Gelecek eylemde ben de varım!

Bu kadar renkli, güleryüzlü, şenlikli bir protesto eylemi görmemiştik, desem, nasıl karşılarsınız. Yıllar var ki arazide çalışır gazeteci değilim.

Bu kadar renkli, güleryüzlü, şenlikli bir protesto eylemi görmemiştik, desem, nasıl karşılarsınız. Yıllar var ki arazide çalışır gazeteci değilim. Sizin gibi ben de olanı biteni uzaktan seyrediyorum. Gazete ve radyolardan gayri televizyonlar da var şimdi.
Dediklerime bakarak, «oturmuş adam köşesinde ahkâm kesiyor» denmesi de hiç istemediğim şeydir.
Gazetelerde, memurların «uyarı grevi» dedikleri bir günlük iş bırakma eylemine dair fotoğrafları dikkatle, uzun uzun inceledim. İtiş kakış sahneleri hamdolsun azdı. Bu tür toplantılar, yürüyüşler, gösteriler anlamsız hırçınlıklara sahne olur. Televizyon haberlerinde de görmedim, üzücü olaylar, çatışmalar pek olmadı.
Böylesi daha etkili değil mi, kuzum? Renk renk giyinmiş her yaştan kadınlar, erkekler; caddeleri, meydanları panayır yerine döndüren flamalar, bayraklar; veciz cümlelerle dertleri, şikâyetleri dile getiren pankartlar...
Evet, KESK (Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu) ile TÜRKİYE KAMUSEN’in çarşamba günkü ortak eyleminden söz ediyoruz. BİRLEŞiK KAMU-İş, BASK ve HAKSEN üyeleri de katılmış onlara. Eyleme destek verenler arasında DİSK, TÜRK-İŞ, TÜRK-TABİPLER BİRLİĞİ ve TÜRK ECZACILAR BİRLİĞİ de var. Yalnız MEMUR-SEN katılmamış eyleme, halbuki gösterinin adı MEMURLARIN EYLEMi.
Bana da bu sonuncu ad yakın gelir. Yedek Subaylık dışı bir memuriyetim yok benim. Ama tekrarlamaktan usanmadığım temel niteliğimle «memur çocuğu»yum. Çevrem son yıllarda yürümeyi bıraktın diye çok ayıpladı beni. Bu, hâlâ devam eden bir kınama.
Olanı biteni gazetelerde, ekranlarda görünce ve doğrusu ilk defa, böyle bir eyleme katılmadığım için hem üzüldüm, hem de biraz utandım. Okudum ki mesela, müezzin Yakup Sözen eyleme, hem de ön saflarda yürüyerek pekâlâ katılmış. 29 yıldır ezan okuyan bir kıdemli. O da «grevli-toplu sözleşmeli sendika»yı elbette istiyor. Birinci dereceden maaş alıyormuş, eline geçen 1 400- 1 500 lira. İstanbul dışında iki çocuk okutmuş, kolay mı? Benim yaşımda bir kamu çalışanı en az 2 500 lira maaş almalı, diyor. Çok mu?
– 4 688 sayılı kanuna göre bizim grev hakkımız yok, diyor. (Yanlış bir şikâyet mi?) İLO’nun, yani Uluslararası Çalışma Örgütü’nce benimsenmiş haklar bizim için de geçerli olsun, diyor. (Yerden göğe kadar haklı değil mi?)
*
Babamla (anten ve ahize istemez) telefonumuzla konuştuk. Bu meselede savunulacak hak, hukuk onun. Memurların gelecek eylemine, hiç değilse yürüyebileceğim kadarına ben de katılacağım. Mümkün olursa Müezzin Yakup Efendi dostumla omuz omuza.
Babamın ömür boyu çektiklerinin hesabını Kamu’dan sormak benim de hakkım değil mi?

