Güvenilmez seçim kütükleri

Cihannüma'da yer alan «70 milyon değilmişiz» başlıklı yazı hatırınızda mı? (Radikal, 2 mayıs) İstatistik Kurumu Başkanı «Nüfusumuz düşünüldüğü gibi 73 milyon civarında değil.

Cihannüma'da yer alan «70 milyon değilmişiz» başlıklı yazı hatırınızda mı? (Radikal, 2 mayıs) İstatistik Kurumu Başkanı «Nüfusumuz düşünüldüğü gibi 73 milyon civarında değil. 68 milyon kadar olabilir» demiş; ben de yıllardır söyleyegeldiğimi tekrarlamıştım:
– Nefes tüketmeyin! Ben Türkiye'deki nüfus sayımı sonuçlarından bile emin değilim.
Bülent Tanla fark etmiş, dün Vatan'da Bilal Çetin de yazdı: evveli gün askıya çıkan seçmen listelerinde toplam sayı 41 465 000 civarında. Oysa 2004 martındaki yerel seçimlerde seçmen sayımız 43 533 000 kadarmış; 2002 genel seçimlerinde 41 405 000.
Artış normal, ama 22 temmuz 2007 tarihinde yapılacak genel seçimlerde oy kullanacak seçmen sayısı düşmüş görünüyor: 41 465 000 civarında. Yani 2004 sayısından 2 milyon küsur daha az. 2002 ile karşılaştırırsanız 65 000 kadarlık bir artış var.
Türkiye'nin toplam nüfusu 2002'de 69 302 000 iken 2007'de 73 875 000 oldu, diye biliyoruz. Artış 4 573 000 kadar. Seçmen sayısındaki artış ise 60 000'den ibaret görünüyor.
Olacak şey değil elbette.
Bilirkişiye göre bu durumun apaçık anlamı şudur: 2002 seçimlerinde çok sayıda mükerrer ve sahte oy kullanılmıştır.
Çok laf kaldırır bir sonuç bu. Ama nüfus sayımlarının ve seçmen kütüklerinin güvenilmez olduğu kesindir.
Şimdilik alınabilecek tek tedbir, bizim istatistiklere fazla güvenmememiz olabilir. Seçim sonuçlarını da ister istemez içimize sindirmeliyiz. Daha sonra nüfus sayımızı gerçeğe biraz daha yaklaştırmaya çalışırız.
Sarkozy ile Merkel'e yarar
Batı, «Türkiye'de cumhurbaşkanlığıyla ilgili bir tartışma var» hükmünden şu sonuçları çıkarıyor: l «Demokrasi işlevlerini sürdürüyor (ABD, Beyaz Saray Sözcüsü). l «Türkiye'deki karmaşık siyasî duruma Anayasal ve demokratik bir çözüm bulunacaktır. (Rusya Dışişleri Sözcüsü). l «Türkiye'de ordunun siyasete müdahalesi, AB üyeliğine itiraz konusunda Fransa'da Yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin ve Almanya'da Başbakan Angela Merkel'in ellerine koz vermiş oldu» (İngiliz gazetesi Financial Times). Teşhislerinde hata var, diyebilir misiniz?
Dil Yâresi

  • Pilava karışmış iri bir taş, bu mortgage (morgıç) kelimesi. Tehlikenin yaklaştığını görünce evedindirme kredisi diyelim, dedim. Benimseyen olmadı.
    Dil Kurumu «tutsak»ı çağrıştıran tutsat, olmadı tutulu satış, dedi. TDK Başkanı'nın dediğine göre tutsat kelimesi 129 000 kere kullanılmış. Kendini avutuyor.
    Posta yazarı Hakan Çelik, kestirmeden ipotek diyelim, hazır benimsenmiş bir terimdir, diyor. Al sat'ı teklif edenler de varmış.
    Tam nasıl söyleneceğini bilemeyen insanlarımız, mortgage'ı kekelemeye devam ediyor. Biraz uzunca bir kelime, ama ben evedindirme'de ısrar ediyorum; kredi'yi eklemeye de gerek yok. Sadece bu işlemin adı olur.
    Elizabeth ve ben, ikimiz
    Bu son gidişi vesilesiyle, Kraliçe Elizabeth'in 1991'deki ABD ziyareti de hatırlandı. Annesi Barbara Bush, yaramaz oğlunu yemek masasında Kraliçe'den gereği kadar uzakta bir yere oturtmaya özen göstermiş o zaman. Nitekim bizim W. Bush gene de fırsatını bulup münasebetsiz bir sual sormuş Kraliçeye.
    Haberi dünkü gazetelerde siz de görmüşsünüzdür, ben Hürriyet'te okudum. «Konuşan» fotoğraflar da vardı, Beyaz Saray'daki karşılama töreninden. Bush, gene zarafeti hayli şüpheli şakalar yapmış konuşurken:
    – Kendileri on ABD başkanıyla yemek yiyebilmiş biridir, demiş. ABD'nin 200'üncü kuruluş yıldönümü olan 1776'daki törenler sırasında da aramızdaydı.
    Kraliçenin bu sözlere tepkisini «Bana ancak bir annenin çocuğuna bakabileceği gibi baktı» diye, gene Bush anlatıyor. Tuhaf şakadan sonra misafirine dönüp «Nasıl buldun espriyi?» anlamında göz kırpışını da bir fotoğraf yakalamış. O da vardı gazetede.
    Her neyse, benim gözüm daha çok Kraliçeyi gördü, o fotoğraflarda. Krem rengi tuvaleti, elmas tacı, gerdanlığı, küpeleri ve nişanıyla pek şık ve sağlıklıydı.
    Siz olsanız bu son sıfatı yazmak gelmezdi aklınıza. Ama ben o gözle de baktım Kraliçe Hazretleri'ne. Aşağı yukarı (Bu ifade size tuhaf gelse de söyleyeceğim) Haşmetmeap ile yaşıt sayılırız. O da yetmişli yaşlarla helalleşti bu yakınlarda. Sağlıklı buldum ben, annesi rahmetli eski kraliçe gibi, o da uzun ömürlü olacağa benzer.
    Bir kraliçeyle aynı ömür terazisinde tartılmak da nereden geldi aklına, derseniz, hemen söyleyeyim.
    Babaannem Şehime Hanım da Churchill'in yaşıtıydı. (İngiltere'nin ünlü başbakanlarından. İkinci Dünya Savaşı'nı kazanan demokrasiler cephesinin hemen de en önemli lideriydi. Eski bir gazeteci ve adı efsaneleşmiş bir siyasî kişilik.)
    «Benimle akran bu ihtiyar, yetmiş beş yaşına rağmen, maşallah dimdik ayakta» diye hayranlığını ifade ederdi babaannem; gene ne demiş, nerelere gitmiş, ne yapmış, diye onu uzaktan uzağa takip ederdi.
    Şehime Hanım'dan sonra on iki yıl daha yaşadı Churchill; öldüğünde babaannemi hatırlayarak hesap etmiştim: bizim koca nine 79 yaşında ayrılmıştı aramızdan. Churchill ise 91 yaşına kadar dayandı.
    Böyledir. Bir yaştan sonra insan, akranlarının ölümüyle olduğu kadar, hayatta kalanların sağlık durumuyla (ve yeni çekilmiş fotoğraflarıyla) da ayrıca ilgilenir.