Genel yönetmen köşekadıları

Mehmet Barlas'ın Şirin Sever'le konuşmasını okudum (Sabah-Pazar, 4 mart). Yanak okşama konusunda, «Medyatik olarak yanlış bir şeydi, fotoğraf çekildiğini bilseydim yapmazdım» diyor.

Mehmet Barlas'ın Şirin Sever'le konuşmasını okudum (Sabah-Pazar, 4 mart). Yanak okşama konusunda, «Medyatik olarak yanlış bir şeydi, fotoğraf çekildiğini bilseydim yapmazdım» diyor. Bence hiç yapmasa daha iyiydi, ama hata ettim demek gene de meziyettir.
Ben asıl şu dediği üzerinde durdum: «Başyazarlık diye bir rütbe yok (artık)! Hem gazetenin sahibi, hem başyazar olan politikacı gazeteciler vardı, başyazarlık onlarla birlikte bitti.»
Biraz daha açıyor konuyu: «Gazetenin politikasını ben mi belirliyorum, manşetleri ben mi atıyorum? (...) Sabah toplanmadan önce benim yazımı bütün yazıişleri okuyup, ertesi gün gazeteyi buna göre mi çıkartalım, diyorlar. Başyazı denilen şey öyle olur, böyle olmaz.» Yazılarının üzerindeki «başyazı» tabelasını da, öyle istedilere bağlıyor.
Dediklerine katılıyorum. «Başyazı yok artık» dediğimde alınanlara da akıl erdirememiştim.
Benim yadırgadığım bundan ibaret değil. Hemen bütün «genel yayın yönetmenleri» aynı zamanda köşakadısı. «Yönetimden çekildiği zaman köşeyazarı olarak devam eder» diyorlar. Son tartışmada Kenan Evren'i, «Ağzınıza sağlık, daha önce nerelerdeydiniz?» diye hararetle alkışlayan bir genel yönetmen, gazetenin diğer köşekadılarını tedirgin etmiş olmuyor mu? Bence olur!
Kaldı ki gene ben, bir genel yönetmenin her gün yazıya ayıracak vakti nasıl bulduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. Hızını alamayıp günde iki yazı birden çıkaranlar da var, maşallah!
Yazışma

  • Adı hanesinde «Anaokul terk» yazılı bir mektup. Ama üniversite sınavına hazırlanmaktaymış. Bizde ilk çeviri roman «Telemak»mış, diyor; Yusuf Kâmil Paşa çevirmiş. «Hocam Telemak nedir?» diye sordum, beni duymazdan geldi; ders çıkışı tekrar sorduğumda, utanarak «Bilmiyorum» dedi.
    – Anlaşılan bir dershanedir. Bana soruyor, adını vermeyen okurum. Kitabın tam adı Telemakhos'un Başından Geçenler'dir. Fransız yazarı, rahip Fénelon'un (1651-1715) eseri. Pedagojik roman olarak ünlüdür, ama alttan alta Louis XIV iktidarını eleştirmekten de geri durmaz. Kitabın ilkbaskısında, benim okurum gibi Fénelon da adını vermemişti. Buna rağmen kitabı yüzünden Paris'ten sürgüne gönderilecektir.
    Adlar
  • Kiper Aslan, adının anlamını soruyor.
    Sözlüklerde rastlanır bir kelime değil. Aydil Erol'un kitabı Adlarımız'da aradım, orada da yok. İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncularından Müfit Bey'in soyadı Kiper'di (1912-1974).
    Şunu söyleyebilirim:
    Merzifon, Amasya, Tokat, Ordu, Rize, Artvin, Erzincan, Van, Bitlis, Diyarbakır, Maraş, Elazığ, Sivas illerinde kip kelimesi «sağlam, dayanıklı» anlamına gelmektedir.
    Gene Orta ve Doğu Anadolu'da «şık, zarif, biçimli» anlamında kullanıldığı yörelerimiz de var.
    «Sağlam, dayanıklı» veya «şık, zarif» er kişi anlamında üretilmiş bir ad olamaz mı (kip-er) diye düşündüm doğrusu.
    Dostum Henri Troyat, desem
    Kitaplarla tanışmayı ihmal etmeyin derken, şunu söylemeyi de unutmam:
    – Tarihin her devrinden, dünyanın her yerinden dostlarınız olsun, istemez misiniz?
    Dün haberi geldi, bir dostum daha aramızdan ayrılmış: Rus kökenli Fransız yazarı Henri Troyat. Yakın bir dostu kaybetmenin acısını duydum. O Henri ki, neler neler anlatmıştı bana, Yeşil Sinek'ten başlayarak. Sovyet ihtilalini daha çok onun dizi romanlarında tanımıştım (Dünya Durdukça, Yağma ve Küller, Dünya Üstünde Yabancılar). La Rencontre (Buluşma) bir şaheser değildi belki, ama çok sevdiğim üç dört romandan biri oldu.
    Tek tek saymayayım. Romanı yenileyenlerden biridir, demeyeyim. Ama anlattıklarını can kulağıyla dinleyip içime sindirdiğim bir masalcı babaydı, dememe müsaade edin. (Aklıma Yaşlı Kar geliyor. Geçelim! Son okuduğum Yazarın Kızı'ydı.)
    Aynı güçle yazdığı hayat hikâyelerini de unutmayalım.
    Dostoyevski'yi, Puşkin'i, Tolstoy'u, Gogol'ü, Büyük Katerina'yı, Büyük Petro'yu, Çehov'u, Turgenyev'i, Flaubert'i, Verlaine'i, Baudelaire'i, Balzac'ı size Troyat'nın anlattığını düşünebilir misiniz?
    19 şubat günü Brigitte kızımın babası, dünürüm Maurice Verdier'yi kaybettik. Troyat, ölümüyle beni sarsan ikinci Fransız oldu.
    Dinlerince dinlensinler!
    Dil Yâresi
  • Bir haber başlığı: «Restoresi bitti. Başbakan açacak». (Van'ın Akdamar Adası'ndaki Ermeni kilisesinden söz ediliyor. Hürriyet, 2 mart.)
    Restorasyon (restauration) Fransızca bir kelime, ad hali; «Eski bir yapıda yıkılmış, bozulmuş olan bölümleri aslına uygun bir biçimde onarma, yenileme» demek.
    Restore (restauré) Fransızca fiil asıllı bir kelime, sıfat-fiil; «Eski durumuna veya ilk biçimine getirilmiş» demek. Restore etmek denebilir de, «Kilisenin restoresi bitti» denemez; o durumda «Restorasyonu bitti» diye kelimenin ad halini kullanmak gerekir.
    O başlıkta «Yenilenmesi bitti» denebilirdi; «Kilise yenilendi» de; «Restorasyon sona erdi» de; «Restore edildi» de... denebilirdi. Ama «Restoresi bitti» yanlış.
    Organizesi, eliminesi... de yanlış.