Genel Yayın Yönetmeni için...

Neyle meşgulsün, diye soran olursa; gazete okumakla, diyorum. Hiç ara vermeden her sabah beş saatlik bir mesai demektir, bu yirmi küsur gazete. Bunlara, yabancı bir-iki gazeteyi ve o gün çıkan dergileri de ekleyin.

Neyle meşgulsün, diye soran olursa; gazete okumakla, diyorum. Hiç ara vermeden her sabah beş saatlik bir mesai demektir, bu yirmi küsur gazete. Bunlara, yabancı bir-iki gazeteyi ve o gün çıkan dergileri de ekleyin.
Öğleye kadar kimseye söz vermiyorum. Ama telefon bağlamayın, gelen mektupları, bültenleri benim adıma siz okuyun diyemem.
Gazetelerin bana göre bir sıralanışı var; Radikal ile başlayıp Fanatik ile sona ermek üzere. Dün üşenmedim, saydım masamdaki gazeteleri. 22 gazete, toplam 576 sayfa. 28 gazete sayfası tutarında 2 dergi eki. Bilmece vb ekler olarak 34 sayfa daha. Bu sonunculara bakmıyorum. Ne eder? Gazete boyu 604 sayfa. Toptan hesapla sayfa başına 30 saniyeden her gün 302 dakika, yani dolu dolu 5 saat demektir.
Elli yıl önce saat 10.00'da yazı işleri toplantısına girmeden, o günün gazetelerini gözden geçirmeye (Arada birçok haberi ve köşeyazısını okumadan da edemezsiniz elbette!) bir saatlik vakit ayırmak yeterdi. Çünkü sayfa sayısı 6 ile 8 arasında değişen gazetelerdi nihayet, önümüze gelen... Sayıları da bir düzineden çok değildi.
Bütün bunları, günümüzün yayın yönetmenlerini düşünerek, işlerinin ağırlığından dehşete düşerek anlatıyorum size.
Çiftçiliğe son verip kürkçü dükkânına döndüğüm yıl 1990'dı. Demek ki 17 yıldır tekrarlayıp duruyorum:
– Gazetede gece çalışanlar hep vardı. Bugün de var. Ama bu şartlarda bir de sabah vardiyası koymak gerekmiyor mu? Yaşlı, tecrübeli, işsiz (Emekliyse de işsiz sayılır) gazetecilerden, dört beş kişilik bir sabahçı ekibi kurulamaz mı? O yaştakiler bilirsiniz erken uyanır. Aynı odada, aynı masanın çevresinde aralarında bölüşüp okusunlar günün gazetelerini ve genel yayın yönetmeni için (Servis müdürleri için de, birçok nüsha halinde) bir uyarı ve hatırlatmalar raporu hazırlasınlar.
Başlıca haberler nelerdir ve gazeteden gazeteye nasıl değerlendirilmiştir? Gündemde kalan konular, yeni hadiseler, meseleler... İçeride, dışarıda, siyasette, ekonomide, polis-adliyede, eğitimde, kültür ve sanat dünyasında, televizyonda, sporda, magazinde... Yöneticinin ilgilenmesi gereken, işte o gün ne varsa!.. Köşekadıları ne cevherler yumurtladıysa...
Bütün bunları, adresi belirtilmiş kısa notlar halinde ve tamamı en çok yarım saatte okunabilecek boyda, bir kağıda dökseler... Gene de Allaha işini kolaylaması için dua edeceğimiz yönetmenin masasına bıraksalar, diyorum.
Gazeteleri Tasvir'in eski binasında çıkarmıyoruz. İçinde çalıştığımız bu çağdaş binaların hatırı hürmetine, habere ve okura beslediğimiz saygının da icabı olarak böyle bir düzen kurulsa, diye düşünüyorum.
– Ne üstüne vazife, değil mi?
Bunlar da uyarı örnekleri
Bu gazete okuma işinden çok yıldım galiba. Dün, sözünü ettiğim erkenciler ekibinde ben de bulunsaydım, sabah raporuna şu notları düşerdim:

  • Girdap Operasyonu haberlerine mahkemece yayın yasağı konuldu (Sabah, s.21). Bu vesileyle, yasak kararına kadarki ayrıntıların, özetlenerek tekrarı gerekmez miydi?
  • Ragbi maçından bir fotoğraf, Berlin'de çekilmiş; takımın adı Kulamparalar (Radikal, s.9). Fotoğraf, «Bu sporun haşin heteroseksüel erkeklere özgü» olduğu tabusunu yıkmak isteyenlerin hazırladığı posterden alınmış. Erkek oyuncuların dudak dudağa öpüştüğü görülüyor. Les Gaillards imiş kulübün adı. Bildiğime göre «İri yarı, yiğit, delikanlı adam» demektir. Belki ilgilenirsiniz.
  • Solaklığa sebep olan gen bulundu, diye yazmış İngiltere'de yayımlanan Moleküler Psikiyatri dergisi. Dünya genelinde her on kişiden biri solakmış. Konu, Türkiye açısından da ele alınabilir.
  • Eski başsavcılardan Sabih Kanadoğlu, cumhurbaşkanının dokunulmazlığı yoktur. Abdullah Gül Çankaya'ya çıkarsa, kayıp trilyon davasında yargılanması gerekir, demiş (Vatan, s.19). Bir diğer gazete yanlışı düzeltiyor: «Kanadoğlu, Gül'ün 19 nisan 2007'de kesinleşen bir kararla kayıp trilyon davasından beraat ettiğini unutmuş demektir» (Akşam, s.12).
    Yerim bu kadarına yetti.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (N.Yonca Yeğen)
  • 1. Türkçe konuşulduğu gibi yazmak daha kolay olduğu için mi tercih ediliyor, yoksa yazarlar böyle yaparak kendilerini daha sofistike mi gösterdiklerini zannediyorlar?
    2. Hürriyet'in orta sayfasında (30 temmuz) kocaman puntolarla yazılmış şu cümle, bir haber başlığı: «Bunlar siyasî değil polisiye bir olaydır». Bu ne düşük bir ifade, ne anlamsız bir laftır Allah aşkına!
    – 1. Gazete dili olarak, kitabî üsluptansa konuşur gibi (okunması, anlaşılması ve yorumu daha rahat) yazılmış haberi ve yorumu tercih ederim. Ben böyle yazamıyorum, diye de üzülürüm.
    2. Dediğiniz Hürriyet'e baktım. Cümle Deniz Baykal'ın. Ama o «Bunlar siyasî değil, polisiye olaylar» demiş. Cümle başlıkta «Bunlar siyasî değil polisiye bir olaydır» şeklini almış. Yani bozulmuş, çirkinleştirilmiş. Kusur metni yazanda değil, başlığı verende.
    Cümle «... olaydır» diye bitse, siz de üzerinde durmazdınız herhalde. Bana sorarsanız «polisiye olay» demektense «zabıta vakası» demeyi tercih ederdim. Gazete jargonunda «polis haberi» deriz de, «polisiye haber» demeyiz. Polisiye daha çok bir romanı, bir filmi niteleyen sıfat olarak kullanılır.