«Hayata Bağış» kampanyası

Siz bilir misiniz, YEŞİLAY diye bir dernek vardı. Adları benzediğinden mi nedir bilmem, KIZILAY kadar bu dernekten de söz edilirdi. Kızılay Haftası gibi Yeşilay Haftası da kutlanırdı her yıl.

Siz bilir misiniz, YEŞİLAY diye bir dernek vardı. Adları benzediğinden mi nedir bilmem, KIZILAY kadar bu dernekten de söz edilirdi. Kızılay Haftası gibi Yeşilay Haftası da kutlanırdı her yıl.
Kızılay'ı bildiğinizden şüphem yok. Yeşilay hakkında kısa bilgi vereyim. 1920'de kurulmuştu. (İlk adı Hilal-i Ahzar idi; «yeşil ay» demek. 1868'de kurulan Kızılay'ın ilk adı da Hilal-i Ahmer Cemiyeti'ydi zaten; ahzar «yeşil», ahmer de «kırmızı» demek. Hilal'in «Ay» olduğunu bilirsiniz herhalde.)
Yeşilay kamuya yararlı derneklerdendi. Her şeyi devletten beklediğimiz yıllardı. Amacını da söyleyeyim: «Alkollü içki ve uyuşturucu maddelerin tüketimiyle mücadele etmek.» Tütün tiryakiliğiyle de bu dernek ilgilenirdi. İlk başkanı Dr. Hacı Emin Paşa. Tanımıyorum. İkinci ve üçüncü başkanları da hekimlerdi; sinir ve ruh hastalıkları alanında efsaneleşmiş hocalar: Prof. Mazhar Osman Uzman ve Prof. Fahrettin Kerim Gökay.
Yeşilay'ın yüze yakın şubesi vardı bir zamanlar. Bugün de faal midir, doğrusu bilmiyorum. Merak da etmiyorum.
Etmiyorum, çünkü artık sigarayı bırakmak için bile devletten, dernekten destek bekleyen insanlar dünyasında yaşamıyoruz; değiştik biraz.
Her konuda devlete muhtaç durumdan ne kadar uzaklaşırsak, o kadar sevinmeliyiz. Hrant Dink'in cenaze töreninde, İstanbul ahalisinin devlet büyüklerine verdiği dersi gördünüz. Bence yalnız anlamsız Ermeni soykırımı tartışmalarında değil, Kürtler meselesinde, dindar-laik itişip kakışmaları konusunda da çok anlamlı bir hatırlatmaydı o tören. Müzmin meselelere çare bulmaktan âciz kalanlara zihin açıklığı dilemekle yetinelim.
Hürriyet'in Aile İçi Şiddete Son, Milliyet'in Baba Beni Okula Gönder kampanyaları var. Yürekten katılıyorum. CNN Türk iki gündür yeni bir kampanya açtı: Hayata Bağış.
Önceden beni de bilgilendirdiler. Aldığım notlar önümde. Geçen gün televizyonda Serdar Bilgili'yle konuşuyorduk; fotoğraf sergisi konusunda... Türkiye'de 8,5 milyon engelli var, deniyor. On kişiden birinden de çok... Dehşet verici!
Türkiye'mizde organ nakli bekleyenlerin sayısı 44 000 imiş. Her yıl ortalama 8 000 kişinin eklendiği bir topluluk bu... Gözünüzün önüne getirebilir misiniz 45 /50 000 kişiyi? Boğaz semtlerinden Arnavutköy'ün nüfusu 10 000 civarındadır. Organ bekleyenler demek ki, bütün Arnavutköy ahalisinin üç dört misli.
Bunları, CNN Türk'ün kampanyasıyla ilgileneceğinizi umarak yazıyorum.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Cem Ozan Metin)

  • «Gereklilik kipi olmayan bir dili konuşan insanların yaşantısı nasıl olur?» Bu suali dil ve anlatım öğretmenimiz, en az üç sayfalık bir ödev yapmamız için sordu. Katkınız olursa ödevimin fevkaladenin fevkinde olacağını düşünüyorum.
    – Gereklilik kipi bir şeyin olması, yapılması gereğini ifade eder. Fiil tabanlarına -meli, -malı eklenerek yapılır: çalışmalıyım, çalışmalısın, çalışmalı gibi. çalışmam gerek, çalışman lazım, çalışması icap eder, diye de söylenebilir.
    Gereklilik kipiyle bir oluşumu, bir şeyin yapılmasını kararlılıkla isteme iradesi ifade edilir. Öğretmeninizin, bu iradeden yoksun insanlar topluluğunun işe yaramazlığını anlatmanızı istediği anlaşılıyor.
    Diyebileceğim bundan ibaret. Daha fazlasını öğrenmek isterseniz, galiba Bülent Ersoy'a başvurmanız gerekecek. Fevkaladenin fevkinde neler olduğunu, hepimizden çok belli ki o biliyor.
    Bu arada, size, Cihannüma'yı öğretmeninizin de okuması ihtimali hiç yok mu, diye sormak istiyorum.
    Pijama-Gaffur'la vergi reklamı
    Aklı evvel bir maliyecimiz, reklam yoluyla vergi gelirlerimizi artırmayı düşündü, hatırladınız mı? Geçen gün Cihannüma'yı da teşrif etti; Gelir İdaresi Başkanı Osman Arıoğlu, diye yazdım burada (Radikal, 24 ocak). Sayın Başkan, televizyon reklamlarında hangi şöhretten faydalanacağını da açıkladı: Pijama-Gaffur tiplemesiyle dikkati çeken, ünlü oyuncu Peker Açıkalın.
    Gösteri dünyamızın vergi şampiyonlarından Mehmet Ali Erbil'in tepesi atmış:
    – Maliye'nin örnek aldığı tiplemeye bakın, diyor. Elinde tornavidayla psikopatlık eden biri. Adam devlete ne vergi ödemiş ki, onu reklamlarınızda halkın kanşısına çıkarmayı düşünebiliyorsunuz? Vergi vermeyi özendirme işi kala kala psikopatlara mı kaldı? (Hürriyet, 26 ocak).
    Gazete, Peker Açıkalın'a ne düşündüğünü sormuş. (Ne desin çocuk?) «Üsküdar Vergi Dairesine sorsunlar. Hiç vergi borcum yok» cevabını vermiş.
    Asıl uyarı halkla ilişkiler ustası Ali Saydam'dan geldi:
    – «Peker Açıkalın belki, ama Gaffur bu işe hiçbir zaman uymaz, diyor. Gaffur'un marka vaadi'ni ve hangi değerler'i simgelediğini bir düşünün. İzleyici, Gaffur gibi negatif bir tipleme'ye ilgi duyabilir, ama onu takdir edip, yap dediğini yapar mı, diye de düşünün.»
    İlgi duymak başka, beğenip taklit etmek başka, demek istiyor. Ve sözlerine şu öğüdü ekliyor:
    – «Kampanyanın hangi şöhret tarafından yapılacağı değil, elde edilecek sonucu, doğru yapılıp yapılmaması belirler.» (Akşam, 26 ocak).
    Maliyeciden nasıl reklamcı olurmuş, bakalım göreceğiz. Kaldı ki Peker Açıkalın'ın reklam teklifi alıp almadığını da bilmiyoruz.