Haber de yorum da bol

Eskiye oranla fazla haber alıyoruz, kötü haberler de önde. Bir dünya görüşü çevresinde toplanmış yorumcular bütünü diye bir şey aramayın artık...

Perşembe günü, Cihannüma'ya komşu haberin başlığı şu altı kelimeden oluşuyordu: «Van'da, 72 yaşındaki ABD'li yazara tecavüz.» Bir rezaletti, üç beş satırına göz atıp, bir alttaki habere geçtim:
«Eşini ve altı yaşındaki çocuğunu katletti.» Beş yaşındaki Berk anaokuluna gidiyormuş. Vukuat mahalli Kadıköy yakasında Fikirtepe Eğitim Mahallesinde bir ev.
O çift sütunun en altında yer alan haber, avukat Behiç Aşçı'nın ölüm orucuna son verdikten sonraki sağlık durumuna dairdi. Kan değerinin düşük oluşundan, endişe ediliyormuş.
İsteyerek bir arada toplanmış haberler değildi herhalde bunlar... Aynı bir günün gazetesinde sayıları çok olduğu için, yer yer, istemeyerek de olsa yan yana gelmiş haberlerdi.
Aydınlık, iç açıcı bir tablo değildi doğrusu.
*
Yorulduk artık biz, milletçe yorulduk, desem yadırganır mı? Bugüne has bir duygu değil... Yolda giderken Gülseren Hanım'a, ezilmiş kediyi gösterme bana, demek ihtiyacını duyduğum günler olur. Çatısı örtülmemiş, dış sıvası yapılamadan içine girilip yerleşilmiş evlere bakıp bakıp da vahvahlanmak istemiyorum. Trafik tıkanıklığından, kargaşasından şikâyetçi olmak bile gelmiyor artık içimden.
Hep vardı, her zaman birlikte olurdu. Ama zamanla iyilik ile kötülük, güzellik ile çirkinlik, haklılık ile haksızlık arasındaki dengeler bozuldu. Kötülükler, çirkinlikler, haksızlıklar duruma hükmeder oldu.
Eskiye oranla çok fazla haber alıyoruz. Düşüncelerimizin, duygularımızın içeremeyeceği çeşitlilikte. Yakın çevremizden gelen haberler değil artık bunlar; uzakların haberleri. Kötüsü, iyisiyle kıyaslanamayacak kadar çok ve çeşitli.
Sebebini ararken sonucunu gözden kaçırmamak lazım: kötü haberin alıcısı çok olur.
*
Misal getirerek söylemeye çalışayım. Polis haberleri vardı, adliye haberleri vardı. Ve ayrı ayrı polis, adliye muhabirleri. Erken bağlanan ikinci sayfalar daha çok adliye haberlerinin verildiği yerlerdi.
Adliye haberi dediğiniz, görülmekte olan ilgi uyandırmış davaların duruşmalarından seçme alıntılar demekti. Polis haberi yargı aşamasından öncesiyle, vakalarla, sıcağı sıcağına yaşananlarla ilgili olurdu. Günümüzde adliye haberi neredeyse yok. Yargı safhaları değil de merak edilen daha çok günü gününe yaşanan olaylar.
Bunlar, harcıâlem üçüncü sayfalarda sergileniyor. Üçüncü sayfa haberlerine konu olmak, itibar görme anlamına gelmiyor. Aksine aşağılayıcı bir değerlendirme yerine geçiyor.
Dünyamızdaki herşey gibi, bütün canlılar gibi, gazetelerin sayfa sayıları da ziyade çoğaldı. Bir yönetmen, hibrit (yani «iki karakterli») diyordu, gazetesinden nasıl da hoşnut olduğunu ifade etmek için. (Hibrit, tarım ve hayvancılık terimidir; tam anlamı «melez» demektir.) Bazen ekonomiye 10 sayfa ayırmalarıyla övünüyordu.
Tamam da, 40/50/60 sayfalık gazetelerde, mumla arasanız, okurun içini açacak haber ve yorumları içeren bir sayfa bulamazsınız. İç açıcı kavramları farklı; bu ihtiyacı, son sayfanın sağ üst köşesinde giyinmek diye soyunmuş güzel kadın fotoğraflarıyla karşılamaya çalışıyorlar.
*
Başlarken Radikal gibi telaşsız bir gazetenin üst üste yerleştirdiği üç haberden söz ettim: tecavüz, cinayet ve ölüm orucu haberleriydi.
Gülseren Hanım ile hatırlamaya çalıştık. Gençlik yıllarımızdan aklımızda kalan, heyecan uyandırmış polis-adliye haberleri nelerdir, diye...
Sevim Başay'ın öldürüldüğü Sarıyer cinayeti. Sandalıyla karşı kıyıya götürürken, bir kadın ile kızını, tecavüz ettikten sonra ikisini de öldürüp denize atan Kandemir Sipahipala. Reşit Mercan ile Haşmet Orbay'a mal edilen Ankara cinayeti. Kabataş iskelesinden, içinde ayrılmak üzere olduğu nişanlısıyla birlikte arabasını denize sürerek intihar eden malul subay.
Daha eski Havuz-Yavuz suistimal davası. Almanya Büyükelçisi Von Papen'e Ankara'da suikast girişimi. Ruben Asa'nın ihracat ve döviz sahtekârlığı davası. Berbat Süleyman lakaplı adlî sicil zengini haydut. Okurlarımın da hatırlayacağı, Banker Kastelli'nin maliye maceraları.
Bunların topunu bugünün çok sayfalı gazetelerinden birine yerleştirseniz, geriye bir çok boş sayfa kalırdı; «hibrit» niteliğini hak etmek için o sayfalara da siyaset, iktisat, sanat, spor ve bol bol ekonomi haberleri serpiştirmeniz gerekecekti.
*
Yaşlı gazeteci, bugünün gazetelerini kötülemek için, kendi zamanının 6 sayfalık varakpârelerini bir matahmış gibi, bize güzel göstermeye çalışıyor, diyebilirsiniz. Bu dediğiniz gerçeğin tam bir inkârı da sayılmaz. Ben vaktiyle o dönemin gazetelerini, bugünkülerden daha çok eleştirirdim.
Pazar yarenliği çercevesinde rahatsızlıklarımı dile getirmek, ilk bakışta görülen bazı kusurlarımıza değinmek istedim.
Aslında daha ciddî tartışmalara da varım. Gene bu hafta mesela, Hrant Dink cinayetine dair bir başyazı okuduk. İmza yerinde gazetenin adı vardı.
İki sayfa sonraki köşekadısı başka telden çalıyor. Çevirin bir sayfa daha, oradaki kadı, başyazıyı da sollamış.
Ana hatlarıyla olsun, belli bir dünya görüşü çevresinde toplaşmış yorumcular bütünü diye bir şey aramayın artık! Çingene çalar Kürt oynar, demeye diliniz varmıyorsa, araya yabancı bir kelime sıkıştırıp çıkarsınız işin içinden.
Bence manzara budur.