Hata en aza indirildi

Abdullah Gül, her şeye rağmen diğer partilerin de en kolay kabul edebileceği bir isim. Çankaya, çok önemli, ancak yokuşu da netameli bir tepedir.

Başbakan AKP'nin cumhurbaşkanı adayını açıklamış. Gazeteciler Meclis parkında çeşitli partilerden milletvekillerinin ne düşündüğünü öğrenmeye çalışıyor. CNN Türk'ten Yavuz Oğhan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e önce aday Abdullah Gül hakkındaki düşüncesini soruyor.
Ana muhalefetin yetkili sözcüsü, Gül'ün, Erdoğan'la aynı kafada bir siyasetçi ve Türkiye'yi temsilde âciz ve başarısız bir dışişleri bakanı olduğunu söylüyor.
Oğhan soruyor:
– AKP grubunda Gül'den daha çok beğendiğiniz biri veya birileri var mı?
– Olmaz mı, var tabii...
– Kim mesela?
Öymen, cevap diye bir şeyler geveliyor. Ben oturduğum yerden televizyona sesleniyorum:
– Geçinmeye gönlü yok, ki sana AKP'den şu kişiyi gözüm tutuyor diyebilsin.
Onur Öymen, dediklerini dinlerken insanın içi açılan biri değil zaten. Onu bırakın da, Tayyip Bey'e şunu sorun bakalım demek isterdim; sesimi Yavuz'a duyurabileceğimi bilsem:
– Madem ki aday diye Abdullah Bey'in adını verecektiniz, gidip muhalefet lideriyle de danışma kabilinden bir konuşma yapsaydınız ya!
Onu «ehvenişer» bulmaları ve adaylığı konusunda mutabakat bildirmeleri gibi bir ihtimal hiç yoktu, diyebilir misiniz?
Meclis'teki siyasetçilerimizin, şu partiden olmuş bu partiden hiç fark etmez, benzer bir yanları var: birbiriyle geçinmeye hiçbirinin gönüllü olmaması.
Ayrıntıda ısrar etmeyelim.
Cumhurbaşkanının AKP'nin bilinen üçlüsünden biri olması şart idiyse, ben de tereddüt etmeden Abdullah Gül'ü seçerdim.
Erbakan'la birlikte Kaddafi'nin çadırındayken, Abdullah Gül'ün yüzünde gördüğüm ifadeyi hiç unutmuyorum. Konumlarından utanıp sıkıldığı besbelliydi. Yüzüne tükürseler yağmur sayan siyasetçilerden değil bu genç adam diye düşünmüştüm o zaman...
Gene uzaktan edindiğim bir izlenimdir: Abdullah Bey ılımlı bir insan, sert ve kavgacı değil, ama kolay bükülebilen birine de hiç benzemiyor.
Gül her şeye rağmen, diğer partilerin de en kolay kabul edebileceği adaydır. Bence, Cumhurbaşkanlığı kisvesiyle bağdaşma kolaylığı da bulunan bir aday.
Eşi Hayrünnisa Gül de, başörtüsü, sevimliliğini büsbütün örtmeyen bir genç hanım.
Bir cümle daha: Çankaya çok önemli, ama yokuşu netameli bir tepedir. İnadın yeri değil.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Sacit Renda)

  • Şu haber başlığı 17 nisan günü Hürriyet gazetesinin baş sayfasındaydı: «İzmir'deki Zafer İlköğretim Okulu öğrencileri, Kapadokya yolunda gerçekleşen kazada can veren aradaşları ve öğretmenlerinin acısıyla ders başı yaptılar.»
    Cümledeki gerçekleşen kaza ibaresi yanlış değil mi? «Düşünülen, tasarımlanan kaza» gibi anlamsız bir ifade olmuyor mu?
    – Evet, gerçekleşmek fiili yanlış yerde kullanılmış oluyor. Ve ne yazık ki sık sık rastlanılan bir hatadır bu. Daha önce de yazmış olabilirim, ama tekrarlamakta fayda var.
    Gerçekleşmek fiilinin en doğru tarifini Büyük Larousse'ta bulabilirsiniz. Şöyle bir tarif «Bir istek, bir girişim veya olası bir durum söz konusu ise, somut bir gerçek durumuna gelmek, tahakkuk etmek.»
    Türkçe Sözlük'ün «Gerçek olmak, gerçek durumuna gelmek, meydana gelmek» şeklindeki tarifi eksik kalıyor. Bir kaza, şayet kötü niyetli birileri tarafından tasarlanmış ve hazırlanmışsa, ancak onlar açısından gerçekleştiği söylenebilir.

    (Teoman Ergül)
  • Mehmet Barlas bir yazısında «Eski Amerikan Başkanı Truman, iktidarda olan politikacının ruh haletini şöyle anlatmıştır» diye yazmış (Sabah, 18 nisan). Ruh haleti doğru mudur? Ya halet-i ruhiye, ya da ruh hali demek gerekmez mi?
    – Noktainazar'ı Türkçe'ye çevirerek bakış açısı dememiz gibi, haletiruhiye'yi de ruhsal durum diye çevirebiliriz. Türkçe'ye yabancı kelimeler katılmıştır, bundan sonra da katılacaktır. Bu önlenemez. Ama yabancı bir dilin, dilbilgisi kurallarını almamız, benimsememiz doğru, bir anlamda mümkün de değildir.
    Erdoğan, Büyükanıt ve bir sual
    Cihannüma'nın her yerine siyaset bulaştırmayı sevmesem de, dün, bir gazetecinin kendini siyasetten sakınabileceği bir gün değildi.
    Erdoğan'ın «Ben değilim, Abdullah Gül!» açıklaması gündeme el koydu. Oysa ben ne yazacağıma, dün sabah Radikal'in 5'inci sayfasında Adem Altan'ın fotoğrafını görünce karar vermiştim. Meclis'teki 23 Nisan kabulünde, yüksekçe bir yerden çekilmiş bu fotoğrafta iki büyük davetli öbeği hemen farkediliyordu.
    Sağdaki öbeğin ortasında Erdoğan var. Çevresinde, ona doğru uzattıkları kayıt cihazlarından anlaşılıyor ki gazeteciler. Başbakana yaklaşmak için biraz da itiştikleri uzaktan fark ediliyor.
    Soldaki öbek, sağdakinden daha kalabalık. Bunun ortasında da, üniformasıyla daha kolay seçilen Büyükanıt var. Ve keza, ona doğru uzatılmış ses kayıt cihazları.
    Çevrelerine bakıyorum, elinde tabağı veya içki kadehi, rahat halli davetliler, birbirleriyle sohbet ediyor. Kalabalık ön planda ve biri sivil, diğeri üniformalı iki odağın çevresinde yığışmış. Buradakilerin durumu, elinde tabak veya kadeh tutacak gibi değil.
    Nedir gazetecilerin işitmek istediği? AKP Başkanı'nın cumhurbaşkanı adaylarını açıklaması bekleniyordu. Bu olabilir mi?
    Olur, derseniz bir sual daha:
    – Genelkurmay Başkanı'nın çevresindekilerin derdi nedir?
    Demokrasimizin de derdi olan şey mi?