Gladyatörlere şükran borcumuz olduğunu bir tarih dergisinden öğrendim

Tarih dergileriyle aram iyidir. Bana gelenler arasında NTV Tarih de var. Başucu dergilerimden biri oldu zamanla. Bu kadar değişik...

Tarih dergileriyle aram iyidir. Bana gelenler arasında NTV Tarih de var. Başucu dergilerimden biri oldu zamanla. Bu kadar değişik devirlerden, böylesine renkli ve çeşitli konuların her ay kim yapıyor dökümünü, cidden merak ederim.
Doğuş Grubu’nun bir yayını olduğunu biliyorum. Genel Müdür Cem Aydın hakkında da fikir sahibiyim. Ama künyede adı daha sonra gelenlerden, Yayın Kurulu listesindekilere kadar hiç tanıdığım yok. Ee künyede daha çok gençlerin yer almasının yadırganacak bir yanı da yok.
Dergiler vardır, sayfalarını çevirmek bütün odaları birbirine benzeyen bir sarayı ziyaret etmek gibidir. Biraz sonra bir salondan öbürüne hemen hiçbir şeyin değişmediğini farkeder, ziyaretten zevk almaz, kalan odaları merak etmez olursunuz.
Benim için iyi dergi de, gazete de biraz böyledir. L’Express de öyleydi. Birkaç yıl önce sahip değiştirdi, ben de peşini bıraktım.
Ben orada yalnız, haftanın iyi toparlanmış haberlerini, dikkati çeken hadiselerini ve kişilerini bulmakla kalmazdım. Beni sahiden ilgilendiren yazarlar da vardı. Romanlarından tanıdığımız, iki dünyü savaşı arası neslin önemli yazarlarından François Mauriac’ın haftalık Bloknot’larını mesela, L’Express’te okurdum. Mendès France’ı daha çok oradaki yazılarından tanımıştık. Maurice Duverger’yi de öyle.
Haftalık haber dergisinin profesyonel gözle asıl ne işe yaradığını da, Le Monde ile L’Express’i birlikte okurken farketmiştim. Vardığım sonuç şuydu:
– Le Monde, evet benzersiz bir günlük gazete. Ama L’Express ile birlikte okuyunca Le Monde’dan daha çok faydalandığımı fark ediyorum.
*
Pazar sohbetimi gazeteciler kıraathanesinde yarenlik etmeye benzettim galiba. Oysa size NTV Tarih’ten söz ediyordum. Bu aylık tarih dergisinde de sayfaları çevirmek, tarihin bir devrinden ve konusundan, asırlar kıtalar aşarak diğerlerine geçme anlamına geliyor.
Geçen akşam Anadolu’nun Ustalıkları başlıklı ve Ahmet Yeşiltepe imzalı bir yazıyla sabahın saat dördüne kadar nasıl hallihamur olduğumuzu anlatacağım size. NTV Tarih’in kasım ayı tarihli 10. sayısından söz ediyorum.
İlk cümlesinde gladyatörlerin kanı söz konusu. Ve sualler:
– İnsan bedeninden akan bu kızıl renkteki sıvı, yaşam kaynağımız nereden geliyor?
– Etimizin içinde bizi ayakta ve dik tutan, ladin ağacından bile sert kemiklerimiz ne işe yarıyor?
– Ağzımızdan alıp verdiğimiz hava nereye gidiyor, bedenimize ne yapıyor?
– Gladyatörün o son andaki ölüm çığlığı nereden geliyor?
Sualleri soran bir çocukmuş. Eve dönerken elini tuttuğu babasına tababet (hekimlik) öğrenmek istediğini söylüyor. Baba:
– Senin doğduğun Bergama bir tababet şehridir Claudius, diyor; bu kentte başka ne öğrenebilirsin ki.
Meğer çocuk Claudius Galenos’muş. Tıp dünyasına 1500 yıl hükmedecek olan hekimlerin atası, eczacıların üstadı, keşifleriyle bir bilim devi... Doğum tarihi MS 129 yılı.
Bergama’nın nasıl bir kültür merkezi olduğunu, İskenderiye’dekine benzer büyük Bergama  kütüphanesinin varlığını da ondan öğreniyoruz.
10 yaşında Epikuros, Aristotales okuyan çocuk, 19 yaşında 4 yıl tıp ve eczacılık eğitimi almış bir hekimdir. İzmir, Girit, Kilikya, Kıbrıs ve İskenderiye’de araştırmalarına devam ediyor.
*
28 yaşında Bergama’ya döndüm, diyor Claudius Galenos. Gladyatörlerin yanı başında, arenadaki vahşi savaşların bir hekime sağlayacağı en elverişli ortamdaydım artık.
Gel de uyu şimdi!
Tıp ile gladyatörler arası dövüşlerin ne gibi bir ilişkisi olabilir ki? Ne olduğunu ben de dehşetle öğrendim.
– Her dövüşün ardından ağır yaralı, ölmek üzere olan gladyatörleri kurtarmak için sarfettiğim gayret, bana insan anatomisi ve özellikle iskelet sistemi hakkında çok önemli gözlemler sağladı, bilgiler kazandırdı.
Ve insafsız darbeler altında kırılmadık, şişlenmedik yeri kalmayan, hurdaya dönen tabiî daha çok da mağlup olmuş gladyatörlerin tıp ve anatomi dersleri açısından ne işlere yaradığını anlata anlata bitiremiyor Claudius.
Darbelerle oluşan iç kanamalar, dokualtı travmaları, kemik kırılmaları, ağır yaralar tedavide yeni yöntemler geliştirmeme çok yardım etti.
– İnsan bedeninin mucizelerine ilişkin öyle önemli keşiflerde bulundum ki, diyor; bunların önemli bir kısmı modern tıbbın gelişimi için bir başlangıç oluşturdu.
İskeletin ve kafatasının eksiksiz tanımlanmasını o sağlamış, solunum mekanizmaları gladyatörler sayesinde açıklanmış, atardamarların hava değil kan taşıdığı deney yoluyla kanıtlanınca eski teoriler çöpe atılmış. Zatürree ile zatülcenp arasındaki farklılıklar belirlenmiş. Kafatası sinirlerini ve sempatik sinir sistemini ilk tanımlayan da Claudius’muş. Sesin akciğerde değil gırtlakta oluştuğunu da... Bütün hastalıkların dört temel vücut sıvısıyla [kan, balgam, öd (sarı safra) ve melankoli (kara safra)] açıklanabileceğini ilk söyleyen de o.
*
Bizim Bergamalı Claudius Galenos Roma’da imparatorların özel hekimliğine kadar yükselmiş. Tababet yanında siyasette de sözü geçen bir kişilik haline gelmiş. Çok ünlü ve çok zengin olmuş. Ama sonunda gene Bergama’ya dönüp orada ölmüş. Bütün eserleri Arapça’ya da çevrilmiş. O âlemdeki adı Calinos Hekim.
Bakmadan olmaz! Larousse bu hekim hakkında şunu diyor: «Büyük kısmı Hippokrates’ten esinlenen eseri ile Galenos, Yunan tıp biliminin en yüksek noktasını temsil eder.»
Beni daha çok etkileyen, filmlerdeki hallerini biraz da gülerek seyrettiğimiz gladyatörlerin, tıbbın gelişmesine kendileri bilmeden de olsa, laboratuvar ve otopsi denekleri olarak bu çapta hizmet etmiş olmaları. İşe bakar mısınız, biz dünya sakinleri, bundan yaklaşık iki bin yıl önce yaşamış o dev yapılı, gözü kara adamlara da çok şey borçluymuşuz.