«Gülü tarife ne hacet» desene!

Kim ne derse desin, bizimki çocuksu bir kamuoyu. Gazetelerimiz günlerdir bir suale cevap arıyor:</br>&#8211; Türkiye'nin yeni Hanımefendi'si (Züppe diliyle First Lady...

Kim ne derse desin, bizimki çocuksu bir kamuoyu. Gazetelerimiz günlerdir bir suale cevap arıyor:
– Türkiye'nin yeni Hanımefendi'si (Züppe diliyle First Lady, Osmanlıcasıyla Kadınefendi de diyebilirsiniz) Çankaya'ya başını açıp da mı çıkacak?
– Hayır, öyle bir vaadi yok.
– Peki, başörtüsünde bir değişiklik düşünüyor mu, dersiniz?
– Kendisine sormadım, bilmiyorum. Bir ara Refah Partisi iktidardaydı, şimdi AKP dönemindeyiz. Kocasının yeni makamı sebebiyle başını açan bir hanım hatırlamıyorum.
Şimdi başlıca meselemiz bu değil mi? Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına «Hayır!» diyecek bir makam olmadığı anlaşılır anlaşılmaz, Hayrünnisa Hanım'ın fotoğrafları boy gösterdi birinci sayfalarda. Ben bile biliyorum ki modacı Atıl Kutoğlu, müstakbel Hanımefendi'miz için, hiç değilse ilk bakışta türban izlenimi uyandırmayacak bir baş örtme tarzı üzerinde çalışmaktadır. Yalnız bizimkiler mi, iki üç gündür başlıca dünya gazeteleri de bu «İster İnan İster İnanma» türü hadiseyle meşgul.
Kutoğlu'nun aklına gelenlerin fotoğraflarına dikkatle baktım. Sophia Loren, Ava Gardner, Elizabeth Taylor, Audrey Hepburn, Catherine Deneuve gibi dünya güzellerinin başı örtülü resimlerinde benim gördüğüm, hepsinin bir perçem olsun saçını açıkta bırakmaya özen göstermiş olmasıydı.
Siz Cihannüma okurları arasında da bu meseleyi (!) ciddiye alanlar vardır herhalde. Onları da kınamıyorum. Ama ben, Hayrünnisa Hanım'a gidip de «Saçınızın bir perçemini olsun açıkta bırakabilir misiniz?» diye sormaktan, ciddî söylüyorum ki çok utanırım. Anama, kardeşime, eşime, kızıma sormadığım suali Cumhurbaşkanı Adayı'mızın eşine sormam aklın alacağı şey midir?
*
Gazetecilerin telefon dostları olur. Benim de var. Bunlardan biri («Adımı yazabilirsin» dedi amma ben yazmayacağım.) dün benden, bakın ne istedi:
– Cihannüma'ya iri harflerle, boydan boya mutlaka sizin de bildiğiniz şu tekerlemeyi yazın: Gülü tarife ne hacet (Ne çiçektir biliriz.) Ve altına da iri harflerle benim adımı.
– Yazarım, ama sizin istediğiniz anlamda değil. Bu konuda benim yarım asırlık düşüncemin ve tutumumun ne olduğunu da bu isteğinize ekleyerek, dedim.
Önce ona anlattım. Yanlış düşünüyorsun demedi bana. Yarın da size anlatacağım.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Sinem Tatar)

  • TBMM'de milletvekillerinin yemin törenini izlerken, pek çoğunun aynı hataya düştüğünü gördüm. «Egemenlik» kelimesini «eğemenlik» şeklinde telaffuz etmeleri beni çok öfkelendirdi. En ufak dil sürçmelerini bile düzeltmelerini isteyen Başkanın bu konuda da bir uyarıda bulunması gerekmez miydi? Hiç oralı olmadı.
    Bu yanlışa, Meclis dışında da çok rastlanıyor. Malatya'da bir ortaokul sosyal bilgiler öğretmenimiz vardı bizim; üstüne basa basa «eyemenlik» derdi de çok sinirlenirdim. Milletvekilinin önündeki metni göre göre yanlış söylemesi şaşılacak bir durum... Sahiden akıl erdiremiyorum.
    – Bu vesileyle ben de öğrendim ki Sinem Hanım, egemen kelimesi Eski Türkçe ige veya eye («sahip») kelimesinden geliyormuş. Ne var ki Tietze neolojizm'den de söz ediyor. («G»nin «ğ»ye dönmemiş olması kelimenin yabancı kökenli olmasını akla getirir; mesela Yunanca hegemon kelimesini.) Kelimenin kökeni konusunda kesin anlaşmaya varılamamış gibi geldi bana. Arada söyleyeyim, dedim.

    (Dilşad Aydemir)
  • Bir bebeğe isim verilir veya belirlenir. «İsim koymak» da denir mi?
    – Evet. İsim, almak, koymak, takmak, vermek veya verememek, yapmak yardımcı fiilleriyle kullanılır. (başkaları da vardır herhalde. Ben aklıma gelenleri söylüyorum).
    Şu deyişler de hatırınızda bulunsun: İsmi çıkmak, geçmek, kalmak, karışmak...
    Mektubunuzun sonunda «Cevabınızı sabırsızlıkla bekleyeceğim» demişsiniz. Aklıma hayırlısıyla bir çocuk bekliyor olmanız ihtimali de geldi. Geç kalmadım inşallah!
    «Türkiye son hızla yükseliyor» denince aklıma ekonomi geldi
    Nazar değmesin, son günlerde ülke olarak işlerimiz iyi gidiyor diye seviniyoruz. Radikal'in AA kaynaklı haberi ekonomiden bahsediyor sandım. Meğer İstanbul'da sayısı giderek artan gökdelenlere dairmiş.
    Ben bilmiyordum, İş Bankası'nın üç kulesinden biri 181,2 metre boyuyla Türkiye'nin en yüksek binasıymış; sayıları hayli çoğalmış; o civardadakiler 20'den çok galiba. Bitmişler yanında Mashattan, Tat Tower, Selenium Twins gibi inşaatı devam edenler de var.
    Evlerimizden bakınca da görüyoruz biz bu kuleleri. Çağın gereğidir, yer tasarrufudur şu bu, ama ben bu gökdelenlerin İstanbul'un siluetini bozduğuna inanıyorum. Oh oh, bakın maşallah ne kadar çoğaldı, diye hatır için sevinecek de değilim.
    Sebep sadece apartman acemisi olmam da değil, inanın ki! Oturaklı cami kütlesi üzerinde kubbe kavislerinin yumuşaklığı, semaya dua için uzanmış eller gibi yükselen minareler... İstanbul'a uzaktan bakınca belirleyici çizgilerdi. Emsalsiz bir güzellik!
    Dümdüz zeminden yan yana yükselen gökdelenler, İstanbul'un (Hangi yedi? Belki...) yüzlerce tepesinin üstünden sanki boy gösterme yarışına girmiş... İki kelimeyle söylemek gerekirse, GÜZEL OLMUYOR!