Gelin şunu birlikte okuyalım

Arşivde «Kürt meselesi'nde açılım» başlıklı klasörleri çoğaltmak gerekiyor. Çoğu okuyup işaretlediğim haberler. Ama dün bu konuda okuduğum haber yabancı kaynaklıydı ve 25 satırdan ibaretti.

Arşivde «Kürt meselesi‘nde açılım» başlıklı klasörleri çoğaltmak gerekiyor. Çoğu okuyup işaretlediğim haberler. Ama dün bu konuda okuduğum haber yabancı kaynaklıydı ve 25 satırdan ibaretti. Türkçe’ye çevrilirken mi özetlendi, bilemem... Radikal’in 14’üncü sayfasında, çok iyi «özeklenmiş»* bir haberdi; hem de yorumlu haber.
Bir İngiliz dergisinden (Daha doğrusu haftalık The Economist) alınmış. Dedim ya, lafı hiç uzatmayan bir kalemden çıkmış. Adres olarak yalnız İstanbul’un adı verilmiş, ki bizden biri tarafından yazıldığı anlamına gelir. Birlikte okuyalım mı?
«Açılım PKK’yı korkuttu»
«İngiliz dergisi The Economist, DTP’nin kapatılması ve son PKK saldırısıyla ilgili haberinde <Türkiye’nin Kürtleriyle barışını zorlaştırmak için yeni engeller türüyor> yorumunu yaptı. Eski cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 1993’te PKK üyeleri için aftan söz etmesinin hemen ardından örgütün 33 Türk askerini öldürdüğünü hatırlatan dergi, şöyle devam etti: <PKK’nın Tokat’ta yedi askerin öldürülmesinin sorumluluğunu üstlenmesi bir tür deja-vü hissi yarattı. Saldırı, AKP’nin Kürtlerin durumunu iyileştirmek ve belki de PKK’nın 25 yıllık isyanına son vermek yönündeki reformlarının ardından gerçekleştirildi.>
<Umutlar havaya uçuruldu> başlıklı habere şöyle devam edildi: <Başbakan Erdoğan’ın Kürtlere yönelik açılımları, devlet baskısından beslenen teröristleri korkuttu. En çok korkan da, hücresinin küçültüldüğünü iddia ederek aralık başında protestoları ateşleyen Abdullah Öcalan oldu. Daha fazla reform, PKK için daha az destek anlamına geliyor. Görünüşe göre Öcalan kenara itilmekten hoşlanmıyor. Şimdi de PKK’nın dizginlerini bir kez daha serbest bırakarak, kanlı bir kumar oynamaya karar verdi. Doğrudan ve açık müzakerelere zorlamak için hükûmete şantaj yapmayı isteyebilir. Ayrıca ev hapsi istiyor. Bu taleplerin ikisine de karşılık bulması pek muhtemel değil.>
Haberde, son dönemde yaşananların etnik çatışmaları tetikleyebileceği de belirtildi (The Economist).»
*
The Economist bildiğime göre ekonomi ağırlıklı bir haftalıktır. Sair haberleri fazla uzatmaması ondandır, derler. (İngilizcem yok bildiğiniz gibi, benimki kulak dolgunluğu.)
Ne dersiniz?
Meselenin aslını esasını anlayıp, lafı uzatmadan anlatmanın  da kendine özgü bir çekiciliği yok mu?
Bugün de hadise ve haberleri değil, gazeteci ve okur gözüyle haberin kendini konuşalım istedim.
Öğretmenlik benim yapamayacağımı iyi bildiğim, yap diyen olunca hemen reddettiğim bir iş ve meslektir. Ama benzer sebeplerle bazen, neyi nasıl anlatırdım diye düşündüğüm olur. Mesela bu haberi gördükten sonraki gün çocukları herhalde sinsice bir sınavdan geçirirdim. Nasıl mı?
Önce «Kürt meselesinin çözümü için girişilen açılım projesinde hangi noktaya geldik?» sualinin kısa cevabını isteyerek öğrencilerimi testten geçirirdim. Daha sonra The Economist’in teksir edilmiş haberini dağıtarak, o 25 satırı okumalarını ister ve tekrar sorardım:
– Senin uzun uzun anlatmaya çalıştığın mı daha doğru, güzel ve yerli yerinde bir haberdi, yoksa The Economist’in teksir edilmiş kısa haberi mi?
Ve gelin şimdi, şu kısa tutulmuş haber üzerinde konuşup tartışalım, derdim. Haberin atladığı önemli bir şeyler var mı, siz neleri (ve bence) neden uzattınız falan, diye...
Bana katılanları, demiyorum. Benden farklı düşünenlerden rica ederim. Nerede yanıldığımı bana da söylesinler. 

