Gerçekten «yorulduk artık!»

Türkiye'de bugün herkes duygularını, düşüncelerini ifade etmekte güçlük çekecek. Henüz ellisine gelmemiş çok yakınlarımdan biri, şu iki kelimeyi sanki hepimiz adına söyledi...

Türkiye'de bugün herkes duygularını, düşüncelerini ifade etmekte güçlük çekecek. Henüz ellisine gelmemiş çok yakınlarımdan biri, şu iki kelimeyi sanki hepimiz adına söyledi:
– Yorulduk artık!
Nitekim, «Hrant'ı vurmuşlar» haberini alınca benim de içimden, bağışlayın lütfen, «Yetti ulan!» diye haykırmak geldi. Eline bir silah tutuşturulan o sefil kim olursa olsun, Türkiye dün tarihinin alçakça darbelerinden birine maruz kaldı. Hem Bizim Ermenilere, hem gazetecilerimize, hem bütünüyle memleketimize indirilen bir darbeydi bu.
Ama her şeyden önce ve fazla Hrant için üzüldüm. Türkiye Cumhuriyeti'nin bence de çok değerli bir vatandaşıydı hiç şüphesiz. Asla elinde olmayan sebeplerle, çok hassas konumda bulunan bir Ermeni-Türk. Türkiye'yi hâlâ tedirgin etmekte olan Ermeni soykırımı tartışmaları konusunda, Bizim Ermenilerin sözcülüğü misyonuna, yiğitçe ve basiretle sahip çıkan bir meslektaşımız, bir Türk gazetecisi.
Değişik bir dostluğumuz vardı Hrant Dink'le. Fransız TV-5 kanalında geçmişte bir gün, bir Türk-Ermeni gazetecisi olarak söylediklerini dinlemiş, suallere verdiği çok aklı başında cevaplar için ertesi gün Cihannüma'da ona teşekkür etmiş, takındığı tavrı övmüştüm.
Sonra her buluşmamız, karşılıklı anlayış ve dostluk tezahürlerine vesile oldu. Geçen yaz Prof. Selçuk Erez'in Yeniköy'deki evinde, tadına doyulmaz bir sofrayı paylaşırken uzun uzun konuştuk. En son CNN Türk'te bir programdan o çıkıyor, bir sonrakine ben giriyordum. Koridorda kucaklaştık.
Onun değeri ve Türkiye için anlamı dışında, bir dostumu kaybetmenin acısını duyuyorum.
Duruşunu beğendiğim bir adamdı. Kendi insanlarına sahip ve vatanına her zaman sadık, sevgi ve takdir duygularıyla bağlı olduğum, Bizim Ermeniler'in yiğit bir temsilcisi.
Toprağı bol olsun!
Korunması için tedbirli olmak gerekmez miydi demenin, şimdi bir anlamı yok. Adını hiç unutmamak için gerekeni yapabilmeliyiz. Bu cinayeti lanetlemenin bence en etkili yolu, Hrant'a duyduğumuz sevgiyi ve saygıyı ebedîleştirmek olabilir.
Lugatçe

  • SELLEMEHÜSSELAM. zf. «Hiçbir şeye aldırış etmeden, uluorta, destursuz.»
    KOMEDYA
  • Türkiye'mizde neyin de tartışıldığını görüyor musunuz?
    Yapı Kredi Yayınları'nın (YKY) yöneticisi Raşit Çavaş, internet sitelerinin sellemehüsselam* şiir yayımlamalarına itiraz etmiş. Daha doğrusu, telif hakları YKY'ye ait olan Nâzım Hikmet'in, Cemal Süreya'nın, İlhan Berk'in, Ece Ayhan'ın şiirlerini bizden başkası (bu arada sizler de) yayımlayamazsınız, demiş.
    – Çavaş'ın bu yayımlara karşı çıkma hakkı var mı, diye sorulması bile bir rezalettir.
    Soruluyor, elbette var diye cevaplar veriliyor... ve arada «Şiir, şairin elinden çıkar çıkmaz toplumun malı olur» diyen aklı evveller de çıkıyor.
    Akıllara ziyan bir hal!
    «Su'dan» haber verenler var
    Gazetelerde gene su'dan haberler vardı. İmla hatası sanmayın; hem su ile, daha doğrusu susuzlukla ilgili haberler, hem de sudan, yani «inandırıcı olmayan, değer taşımayan, baştan savma» haberler.
    Bakın, bir haber başlığına göre «Kırk yılda üç Van Gölü'müz yok oldu» (Zaman, 19 ocak). Anadolu'daki sulak alanlar haritası ve giderek çölleşen sulak havzaların dökümü. Haberlerin kaynağı, geçen gün de sözünü ettiğim Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın sözcüleri. Ve Anadolu Ajansı.
    Bir diğer habere göreyse Türkiye'da herhangi bir «Susuzluk yaşanmayacak» (Yeni Şafak, 19 ocak). Barajların her yıl olduğu gibi doluluk oranı şimdiden sağlanmış durumda. Enerji yönetimi gibi Türkiye'nin su yönetimi açısından da durum gayet iyi. Hele mart ve nisan yağışlarından sonra, su durumumuz geçen yıldan daha kötü olmayacak. Bu açıklamaları yapanlar da Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu. Kaynak gene Anadolu Ajansı.
    Ayıp olmayacağını bilsem, iki kaynaktan biri yalan söylüyor, diyeceğim. Televizyonlardan biri bu iki tarafın sözcülerini bir araya getirip gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet etmek istemez mi?
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Mustafa Selim Yılmaz)
  • «Kemal» ismi Arapça «ke-mu-le» fiilinden türer, ki bu da «kef» harfi ile yazılır. Dolayısıyla Merhum Atatürk'ün ikinci isminin «q» ile değil «k» harfiyle yazılması doğru olur.
    – Benim Can Dündar'ın programında anlattığım hadisede bir yanlışlık olduğunu söylüyorsunuz. Önce teşekkür, sonra şunu tekrar edeyim. Dil konusunda ukalalık ettiğime ve yaşıma bakarak Arap harflerini okuyup yazabildiğimi sanmayın. Dilbilgisi kurallarını iyi bildiğim de söylenemez. Ben bu alanda, her zaman tekrarladığım gibi bir tür Abdurrahman Çelebi'yim.
    Anlattığım hadiseyi kimden işittiğimi de hatırlamıyorum. Bu konularda Falih Rıfkı Atay'ı Yusuf Ziya Ortaç'ı, Şükrü Baban'ı, Nihat Sami Banarlı'yı çokça dinlemişliğim vardır.
    Dolmabahçe'de bir kaf/kef müzakeresi olduğu kesin. K'yı orada Atatürk'ün tercih ettiği de.