Gülen Enstitüsü'nden bir rica

Fethullah Gülen hareketinin bir sözcüsü çıktı ortaya demiştim (Radikal, 20 haziran); yarın konuşalım demeyi de ihmal etmeden. (Yarın dediğim pazar günüydü. Buluşma günleri, saatleri benim başta gelen yanılma alanım oldu artık. )

Fethullah Gülen hareketinin bir sözcüsü çıktı ortaya demiştim (Radikal, 20 haziran); yarın konuşalım demeyi de ihmal etmeden. (Yarın dediğim pazar günüydü. Buluşma günleri, saatleri benim başta gelen yanılma alanım oldu artık. )
Adı Yüksel Alp Aslandoğan imiş sözcünün. Sıfatını tekrar edeyim. ABD’de Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSİS) adlı düşünce merkezindeki «Gülen Hareketi» konulu toplantıda hareket adına o konuşmuş. Asıl sıfatı şöyle: «Dinlerarası Diyalog Enstitüsü’nün başkanı ve Gülen Enstitüsü’nde Yönetim Kurulu Üyesi.» (Melek’le İnternet’te bakındık, bu enstitüler hakkında açıklayıcı bilgi bulamadık. Olan, asgarî bilgilerdi.)
Önce düşündüğümü bir sualde dile getirmek istiyorum:
– Nedir Gülen Hareketi?
Hareket, bu konumda şu anlamlara gelebilir: l «Belli bir amaca erişmek veya bir fikri yerleştirmek için girişilen ve yürütülen eylemler dizisi.» l «Toplu olarak eyleme geçme, ufak çapta baş kaldırma, ayaklanma.» l Daha genel anlamda «Değişme, canlılık, eylem.»
Bu kavrama dil açısından bakış. Hukuk ve toplum düzeni açısından hareket’in dişe dokunur bir anlamını bilmiyorum.
Çevremden itiraz sesleri:
– Boşuna arama, tarikat kelimesini kullanamadıkları için hareket demek zorundalar, diyenler var.
– Bir dernek durumuna geçemezler mi, diyorum?
Demokratik düzende dernek, birey ile toplum buluşmasının, birinden diğerine geçişin elverişli bir ortamı değil midir?
– Öyle, ama kanunlarla belirlenmiş, vazgeçilmez şartları var.
Evet, var. Hemen aklıma gelenler: l Derneğin bir tüzüğü olur. (Dernekler Kanunu var bir defa ve onun şartlarına uyma zorunluluğu). l Adı, merkez ve varsa şube adresleri. l Kurucular listesi, kimlikleri, adresleri. l Çalışma düzeni, belli kurulları ve kuralları. l Üye olmanın ve üyelikten çıkarılmanın şartları. l Gelirlerini nasıl sağlandığı ve nerelere harcandığı.
Daha sayayım mı?
Dernek üyelerinin yapabilecekleri yanında yapamayacakları da var, malum: l Siyasî amaç güdemez, Siyasî çalışmalara katılamaz. l Siyasî partilerden destek göremez ve onlara destek veremez. l Sendikalarla, meslek kuruluşlarıyla, vakıflarla siyaset amaçlı ortak çalışma yapamaz.    l Amaçları için gelir sağlayabilir, ama kâr amaçlı ticaret ve benzerî işlerle uğraşamazlar.
Herhalde hepinizin bildiği şeyleri tekrarlıyorum. Şunu sorabilirsiniz bana:
– Bir de enstitü adı var, Gülen Enstitüsü, diyorlar; o nedir?
– Efendim, enstitü’nün de bir anlamı var: «Bilimsel araştırma, inceleme ve yayım yapmak üzere kurulan veya belli bir alanda (daha çok meslek alanında) uzmanlığa dayalı olarak faaliyet gösteren kuruluş.»
Gülen Enstitüsü’nün hangi bilim veya meslek dalında çalıştığını biliyor muyuz?
Ben bunları, İnternet’te adı Dr. Alp Aslandoğan diye geçen Enstitü Başkanı Bey’den rica ediyorum. Aydınlanmama yetecek boyutta bir cevabını bekleyeceğim. 

İstanbul ve Emniyet Müdürü
Gündem dediğimiz, bir anlamda toplumun nabzı değil mi? Toplum psikolojisindeki inişleri, çıkışları gündem maddeleri halinde dile getirmiyor muyuz?
İki üç gündür kalp atışlarımızı iki güzel kadına bağlamış durumdaydık: Ayşe Arman ile Hülya Avşar toplum üzerindeki etkilerini, alışılmış dışında denemeye kalkınca, gündemin ilk iki maddesine gelip oturdular. İlki gazetecilik yanında ek iş olarak fotomodelliğe de soyundu; ikincisi, çok meşgul ve evli-güzel dul imajı yanında, kocasının ipini gevşetmeye de rıza gösterebilir kadın hoşgörüsünü oynadılar.
Demedik laf bırakmadık. (Hayret etmiyorum. Beklenmedik bir hal değildi ve iki güzel kadın da zaten bunu biliyorlardı.)
Sözümün geçeceği yerde olsam ben habercilerden, biraz da İstanbul’un yeni Emniyet Müdürü’yle ilgilenmelerini isterdim. Celalettin Cerrah müdürden iki kelimeye sığdır derseniz, «hoşhut değildik». Bence İstanbul’a ...Haydi İstanbul’la bağdaşamadı, diyelim de kalp kırmayalım.
İstanbul, bu şehrin adı. Valisini, Emniyet Müdürünü seçerken, özen gösterilmesine ne lüzum var, diyecek biri çıkar mı benim okurlarımın arasından?
Hüseyin Çapkın’a dair (Yeni Emniyet Müdürümüz) öğrendiklerimi söyleyeyim size: Gaziantep’te bir zamanlar Muammer Güler Vali, o Emniyet Müdürü. Adana, Bursa ve son olarak İzmir’de Vali Oğuz Kağan Köksal’la birlikteymişler. (Lehinde bir nottur.)
Valiler kadar basınla da arasının iyi olduğu anlaşılıyor. (Nedense yalnız Evrensel gazetesi onun polis şiddetine göz yumduğunu düşünüyor.)
Göreceğiz!
Ben polis muhabirliğimden, Müdür Hayrettin Nakiboğlu’nu, Muavin Necdet Uğur’u, Trafik Şubesi Müdürü Orhan Eyüboğlu’nu bilirim; sonra milletvekili ve bakan olacak örnek emniyetçilerdi üçü de.
Çapkın’ı ümitle ve iyi niyetlerle bekleyenlerdenim. Dedim ya hasretiz, diye...

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Burak Demirkesen)
* «Ömrümce o saf aşkını kalbimde yaşatsam / Kirletmem onu kendimi hicrana da atsam / Bezminde geçen bir geceyi bin yıl uzatsam / Doymam o güzel sinede ömrümce de yatsam» şarkı sözündeki «bezmin» kelimesinin anlamını bir türlü bulamadım. Yardımcı olursanız...»
– Kelimeyi sözlükte bezm yazılışıyla bulabilirsiniz. Hayır, bezmek fiiliyle bir yakınlığı yok. Bezm, Farsça’da «İçkili, eğlenceli yiyip içme meclisi; bu türden buluşma, topluluk» demek.
Nev’i’nin bir dizesinden türeyen deyimi belki hatırlarsınız: Âdet budur, en sonra gelir, bezme ekâbir.
Ve Faruk Nafiz Hoca’nın gümbürdeyen sesi gelir kulağıma: Herkes bana bîgâne bu yerde... / Bir yer ki sevenler, sevilenlerden eser yok; / Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok; / Yok!.. Yok!..