Dil Yâresi

Türkçe dostlarından (Dilşad Kırselioğlu)
* Bir deneme yarışması için metin hazırlıyordum. Orada kullandığım «Neşen ise her daim baki» cümlesi bir arkadaşımı rahatsız etmiş. Beni uyardı. Ben «her daim» ile «baki» kelimelerinin aslında tam olarak aynı anlama gelmediğini düşünmekteyim. Kafamız karıştı. Sizce bu iki kelime eşanlamlı mıdır?
– Dilşad Hanım Cânım! Sizin de, arkadaşınızın da dikkate almadığınız bir husus: Dilimize Arapça’dan alınmış iki baki var. İlki «devam etmek, sürekli olmak» anlamındaki beka’dan gelir; diğeri «ağlayan, ağlayıcı» anlamındaki buka’dan türemedir. Yani «Neşen ise her daim baki» ifadesi, «Neşen de her zaman ağlamaklı» diye de anlaşılabilir.
Bilginiz olsun. Selamlar!

Sizin meseleniz değil mi?

Seksen yaşında adam bayram günü eylem lafı ediyor, iş mi bu? diyecekler çıkacaktır. Torun takımı kazan kaldıracak:
– Etme dede, sen sahil yolunda bile güç yürüyorsun. Aksaray’dan Beyazıt’a nasıl çıkacaksın, diye?
– Haydi siz de gelin, birlikte yürüyelim, desem; bayılırlar bu teklife, bilirim.
Aslında millet olarak bizim, yaştı, cinsiyetti, işti şuydu buydu diye fark gözetmeksizin, heyamolayla hep birlikte davranmamızı gerektiren çok işimiz var bu ülkede...
Kamu çalışanlarından şikâyet edeceğiz diye aramızda yarışırız da, sıra kamu davalarına hep birden omuz vermeye gelince de birbirimize bakışırız... O kadarla da kalırız... Hanımlar Beyler, söyleyin lütfen yalan mı? Karşıma geçip de göğsünüzü gere gere:
– Abartıyorsun, der misiniz?
*
Gazetelerimizin baş haberlerinden biri hâlâ domuz gribi aşısı. Dün Radikal’deki haberin başlığı «Grip galip, insanlık mağlup» idi. İzmir’de çocuk hastalıkları (pediyatri) hocası ve Millî Pediyatri Derneği’nin İzmir Şube Başkanı Prof. Zafer Kurugöl’ün dediğine gelin birlikte kulak verelim:
– İzmir’de öğrenci sayımız 643 604’tür. Velisinden aşı izni alınmış öğrenci sayısı ise 44 330, diyor Hoca. (On öğrencide biri bile değil, daha azı.)
İstanbul’da okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocuklarımızın sayısı 1 800 000 civarında. Aşılanacak öğrenci sayısı 106 000.
Sağlık Bakanı çırpınsa da, Başbakan gafının etkisi devam etti.
Eee?
Bu ikiliden gayri, kurban sayısı kısa sürede 100’ü aşmış bir virüs salgınına karşı, milleti, anababaları, tehlikeye maruz gençleri uyaracak, harekete geçirecek kimsemiz yok mudur?
Başta tıp hocaları ve hekimler, bütün öğretmenler ve Millî Eğitim Bakanlığı, kamu kurumu veya özel hastaneler, sivil toplum kuruluşları, mübarek insanlar, «Yahuuu! Anababalar, nineler, dedeler!» size sesleniyorum, boşuna bakınmayın etrafınıza, size diyorum, size!
– Hiç değilse tehlikenin en çok tehdit ettiği yaşlardaki çocukları aşılatmak için harekete geçsenize! Ne bekliyorsunuz?
Allahın kulu olarak bir Sağlık Bakanı sesini duyurmaya çalışıyor.
Peki iletişim dünyası? Gazeteciler, televizyoncular, haberciler, köşekadıları? Sizler, mesela benden daha çok bir şeyler mi biliyorsunuz? Bir tavır alsanıza! Tehlike yoksa, ben emsal budalalar boşuna telaşlanmasın diye iki laf da siz etsenize?
– Başbakanı öfkelendirmekten korkarlar, dense de inanmam. İnsan soyu her şeye rağmen o kadar da ... değildir! Olamaz!