Halikarnas Balıkçısı, Daphne-Apollon aşkı ve Koç'un defne yapraklı çelengi

Can Kıraç ile Vehbi Koç arasındaki sevgi, bildiğim en güzel patron-çalışan ilişkisidir. Bakın benim Can Dostum, rahmetli Koç'u, ölümünün 11'nci yılında (26 şubat günü) nasıl yâd etti.

Can Kıraç ile Vehbi Koç arasındaki sevgi, bildiğim en güzel patron-çalışan ilişkisidir. Bakın benim Can Dostum, rahmetli Koç'u, ölümünün 11'nci yılında (26 şubat günü) nasıl yâd etti.
*
Vehbi Koç ile, şoförlüğünü yaptığım 1951 model Mercury marka otomobilimle İzmir'den Söke'ye hareket etmiştik. Kuşadası'nda, Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan Cevat Şakir bizlere bir «merhaba» çekmiş, davetimizi kırmayarak gelip yanımıza oturmuştu.
Cevat Şakir o dönemde, Anadolu uygarlığının Helen uygarlığının temeli olduğunu savunuyordu. Halikarnas Balıkçısı, Batı uygarlığının Anadolu asıllı olduğunu kanıtlayan mitolojik olayları coşku dolu üslûbuyla dünyanın dört köşesinden gelen yabancılara anlatmayı kutsal bir görev sayıyordu. Onu dinlerken, insan, başka dünyalarda, tarihöncesi tanrılarla buluştuğunu sanabilirdi.
Balıkçı o gün, «Ey Koçzade! Sen Paris'in Koç'unu bilir misin?» diye söze başlamış, Truvalı çoban Paris'in karabaşlı, burgaç boynuzlu koçunu şöyle tanıtmıştı bizlere:
«Koç, koca başını yavaş yavaş yere eğdi, toprağı ve otları kokladı, birden bir küheylan gibi sıçradı, ön ayakları toprağı kazımaya başladı. Sonra yayından boşanan bir ok gibi uçarak, sürünün içindeki koyunun birini ayaklarının arasına aldı ve onu ön ayakları üzerine çökertti!»
Vehbi Bey, konu «Koç» olunca, Cevat Şakir'in bu renkli, yüksek sesli ve heyecanlı anlatımının etkisi altına girmiş; «Cevat Bey! Bunları yaşamış gibi anlatıyorsun! Sen ne müthiş adammışsın yahu!» demekten kendini alamamıştı.
Ve o gün, Balıkçı'dan, kâh eserek, kâh kükreyerek anlattığı Apollon ile Daphne hikâyesini dinlemiştik.
«Batılılar Apollon'u Helen saymak için kırk dereden su getirdiler, ama boşuna oldu! Apollon Anadoluludur. Olimpos tanrılarını yaratan Homeros, Apollon'u Anadolu'da buldu. Apollon'un dört tapınağı Ege kıyısı boyunca Batı Anadolu'da sıralanır: Grineum, Klaros, Didyma ve Patara'dır bunlar.
«Bir gün, Apollon, çiçek kokularının kaynaştığı bir vadiden geçerken, gökkuşağının duvaklar gibi bulutlardan aşağıya süzülüp, türküler söyleyen güzeller güzeli bir kızın başına süzüldüğünü gördü ve Güneş Tanrısı Apollon'un yüreği aşkla dağlandı! Bu, Tanrıça Artemis'in meleklerinden Daphne idi.»
Cevat Şakir, el, kol hareketleriyle hikâyesini görsel bir şölene döndürüyordu: «Vadi, peri kızı Daphne için, çiçekten, ışıktan ve renklerden oluşan bir düş âlemiydi. Çırılçıplak göğsü, kar beyaz omuzları ve yüzüne yayılan masum gülüşüyle, Daphne, Apollon'u büyülemişti. Ama ne yazık ki, peri kızının kalbi erkeklere karşı sonsuza dek kilitliydi! Hep bakire kalacaktı.»
Otelin lobisi tiyatro sahnesine dönmüştü! Hepimiz büyük bir dikkat ve heyecanla Halikarnas Balıkçısı'nın teatral oyununun sihrine kapılmıştık. Apollon'un güzel Daphne'nin peşinden koşuşu, ona duyurmaya çalıştığı ateşli aşk sözleri, nefes alışları, kızın tanrıları yardıma çağırış çığlıkları... Peri kızının yorgunluktan kendinden geçişi ve bedenini Apollon'un kollarına bırakışı...
«Apollon, Daphne'nin çıplaklığını örten saçlarını bir yana atarak ona sımsıkı sarılmıştı. Nihayet, peri kızı, kendini Apollon'un güneş gibi ışıyan kollarına ve susayan dudaklarına teslim etmişti.»
«Tanrı Apollon, Daphne'yi kollarıyla sararken, onun yere saplanmış gibi hareketsiz durduğunu fark etmişti! Apollon, tanrısal sesiyle Daphne! Daphne! Sen ağaç oluyorsun! diye bağırmaya başlamıştı. Gerçekten Daphne'nin yüzü soluyor, gerdanı ve memeleri yeşile dönüşüyordu! Ayakları kıvrılan kökler gibi toprağa dalıyor, bacakları ve kalçası bir ağaç gövdesi gibi kabuk tutuyordu! Şimdi yakarış sırası peri kızına gelmişti: Apollon, çaresiz kaldığını görüyor, Daphne'nin körpe yapraklara dönüşen saçlarını, kırmızılığı kaybolmayan dudakları arasından süzülen nefesini kokluyor ve birden, Olimpos tanrılarının, kıskançlık duygularıyla, Daphne'yi bir defne fidanına dönüştürdüğünü anlıyordu!»
Balıkçı, sahnelediği mitolojik oyunu şöyle tamamladı: «Defne fidanının iki dalı Apollon'un sarı bukleli başını, biri soldan öbürü sağdan sardı ve bir çelenk olarak tanrıyı taçlandırdı. Apollon, Daphne'nin defnesinden aldığı bu armağana şu dileğini sundu: Ey Peri Kızı! Bu geceden sonra bütün insanlar senden bir dal ve çelenk isteyecekler. Çelenkler, senin için göğe yükselen duygularımın ölümsüzleşen ilahileri olsun!»
Balıkçı birden, «Koçzade Vehbi Bey!, dedi. Cenaze törenlerine gönderilen defne dallı çelenklerin hikâyesidir bu. Ölümümden sonra bana çelenk gönderirsen, defne dalları unutulmasın!»
*
Yedi yıl sonra, 13 ekim 1973 günü, Halikarnas Balıkçısı aramızdan ayrıldı. Vehbi Koç, Türk Eğitim Vakfı'nın 27 ekim 1971 tarihinde başlayan çelenk bağışı kampanyasının sembolü olan «Defne Dalı Çelengi»nden birinin Bodrum'a gönderilmesini istedi. 35 yıldır, Türk Eğitim Vakfı'nın defne yapraklı bağış çelenkleri birbirini seven insanların duygularını sonsuzluğa taşıyor ve Apollon'un Daphne'ye olan aşkı, binlerce gencimize, çağdaşlaşma yolunda yeni ufuklar açıyor.
Büyüğümüz, Babamız, Dedemiz Vehbi Koç'u özlemle anıyoruz!