Güldal Akşit'e ne dersiniz?

Hanımlar, beyler! (Meclis'te bizi temsil eder durumda olanlara sesleniyorum.) O çatının altında, farklı görüşleri savunmakla yükümlüsünüz.

Hanımlar, beyler! (Meclis’te bizi temsil eder durumda olanlara sesleniyorum.) O çatının altında, farklı görüşleri savunmakla yükümlüsünüz. Konuşurken öfkelenip zaman zaman zıvanadan çıktığınız, birbirinize ağzınıza veya o sırada aklınıza geleni söylediğiniz oluyor. Orada sizin gibi düşünenler ile size karşı tavır alanlar var.  Bu arada en saçma sözlerin bile hararetle alkışlandığı oluyor.
Millet huzurunda konuşurken, kendinizi Meclis kürsüsünde nutuk atma alışkanlıklarınızdan uzak tutmanız gerekiyor.
AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Türkiye aleyhinde, şiddete maruz kalan kadının Devletçe (ve yeterince) korunmadığına dair bir karar aldı. Devletimizi, Nahide Opuz adlı mağdureye 36 500 Avro tazminat ödemeye mahkûm etti.
Kadıncağızın, 1995’te Hüseyin Opuz’la evlendikten sonra başına gelenleri okumuşsunuzdur. Dün Radikal’in manşeti, bu hadiseden duyduğumuz dehşeti ifade ediyordu. Güldünya Tören kızın başına gelenlere benzer bir facialar dizisinin akıl almaz hikâyesiydi. Ardı gelmeyen koca dayağı. Yargıdan hayır gelmemiş. Mahkeme koyduğu yasağı dinlemeyen adamı tekrar mahkûm etmiş. Neye? 840 lira para cezasına. Bıçakla yaralama, otomobille çiğnemeye teşebbüs, kayınvalidesini tabancayla ateş edip öldürme... Daha ne yapması beklenmiş, bilmem ki!
Meclis Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı (Eski Devlet Bakanı) Güldal Akşit tombul yanaklarıyla karşımıza geçmiş, bu ağır ceza hakkında sorulan suallere cevap diye bize düpedüz masal anlatıyor (CNN Türk).
Kadın ilkin 2002’de şikâyetçi olmuş. O günden bu yana kadın hakları ve eşitliği için neler yapılmışken, AİHM’nin bütün bu olumlu gelişmeleri görmezden gelerek mahkûmiyet kararı vermesi Türkiye’ye karşı büyük bir haksızlıkmış. Karara itiraz edilmeli, bu hata düzeltilmeliymiş.
Meclis alışkanlığıyla konuşma dediğim de tam budur işte. Bir kusurumuz dünyanın gözü önünde yüzümüze vurulmuş. Asıl mesleği hukukçuluk olan hanım siyasetçi «Maalesef benzer hadiselere engel olacak duruma henüz gelemedik» diyeceğine, ilk iş olarak partisinin iktidarını savunmaya davranıyor.
Haklı olarak suçlandığımızı bilerek ve birlikte üzülerek utancımızı ifade edeceğimiz yerde, parti yönetiminden aferin alacak laflar ediyor.
Lafügüzaf, ki bu kadar olur. 2002’den bugüne kadınların eşitliği ve korunması için çok şey yapıldı, dediğiniz gün bu haberin yanıbaşında bir benzeri var: Evlenme teklifini kabul etmediği için, ikisi erkek biri kadın üç yakını tarafından sopalarla vura vura öldürülen Nimet Gürbunar’ın feci hikâyesi. Ve bu yüzden kalp krizi geçirip ölen bir dayısı.
Güldal Hanım!
Elhan duyulmadıkça belâgat gîran gelir / Lafügüzaftan mütehassıl kesel gibi, diyen Yahya Kemal’in ne demek istediğini sorun bir bilene ve öğrenin.
Öğrenmenin yaşı ve makamı mertebesi yoktur. Her zaman mümkün ve görülüyor ki çok da gerekli.

Dil Yâresi
* Güldal Hanım’a «Sor öğren!» dedik de... Benim bilhassa genç okurlarımın ne günahı var? Yahya Kemal Türkçe’sini çözmekte size yardımcı olmaya çalışayım.
Önce kulağınıza yabancı gelecek eski kelimelerin bu şiirdeki anlamlarına bakalım: Elhan («Nağmeler»); Belagat («Güzel, etkili söz söyleme»); Giran gelmek («Ağır gelmek, ağırına gitmek, gücüne gitmek»); Lafügüzaf («Boş lakırdı, yersiz söz»); Mütehassıl («Hasıl olan, meydana gelen») Kesel («Gevşeklik, uyuşukluk, tembellik»).
Elhan duyulmadıkça belagat giran gelir / Lafügüzaftan mütehassıl kesel gibi. («Nağmelerin eşlik etmediği söz ağırlık verir / Boş lafların da uyku getirmesi gibi.»)

Erdoğan, barış görüşten yana
Dereden Tepeden
Kuzum Başbakanımızda bir barış görüş olma eğilimi mi belirdi, yoksa bana mı öyle geliyor? Israrla, AKP iktidarına sempati duyan gazete ve  televizyonları seçiyor, demeyin. Farkındayım. Öğrencilik yıllarımızda biz de, küs olduklarımızla barışacağımız zaman dolaylı ilişkilerden faydalanmaz mıydık?
* Meslektaş Nedim Şener’in, Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları adlı kitabında savcılar suç unsurları buldular. Dün Nedim’i gördüm (Medya Mahallesi’nde Ayşenur Arslan’ın misafiriydi; CNN Türk). Yaptığından süphesi, tereddüdü belli ki yoktu. Ben de öyle düşünüyorum. Herkese olduğu gibi bana da tuhaf gelen, hakkında 28 yıla kadar hapis cezası istenmiş olması. «Hakaret ettiklerimin sayısını çoğaltarak, ceza talebini daha da artırabilirler», diyordu. İşin tuhafı, Hrant’ı öldürmekle suçlanan Ogün Samast için istenen cezanın daha az (20 yıl) olması.
* Ayşe Arman, eşcinselliği artık tartışılmayan hakem Halil İbrahim Dinçdağ meselesini kurcalamaya devam ediyor. Her cihette açılımlar halindeyiz ya, bu da onlardan biri. Oğuz Aral’ın «İnbe Hakem» diye yazıyla da ifade edilebilir kılmayı başardığı tribün tezahüratı «Bu yoldan teskin mi edilecektir, teşvik mi?» sualine ben bir cevap veremiyorum.
Dua edelim, Ayşe’yi de çok üzecek densizliklere yol açmasın! Halil İbrahim’in gol atılmasın diyecek hali yok. Gol yiyen takım taraftarlarının diyeceği de belli. 
* Konu siyaset dünyamızın büyük hatipleri. Hasan Celâl Güzel, Atatürk’ü ayrı bir yere koyduktan ve Çoban Sülü’yü atraksiyonculuğu sebebiyle küçümsedikten sonra, üç büyük hatibimiz olmuştur, diyor: 1. Osmanlı beyefendisi Adnan Menderes; 2. Sivil, dindar ve demokrat Turgut Özal; 3. Tayyip Erdoğan, «Ananı al git lan, dediğinde de yazmıştım, diyor; Erdoğan, samimî bir halk çocuğu, bir gönül adamı»dır.