Gözünüz Meclis'te olsun!

Seçim ertesi bir Meclis Albümü edinirdik. Artık gerekmiyor. Melek kızım bu konuda herhangi bir sualim olursa, internet sayesinde cevabını bana iki dakikada veriyor.

Seçim ertesi bir Meclis Albümü edinirdik. Artık gerekmiyor. Melek kızım bu konuda herhangi bir sualim olursa, internet sayesinde cevabını bana iki dakikada veriyor.
Bilgisayarlı, internetli yeni dünyanın büsbütün dışında kalmakla büyük hata işlediğimin farkındayım. En çok da evin çocuklarına takaza ediyorum, noksanımın sebebi sizsiniz, diye. Kötü niyetleri elbette yoktu, bilmez miyim! Radyo, pikap, televizyon, cep telefonu konularında sonu gelmez suallerimle, akıl almaz beceriksizliğimle çocukların gözünü korkuttum.
Lafı saptırdım gene... Ne diyordum ben size? Meclis Albümü, evet! Artık ona gerek kalmadı. Ben ne olur ne olmaz, dünyanın bin türlü hali vardır diye, Radikal'deki milletvekilleri listesini kesip arşivime koydum ya, içim rahat...
Yeni bir Meclis! Açılışında gidip balkonundan, ilk defa gelmişlerin halini (bu arada kiminin kılığını, kıyafetini) seyretmek de Ankara gazetecilerinin görevlerindendi. İzlenimlerini onlardan dinlerdik.
Gazetedeki milletvekilleri listesini gözden geçirirken fark ettim. Tanıdığım, bildiğim milletvekili sayısı o kadar az ki... Eskiden böyle değildi. Birileriyle buluştuğumuzda onlardan hesap sormaya kalkardım:
– Siz bugünlerde daha çok hangi konuyla meşgulsünüz, diye. Biz de meşgulüz ya!
Şu meseleyle, bu soru önergesiyle, komisyonda savunacağım filan raporla, falanca kanun tasarısıyla... türünden bir cevap veren çıkmazdı aralarından. Meclis'in de magazin haberleri vardır. Daha çok onlar konuşulurdu. Dinlemeyi sevmezdik demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ben ki o yıllarda, bir taraftan da her gün Fısıltı Gazetesi'ndi yazmaktaydım.
Bizde partiler (ve liderler) fazla ağır bastığından mı nedir, kişiler, şu veya bu alanda uzmanlaşmış milletvekilleri, Meclis'te varlıklarını hissettiremezler. Meclis yayınlarından hatırınızda, merak ettiğiniz şu veya bu konuda bilgilendirici, gerçekten ilgi çekici bir konuşma kalmış mıdır?
Parlamentolarda öyle milletvekilleri olur ki, onlar kürsüye çıktıysa, koridorlarda zaman öldüren milletvekilleri göremezsiniz. O işinin hakkını veren hatipler ki, sırf bu özellikleriyle ülkelerinde bakanlardan da çok tanınır.
Siyasette bakanlığa giden yol da, bu tür çalışmalardan, konuşmalardan başka bir şey değildir zaten.
Pek ümitli değilim. Baskın Oran'ın ben onlardanım işte, diyen bir hali vardı doğrusu. Bakarsınız 549 arasından çıkıverir birileri... Fark eder etmez, sevinmekle kalmayıp birbirimizi durumdan haberdar edelim! Henüz adlarını bilmesem de, demokrasimizin geleceği bakımından ben kalan ümidimi onlara bağladım.
Başbakan'a sorayım, dedim
Mesut Yılmaz ile Tayyip Erdoğan'ın siyaset sahnesinde iyice belirginleştikleri yıllardı. Gelecek vaat eden bu iki genç siyasetçinin, benzer bir özellikleri var, diye yazdığımı hatırlıyorum. Bu ortak özelliği de yanılmıyorsam nobran sıfatıyla ifadeye çalışmıştım. Bence «Bazen kırıcı da olabilen» demektir.
Tayyip Erdoğan seçim akşamı bir balkondan halka hitap ederken, nobranlığın hiç de faydalı bir mizaç özelliği olmadığını anlamış gibiydi. Hayra işarettir.
Hükûmet kurma arifesinde olan Başbakan'a maruzatım var.
Uzaktan fark edebildiğime göre yabancılara İngilizce hitap ediyorsunuz. Ben size, Fransızca bir sıfattan söz etmek istiyorum. Bugünlerde işinize yarayabilir.
Fransızca ministrable kelimesi (son «e» hariç aynen okunur) «İyi bakan olur», «Bakanlığa yaraşır» demektir. Gençleri, daha çok da siyasetle ilgilenen gençleri övmek için, «Bu çocuğun ileride bakanlık edecek nitelikleri bulunduğu şimdiden belli» anlamında bir iltifat sözü olarak söylenir.
Bu yaşta çok hükûmet görmüşlüğüm, bir hayli bakanla tanışmışlığım var. Öteden beri sorduğum, kimseden cevabını alamadığım bir sual var zihnimde. Olduğu yerde duruyor. Şansımı bir kere de şahsınızda denemek istiyorum. Hoş görülmek ümidiyle:
– Çankaya'nın takdirine sunmak üzere bakanlar kurulu listesinin hazırlandığı sırada, ecinni taifesinden bir muzip, sanki Başbakan'ın kulağına eğilip, «Bu hükûmet işleri yorucu, sıkıcı, sonu gelmez çalışma gerektirir. Sen sen ol ve listene, sıkıntıyı dağıtacak, hali tavrıyla, latifeleriyle, fıkralarıyla sizi neşelendirecek, bugünün deyişiyle matrak bir veya iki kişiyi ilave etmeyi unutma.» demektedir. Hatırladığım her kabinede bu türden («Neşe kaynağı» derler ya hani!) bir iki bakan mutlaka vardı.
– Onun o kadarını biz de akıl ederiz herhalde, diye düşünmeyeceğinizi ümit ederim.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Gönül Doğanca)

  • Ayşe Arman üzülmüş. Kendi gazetesinde yazan bir diğer hanımın, bir üçüncü hanımdan söz ediş biçimini ayıplıyor. (Üçüncü kişi sizin de sözünü ettiğiniz hanım; Amerika'daki bir sperm bankasının müşterisi olan.)
    Evet, Ayşe Arman «Haince» bulduğu o sözden «Basbayağı acıtmak, yaralamak için özellikle tahammüden tasarlanarak edilmiş bir laf diyor. Siz bu «... özellikle tahammüden tasarlama»ya ne diyorsunuz?
    – Görmedim ve fark etmedim değil. Tahammüden imlası (ki doğrusu taammüden'dir) belki dizgi hatasıdır, dedim ve geçtim... Haklısınız, hata bundan ibaret değil.
    Özellikle taammüden... de bir tuhaf. Taammüden'in anlamı zaten «tasarlayarak» demek. Öyleyse taammüden tasarlanarak da gereksiz bir tekrarlama oluyor.