Gece gelen telgraflara dair

Gazeteleri gözden geçirmeye çok zaman ayıranlardan biriyim. Bu işi abarttığımda ısrar eden yakınlarım var. «Haklısınız!» derim onlara, ama aslında içimden kendimi haklı bulurum.

Gazeteleri gözden geçirmeye çok zaman ayıranlardan biriyim. Bu işi abarttığımda ısrar eden yakınlarım var. «Haklısınız!» derim onlara, ama aslında içimden kendimi haklı bulurum. Bir öğretmen, «Öğrencilerine aşırı ilgi duyuyorsun» diye; bir hekim, «Hastalarına harcadığın zaman fazladır» diye eleştirilir mi?
Kaldı ki ben, gazete ve dergilerin haber yorumlarını okumaktan bilgi edinmekle kalmıyor, üstüne üstlük bundan zevk de alıyorum.
Çiftçi olduğumda, bir on yıl kadar, bu gazete kıraati mesaisini azalttım, diyeceğim amma, gene de günde beş gazeteyi satır satır tarıyordum.
*
Sizin gibi okuduğumu da sanmayın gazeteleri. Malzeme veya hammadde, evet hep bildiğinizdir amma, okuyup algılama açısından yöntem farkları da yok değil.
Bir örnek ver derseniz, haberlerden ve köşeyazılarından yola çıkarak yaptığım anketleri söyleyebilirim size. Belli bir hadiseye veya meseleye, haberciler ile yorumcuların nasıl baktığını merak ettiysem, haberleri ve köşeyazılarını bir yandan not alarak okurum o gün; anket yaparmış gibi.
Durun, taze bir örnek olarak şunu söyleyeyim ben size.
Son günlerde Genelkurmay yeni bir âdet çıkardı, geceyarısına yakın saatlerde fikir açıklıyor: TSK'nın üzerine vazife olmayan değerlendirmeler, yorumlar, tavsiyeler, eleştiriler... O kadar ki ben bazen, bu bildirileri, pek de sınır tanımaz bir köşekadısının kaleminden çıkmış yazılara benzetiyorum.
Taaa... asker hakkında eleştirel laf etme ihtiyacını hemen hiç duymamış köşekadıları da dahil, bu «Gece gelen telgraflar» hakkında fikir söylemeyen kalmadı. Büyük çoğunluğun bu açıklamaları yersiz ve yakışıksız bulduğunu söylemeden edemediğini görüyorsunuz.
Yaptıkları doğrudur, diye alkışlayan da yok mu? Olmaz olur muuu? Var elbette! Ama sayıları dikkati çekecek, ferahlık verecek kadar az.
Türkçesi bile eleştiri konusu olan o yersiz ve gereksiz açıklamaları yapanlar, dilerim Tarhan Erdem'in dün yazdıklarını okumuştur:
– «8 Haziran tarihli Genelkurmay Başkanlığı basın açıklamasının memleketin hayrına olduğunu sanmıyorum. Hangi nedenle olursa olsun, durumun koşulları neyi gerektirirse gerektirsin, askerin siyasal tercihlerini belli etmesinin sayılamayacak kadar çok sakıncalarını, Genelkurmay Başkanımızın bildiğine güveniyorum» (Radikal, 11 haziran).
Ve umarım Yaşar Paşa, Tarhan Bey'in kimliği ve kişiliği hakkında yeterli fikir sahibidir.
Bu ümit ile Erdem'in son cümlesini de aktarıyorum:
– «Açıklama, ikinci açıklamayla düzeltilemez; doğrusu, bir daha kamu yönetimiyle ilgili yayımlamamaktır».
Camı açılmayan binada hava
Yaygın bir şikâyet konusuymuş. Hürriyet Binası'nda gençlere dert yandım:
– Saat 11.00'e doğru nasıl uykum geliyor, tarif edemem size. Başım masaya düşecek diye korkuyorum bazen. Yaşlılıktandır, diyorum dedim, itiraz ettiler. Meğer aynı hali, aynı saatlerde onlar da hissetmekteymiş.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın, «Hastalığınızın sebebi binanız olabilir» başlıklı yazısını bu yüzden, ayrı bir dikkatle okudum (Star, 11 haziran).
Gökdelenlerde, iş merkezlerinde çalışıyorsunuz, diyor. Ve şu rahatsızlıkları hissediyor musunuz, dediklerinden biri şu:
«Halsizlik, uyuşukluk veya sersemlik.»
Benim şikâyetim, belli saatte dayanılmaz bir uyku ihtiyacıyla mücadele etme zorunda kalışım.
Bu, tıp terminolojisinde HBS (yani «Hasta bina sendromu») dedikleri rahatsızlık olabilir, diyor Prof. Küçükusta. İlave ediyor: «Çalışanların verimini azalttağı için ekonomik bakımdan çok önemli sonuçlar doğuruyor.» (Bilmem anlatabiliyor muyum?) Asıl risk altında olanlar da, bilgisayarla çalışanlarmış.
Rahatsızlığın sebebini Hoca şöyle açıklıyor:
– Baş sebep bina içindeki havanın kirliliği. Merkezî ısıtma ve nemlendirme sistemlerinin, havanın ancak yüzde 20'sini değiştirecek kadar çalıştırılmasıyla yetinilmesi. Negatif iyon konsantrasyonunun azalması... diye başlayan paragrafı ben anlayamam; serotinin salgılanmasını da geçiyorum.
Kısası bu sistemlerin bakımına, bina dahilinde sigara yasağına, iç havanın yeterince yenilenmesine, hava temizleyici aletlerin kullanılmasına özen gösterilmeli, diyor Prof. Küçükusta.
Ben durumu, çok katlı bina sakinleri akşam dışarı çıkınca durup, açık havayı ciğerlerine çekme ihtiyacından kurtarılmalı, diye ifade edebiliyorum.
– Aga, senin rahatsızlığının sebebi yaşlılık, demezsiniz elbette. Siz de uyukladığınıza göre...
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Cem Sofuoğlu)

  • «Siyaset» kelimesinin anlamı, ölüm cezasının uygulanmasıdır, diye yazdınız. Arapça bilen bir profesörden duymuştum, bu kelime «seyis»ten gelmekte ve at binme sanatı anlamını taşımaktaymış.
    – Siyaset öncelikle, «Devletler arası işleri ve devlet işlerini düzenleme, yürütme sanatı, politika» demek. Bir başka anlamı, «Karşısındakinin hoşuna gidecek tarzda davranma»dır. Dediğim gibi «İdam cezası» ve siyaset etmek şeklinde «Cezalandırmak, idam etmek» anlamında kullanılırdı. İsmet Zeki Eyüboğlu Etimoloji Sözlüğü'nde siyaset «seyis, yani kelimesinden, anlam genişlemesi yoluyla türemiştir» diyor.