Hastalık «Emekli Koca Sendromu». Japonya'da yaygın da, bizde yok mu?

Görür görmez bir başlık ilgimi çekti. İlk cümlesi sakin, «Japonya'da yaşlı kadınlarda görülen rahatsızlık»; ikinci ve iri harflerle verilen cümle sarsıcıydı...

Görür görmez bir başlık ilgimi çekti. İlk cümlesi sakin, «Japonya'da yaşlı kadınlarda görülen rahatsızlık»; ikinci ve iri harflerle verilen cümle sarsıcıydı, «Emekli koca sendromu» (Hürriyet, 18 ekim).
Bu yeni illetten kısaca RHS diye söz ediliyor. İngilizce adıyla Retired Husband Syndrome'un kısaltması.
Sakura Terakava, kırk yıldır evli bir Japon kadını. 63 yaşında. Sağlığından hiç şikâyet etmezken son zamanlarda rahatsızlanmış. Mide ülseri derken sesi kısılmış. Gözlerinde devamlı yanma hissi, ses tellerinde polip... Bana ne oluyor böyle diye bir psikiyatra da görünmüş. Hiç tereddütsüz:
– RHS, demiş bu sonuncu hekim.
Ve konuşturmuş Sakura'yı.
Kırk yıl önce yaptıkları bir aşk izdivacıymış. Birbirinden hiç şikâyet etmeyen bir çift olarak mutlu bir ömür sürmüşler. Sakura'da stres belirtileri, kocasının emekliye ayrılışından birkaç ay sonra başlamış. Kısa sürede onu evde görmek istemez hale gelişine kendisi de şaşmış. Aklından boşanmayı geçirdiğini de söylemiş hekime.
Hekim hiç hayret etmemiş.
Haberde verilen bilgiye göre, Japonya'da nüfusun beşte biri 65 yaşın üzerindeymiş. Dünyanın en uzun ömürlü insanları da Japonlar. Kocası emekliye ayrılan kadınların çoğunda, benzer stres halleri görülüyormuş.
Japonya gelecek dört yıl içinde 7 milyon erkeğin daha emekliye ayrılacağı bir ülke. Varın Japon kadınlarını nasıl bir huzursuzluğun beklediğini siz tasavvura çalışın!
Haber buydu.
*
Gülseren Hanım'a «Haberi gördün mü?» diyecektim, sualin ardını getiremedim.
– Haklı çıktığını mı düşündün hemen?
Emindim zaten.
Söylememi istemiyor, bu konuda ne zaman ağzımı açsam sinirleniyor. Nedendir, anlayamadım gitti. Burada tekrar edeceğim şimdi, lütfen siz hakem olun aramızda.
Aslında, anlatmakta benim de zorlandığım bir izlenim bu.
Yakınım, çok, yakınım olan iki dul kadında gözlemlediğim bir hal. Annemde ve kayınvalidemde.
Önce kayınvalidem dul kaldı. 71 yaşındaydı. Yeşilköy'de aynı bahçenin içindeki iki ayrı binada oturuyorduk. Her sabah, her akşam, hafta sonları, tatillerde birlikteydik.
Görünüşte pek bir şey değişmedi hayatında. Fransızca polis romanlarını okumaya belki daha fazla zaman ayırabiliyordu. Semt sinemasında gördüğü filmleri akşamları bana daha bir uzun anlatıyordu. Giderek daha mutlu mu demeliyim, daha kaygısız, daha rahat, zamanını daha iyi değerlendirirmiş gibi geliyordu bana...
Kısası, daha önce üzerinde durup düşünmediği bir ağırlık kalkmıştı sanki Kadriş Anne'nin omuzlarından.
Altı yıl sonra sıra annemin dulluğuna geldi. 64 yaşındaydı Samiş Ana, babamın ardından 28 yıl daha yaşadı. Her bayram yarı şaka kocasının elini öpmeye davranan kadın, küçük kabilemize başkanlık etmenin tadını da pek güzel çıkardı. Tebaasına Allah için çok iyi muamele etti, hükmedeceğim diye hiçbirimizi ezmedi, hırpalamadı. Gelinini mutlu edebilen, bence nadir kayınvalidelerden biriydi. Çocukları, torunları ve torunlarının çocuklarıyla memnun ve mutlu yaşadı.
İkisi de bu âlemden öbürüne huzur içinde, bana sorarsanız kavuşacakları sevgililerin özlemiyle mutlu göçtüler.
*
Erkeklerinden en küçük saygısızlık görmemiş, tam anlamıyla mutlu yaşamış iki kadından söz ediyorum. Kocalarını çok sevdiler, ölümleriyle çok sarsıldılar, onları hep hayırla andılar sonradan da.
Gene de, baş başa kaldıkları çocuklarıyla biraz daha mutluydular. Dul erkek dul kadına oranla daha yalnızdır ya! Ben dul kadının çocuklarıyla, kocalı yıllarından daha kalabalık olduğunu gördüm.
Dedim ya evlilikte erkeğin, yıllar boyu istemeyerek de olsa kadınının omuzlarında, onu yormuş bir ağırlık olma yanı da var. Bunu ben, geride kalan kadınlarda hissettiğim hafiflemeden çıkardım, diyebiliyorum.
Kadın-erkek-çocuklar üçlemesinde, esas ikili anaları ile çocuklar değildir diyecek kaç baba çıkar aramızdan?
Japonlar bu son gözlemleriyle benim yıllardır ifadeye çalıştığım gerçeğe, adamın emeklilik yıllarında yorucu ağırlığının daha da arttığını ilave ettiler.
*
Bu hafta ailece yakın dostlarımız olan Nebile ve İhsan Vardal çiftini kaybettik. Evveli gün toprağa verdik sevgili arkadaşlarımızı. Ecel ölümü değildi onlarınki, biliyorsunuz; İhsan'ın katkısı da gerekti.
Bizim ailelerimizin vazgeçilmez, olmazsa hiç iyi olmaz unsurları olan çocuklar, kızlar, oğullar, gelin-kızlar, damat-oğullar, torunlar, torunlar... yoktu onların hayatında.
Kayınbabam uzun yıllar yürüyemedi, son günlerinde yatalaktı; felç, temel ihtiyaçlarını gideremeyecek kadar zorladı sonunda bizim koca doktoru. İki çift el, eşinin ve kızının, üzerinden hiç eksik olmadı.
Anam son yıllarında Alzheimer'la sakatlandı, bunamıştı; yutkunamayacak, gözleri görmeyecek kadar. İki kızı yıllarca kuş besler gibi yaşattılar onu.
*
Erkek milleti, haydi topluca ayağa kalkın! Çocuklarımızla birlikte analarının huzurunda diz çökmek için.
Ve şimdi aramızda olmayan birini, iki sevgili can pahasına çok zor bir görevi yerine getiren İhsan'ı sevgiyle ve saygıyla selamlamak için.
Nur içinde yatsınlar!