Uzman işidir, ben susayım
Geçen çarşamba Mirgün Cabas’ın misafirleriyle NTV’de, acı veren hatıraları insan beyninden çıkarıp atma imkânını konuştuk. Psikoloji hocaları Prof. B. Canbeyli ve Prof. A. Pekcan ile. İlk adımlar ABD’de atıldı, dediler.
Ne düşündüklerini dinleyicilerimize de sorduk. Memnuniyet yanında tereddütler de vardı. Yalnız acı değil, çirkin, hatta iğrenç hatıralar da olur. Bunlardan kurtulmayı kim istemez? Ama ya bu imkân, istemediğimiz halde bizim beynimizde de kullanılırsa? İşin tartışılmayacak yanı, bu konuyla tıp kadar, belki ondan da çok hukukun ilgilenmesi gerekeceğidir.
Dün feci bir haber, bana bu konuştuklarımızı hatırlattı.
DHA’nın Zonguldak kaynaklı haberini görmüş, 15 yaşında hamile bırakılan kız çocuğunun uğradığı felaketten siz de haberdar olmuşsunuzdur.
Haber doğruysa, babası yaşlarında üç kardeş, üç hilkat garîbesi mahlûk, çocuğa ayrı ayrı tecavüz etmişler. Suçlananlardan biri kendi babası, diğerleri de onun kardeşleri, yani çocuğun amcaları.
Diyecek bir şey bulamıyorum. Belki, aile kurumuna düşkünlüğümden rahatsız olarak beni profesyonel baba olmakla veya homofobi’yle («eşcinsel düşmanlığı» demekmiş) suçlayanlar, ayıplayanlar, küçümseyenler... (Bilemiyorum, her ne halt ise ettikleri) bu dehşet verici konuya eğileceklerdir. İşe bakın, onlara ihtiyaç var.

Dil Yâresi
* Özeklenmiş, dedim. Nedir, anlatmaya çalışayım.
Mesela Tahsin Saraç, Fransızca-Türkçe Sözlük’te «konsantre etmek» (concentrer) fiilini Türkçe’ye «Bir noktada, bir özekte toplamak» diye çevirmiştir.
Türkçe Sözlük’te Özek kelimesi var. Halk dilinde «Bir şeyin çevreden aynı uzaklıkta olan yeri, merkez» diye anlamlandırılmış. Ayverdi Sözlüğü: «Öz’den küçültme ekiyle öz+ek»: «1. Bitkinin, ağacın özü, öz. 2. Merkez. 3. Özek ağacı.» Biyoloji terimi olarak özek doku, «değişik görevler yapan hücrelerin oluşturduğu doku» demek.
Tahsin Saraç’ın özek tarifinden, bu özekleştirmek, özeklenmiş kelimelerini de ben türetiyorum. Belki benimsenir ümidiyle. Konsantre etmek fiilini (meyve suyunu) «Sıvı kısmını buharlaştırarak koyulaştırmak» ve «Dikkatini bir şey üzerinde toplamak» diye tarif edenler yanında, etmek veya olmak fiiliyle birlikte değerlendirerek «1. Düşünceyi, duyguyu, gücü bir noktada toplamak; 2. Bilenmek» diye tarif edenler de var.