Giyimkent'i fark edebildik

Yıllardır güne Bağcılar/ Güneşli yolunda başlıyoruz. Ama erken saatlerde de tenha değil artık TEM. Geçerken görmüşsünüzdür. Şehirden gazetelere giderken solunuzda iki kule yükselir. İnşaına başlanalı on yılı geçti sanırım.

Yıllardır güne Bağcılar/ Güneşli yolunda başlıyoruz. Ama erken saatlerde de tenha değil artık TEM. Geçerken görmüşsünüzdür. Şehirden gazetelere giderken solunuzda iki kule yükselir. İnşaına başlanalı on yılı geçti sanırım. Bir işyeri sitesi. Kuleler de tamamlandı, bütün işyeri binaları da. Ama hayattan, hareketten pek bir eser yok.
Cumartesi geceleri geç saatte, Kanal D'ye gitmek için Giyimkent'ten geçiyoruz. (Evet, TEKSTİLKENT filan derken, galiba Türkçe'de karar kılındı, artık GİYİMKENT deniyor.)
Gece büsbütün metruk, boş görünüyor. Karanlık, ışıksız... Bir Petrol Ofisi servis istasyonu var canlı ve ışıklı.
Yıllar yılı, giyim sanayicileri niye gelmezler yeni yerlerine, diye, sorumlusu oymuş gibi her sabah Fuat'a hesap sordum. Kulenin birinde (Bunun adı da tower'lidir belki ben bilmiyorum. Kararım, han gibi eski, gökdelen gibi yeni kelimelere itibar edilmeyişine bakarak, bu türlü çok uzun boylu binalara kule demek. Giyimkent Kuleleri diyebiliriz pekâlâ. Hürriyet-Kule de diyebileceğimiz gibi... Bu tercih rahmetli usta Burhan Felek'indir; Galatasaray'daki yeni Sanayi Odası binasına ODAKULE adını o vermişti.
*
Giyimkent Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Çınar nihayet basın-yayını bilgilendirmeye başladı. Harekete geçeceklerinin işaretidir, diyelim.
Önce şunu söyleyeyim: Giyimkent'in canlanması bizim yolumuzun biraz daha tıkanması anlamına gelecektir, diyen vardır mutlaka. Haklıdırlar. Ama aynı Giyimkent, metronun bir an önce Bağcılar'a, Güneşli'ye uzanmasını da zorlayacaktır. Unutmayın arkadaşlar, paraca sıkılan kuruluşlarımızda benzin sıkıntısı da başladı. Siz beni dinleyin de, metro işini giyimcilerle birlik olup biz de zorlayalım biraz.
Şimdi dönelim yüzümüzü Başkan Kadir Topbaş'a.
– İlk iş olarak siz, metro çalışmalarına bir an önce ağırlığınızı koyun rica ederiz!
Ve lütfen Plakçılar Çarşısı'na dönen İMÇ'yi; Perşembe Pazarı'ndan nakil işi hâlâ tamamlanmamış Perpa'nın düştüğü durumu hatırınızdan çıkarmayın ki, hata tekrarlanmasın.
Giyimci metro diyor, İstanbul dışından gelecek müşterisinin yeni işyerine ulaşmakta güçlük çekeceğini bildiği için. Büyük firmalar burada yer almış, depo olarak kullanıyor. Ha deyince göçecekler. Ama küçükler 20/30.000 dolardan 250/300.000 dolara çıkan fiyatlardan şikâyetçi. Mahmutpaşa, Gedikpaşa, Yeşildirek gidecek de, Osmanbey esnafı yerinde kalırsa haksızlık olmayacak mı, düşüncesinden rahatsızlar. Sultanhamam hanları otelleşmeye başlayınca tarihî yarımadada barınamaz hale gelecekler; çünkü bütün caddeler şantiyeye dönecek, diye endişedeler.
Giyimkent 2002'den beri onları bekliyor. Hazır işyerlerinin yüzde 70'i hâlâ boş. İşyeri sayısı 2 500 kadar. 2010'da Avrupa Başkenti olacak İstanbul'un, manifaturacılarını, kumaşçılarını, hazır giyim pazarını Tarihî Yarımada'da daha fazla barındırması mümkün dağil.
Belediye'ye seslenirken gazeteciyi de düşünmüyor değilim. Burnumuzun dibindeki, bizi de yakından ilgilendiren bir mesele bu. Hiç oralarda değiliz.
Radikal ikidir üzerine gitmese, İstanbul'un böyle bir derdi yoktur sanılacak.
Kötü not alıyoruz!
Selâtin meyhaneye gittiniz mi?
Kitabın yazarı Akdoğan Özkan, «En önem verdiğim Mevlana'nın Yedi Altın Öğüdüne Uy maddesidir», diyor.
«Türkiye'de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey» adlı bu kitabı okuyun!
Hani insanda yaşama sevinci yaratacak akıllar veren, vazgeçilmez dostlar vardır hayatımızda; neyi sevseler, beğenseler siz de görün, okuyun, dinleyin, alın, yiyin, kullanın... bu mutluluktan geri kalmayın isterler.
O türden bir yazar karşımızda.
Nuh tufanı, En güzel kitaplar, filmler, Osmanlının 7 harikası, İsa'nın şifresi, Boğaz'ın dilenci vapurları, Yeraltındaki Pamukkale (Bu konunun içinde mesela turizme açık mağaralar listesi de var) gibi, aklınıza ömür boyu gelmeyecek hatırlatmalar var.
Hepsini sayamam. Bu öyle bir kitap ki, «Bugün ne yapalım?» suallerine yıllarca yetecek malzeme var içinde...
Mesela bir selâtin meyhane adresi, Yedikule'de, Safa Meyhanesi. 100 yaşını geçmiş. Son 60 yıldır Kızıltay ailesi işletiyor. Tam bir halk meyhanesi; Artun Ünsal «Meyhanelerin soylusu» diyormuş. Yazarımız da «Muhabbeti bol, ceremesi makul» diyor.
Selâtin «sultanlar» demek. Padişahın, hanım sultanın, şehzadenin yaptırdığına selâtin cami denir. Genellikle o civarın en büyük camiidir. Abdülaziz devrinden bu yana, içinde fıçılar da barınan büyük meyhanelere selâtin meyhanesi dendiğini ben de yeni öğrendim.
Yazının başlığı «Babanı Meyhaneye götür!» Ben çocuklarımı, torunlarımı götürüp meyhaneden içeri girince:
– Siz bugün babanızı, meyhaneye getirdiğinizi biliyor muydunuz, diye soracağım onlara.
Dil Yâresi

  • Adı yerinde «eyşoke» yazılı okurum soruyor: «Baltayı taşa vurmak» deyiminden anladığım; mesela usta bir dolandırıcı herkesi dolandırıyor da, uyanık birine rastlayınca sonuç alamayıp yakalanıyor. Bu durumda onun, baltayı taşa vurduğu söylenir. Türkçe öğretmeni bir arkadaşım, bu deyimin gaf yapmak, pot kırmak, çam devirmek'le eşanlamlı olduğunu söylüyor. Size başvurmak istedim. Şimdiden teşekkürler.
    – Türkçe öğretmeni arkadaşınız size deyimin doğru anlamını söylemiş. Onlar ne de olsa, ellerinin altında bir Deyimler Sözlüğü de bulundurur ve tereddüde düşünce oraya bakarlar.