olmasıdır. Oğuzca’da birbirine yerdeş derler» diye tarif etmiş olması.
Meydan Larousse’ta, Türkçe Sözlük’te («Yılan» anlamında yerdegezen bile var da), Ayverdi Sözlüğü’nde baktım yerdeş diye bir kelime yok. Diğerlerinde aramadım artık. Karar verdim ben, (bir süre «hemşeri» demek olduğunu da belirterek) yerdeş’i kullanacağım.