Görmezden geldiğimiz Kürt

Ailemizin en genç seçmeni (İlk defa oy kullanacak olan) Elif torunuma Aysel Tuğluk'tan burada söz etmiştim (Radikal, 29 mayıs); o hafta Radikal-İki'de bir yazısı yayımlanmıştı...

Ailemizin en genç seçmeni (İlk defa oy kullanacak olan) Elif torunuma Aysel Tuğluk'tan burada söz etmiştim (Radikal, 29 mayıs); o hafta Radikal-İki'de bir yazısı yayımlanmıştı DTP eşbaşkanı olan, o günlere kadar adını bile bilmediğimiz güzel Kürt kızının. Ertesi gün Hürriyet de, bu yeni siyasetçinin üzerinde durmuş, yazısından alıntılar yaparak onu okurlarına tanıtmıştı.
Ertesi günlerden birinde Erdal Şafak şu haberi verdi: «Aysel Tuğluk, Kürt aydınları dediğimiz çevrelerin boy hedefi haline geldi» (Sabah, 8 haziran).
Sonra sessizlik. Gazetelerde ona dair yeni bir habere, ben rastlamadım. Peki, Erdal Şafak ile benden gayri, ufukta beliren bu çok farklı siyasetçiyi hiç kimse fark etmemiş olabilir miydi? Aysel Tuğluk, bugüne kadar Bizim Kürtler'den hiç işitmediğimiz şeyler söylüyordu; Türkler'den de, denebilir...
Onun farklı düşüncelerini hepsi okudu, diğerlerine benzemezliğini hepsi gördü. Ama gözlerine, kulaklarına inanmakta güçlük çekiyorlar, diye düşündüm.
Haydi yorumcular kendilerini bağlamaktan çekinir, diyelim. Ya haberciler? Mülakat ustası hanım gazeteciler. Neden Aysel Tuğluk'la konuşmak hiçbirinin aklına gelmez? Neşe Düzel'in Mehmed Uzun'la mülakatını okurken (Radikal, 16 temmuz), bir ara ona telefon etmeyi düşünmedim değil:
– Sevgili meslektaşım bize Aysel Tuğluk'u da tanıtır mısın, diye ricada bulunmak için.
Arayamadım. Dışarıdan öyle göründüğüme bakmayın! Sonraki nesillerden gazeteciler nezdinde, yakınım da olsalar, akıl satar yaşlı gazeteci durumuna düşmekten çok korkuyorum.
Ama size, büyük harfle yazılması gereken bir diyeceğim var:
– AYSEL TUĞLUK'UN DÜNKÜ RADİKAL'DE YER ALAN, «23 TEMMUZ SİYASETİ VE KÜRTLER» BAŞLIKLI YAZISINI MUTLAKA OKUYUN! ORADA TUĞLUK, «FARKLILIKLARA EVET, AYRILIKÇILIĞA HAYIR» DİYOR.
Lütfen filan demiyorum, sevgili okurum, bu yazıyı dikkatle birkaç kere okumak ve kesip saklamak boynunuzun borcudur. Ricam şu sizden: Okuduktan sonra ne düşündüğünüzü bana yazın, ki hadiseyi birlikte değerlendirebilelim. Benim gibi düşünmeseniz de yazın elbette, başka nasıl olabilir?
Bizim, hayli kozmopolit ailemizde de Kürt var. Yani durup oturduğum yerde Kürt hasreti çekmiyorum. Ama acilen tanışmayı, oturup halleşmeyi çok istediğim iki önemli Kürt var, ikisi de Bizim Kürtler'den. Mehmed Uzun (Hiç unutamayacağım, çok ama çok etkilendiğim, Bizim Kürtler meselesinin ne idüğünü onları okurken anladığım kitapların yazarı) ile şu anda Türk siyasetçilerin bence en ilgi çekicilerinden biri olan Aysel Tuğluk.
Basiret belki şu anda Aysel Hanım'a yüksek sesle sahip çıkmamayı gerektirir. Âkil meslektaşlarımın görmezden gelme titizliğinin bir sebebi de bu olabilir. Nedir ki benim için, basiretten önce gelen başka değerler ve ölçütler de var.
Özetle, Aysel Tuğluk'tan habersiz görünmeyi tercih eden gazetecileri ve siyasetçileri anlamakta güçlük çekiyorum. Bir bildikleri varsa niye açıklamazlar, sualine cevap bulamıyorum.
Ve birilerinin beni Aysel Hanım'la ve Mehmed Bey'le buluşturup tanıştırmasını bekliyorum. Ümit ediyorum. Müteşekkir olurum.
Bu, farklı bir Meclis olsa!..
Bu seçim sonunda oluşacak Meclis'ten hemen de kimse pek bir şey beklemiyor. Seçim sonucuna dair tahminler de, farkındaysanız kumara döndü:
– AKP gene de çoğunluğu alır.
– Sürprizler de olabilir yani!
İster istemez Orhan Pamuk'u akla getiren bir haber vardı, İngiliz gazetelerinden (İndependent, Guardian) alınmış. 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Portekizli yazar Jose Saramago'nun bir teklifi. Kısası «Portekiz, bir özerk bölge olarak İspanya'ya katılsın. Bu yeni ülkeye yarımadamızın adıyla İberya diyelim», diyor.
Kıyamet kopmuştur, diye düşüneceksiniz. Kopmuş amma, bu teklif yüzünden değil. İsa'ya Göre İncil adlı kitabı (1991) Portekiz'de büyük tepkilere yol açınca. O da çareyi, eşini alıp Kanarya adalarına göçmekte bulmuş.
Orhan Pamuk'la hâlâ buluşamadık. Vaat etmişti, Aylın Hanım ile Rüya da yanında, bize geleceklerdi. Ocak ayında. Olmadı.
Neyse onları beklerken bir dileğimi daha söyleyeceğim. «Olacak şey mi?» diye itiraz edeceğinizi bile bile:
– Yeni Meclis'te tek bir şey gerçekleşse. Bu defa orada, milletvekilleri hiçbir engele rastlamadan ve tepki görmeden, her şeyi konuşabilseler!
Bu kadarı, 2007 Meclisi'nin tarihte ayrı bir yeri olmasına yeter de artar bile!
Dil Yâresi

  • Tayyip Erdoğan, AKP merkez binasının açılış törenindeki konuşmasında «Terörle mücadelenin bedelini de madden ve manen ödemek durumundayız» dedi. Türkçeyi hemen de hatasız konuştuğu için dikkatimi çekti. MANEN («a» uzun) mana'dan gelir, «Manevî bakımdan» anlamında bir zarftır. Karşıtı «madden» değil, MADDETEN'dir. O da «Madde ve cisim olarak, maddî bakımdan» anlamında bir diğer zarf. Kelimenin kökü «madde»dir.
    Başbakanın dili sürçtü, diyelim. Evet de, bu çok sık düşülen bir hatadır, diye duruyorum üzerinde.
  • Kimdi, hangi kanalın haber spikeri adını not etmemişim. 5 haziran öğle haberleriydi. «Refah bir gelecekten yararlanmasını sağlıyor» diye bir laftır etti. Refah, «Bolluk, varlık ve rahatlık içinde yaşama» demek. Gramer olarak bir isim. Sıfatı, yani «Refah ve varlık içinde yaşayan, gönençli» anlamına gelen kelime müreffeh'tir.