Hayır, aklımız seçimde değil!

Aday listeleri açıklandı. İktidar ve ana muhalefet partisi liderlerinin, milletvekillerinden pek çoğunu liste dışı bırakmış olmasına şaştığımızı belli ettik.

Aday listeleri açıklandı. İktidar ve ana muhalefet partisi liderlerinin, milletvekillerinden pek çoğunu liste dışı bırakmış olmasına şaştığımızı belli ettik. Bir de Anavatan'lılar ile Genel Başkan'ları Erkan Mumcu'nun kazaya uğrayışından duyduğumuz hayreti belirttik.
Hepsi bu kadardı, değil mi?
Gözden çıkarılan milletvekillerini yegân yegân konuşamadık (Eskimiştir, ama Allah için güzel zarftır. Şeyh Galip'in, Ol sen bana terceman, söyle / Ketm etme yegân yegân söyle! deyişi hatırınızda mı?). Tayyip Erdoğan'a mesela, listeden Mehmet Dülger'in adını silerken eliniz titremedi mi, diye soracaktım. Babasını çok sevdiğim, kendisini lise öğrencisi olduğu yıllardan beri tanıdığım, kültürünü, efendiliğini, dürüstlüğünü, zarafetini iyi bilerek sahiplendiğim bir siyasetçiydi Mehmet Dülger. Dışişleri Komisyonu Başkanlığı'na seçilişini, aklımda ve gönlümde alkışlamıştım. AKP ile bir tanışma, buluşma noktamdı benim. Kabahati, düşündüğünü fütur getirmeden söylemesiydi, diyenler oldu. Ee söylemeseydi benim için değerli Mehmet Dülger olmazdı. AKP'deki liste tanzimine notumu, bu duygu ve düşünceyle verdim.
Benzer düşüncelerini söylemeyenler aramızda çoktur herhalde. Vakit ve fırsat mı var? Sanki birileri biz bu seçim dönemine, sersemlemiş, ne düşüneceğini, ne diyeceğini, ne yapacağını bilmez bir halde girelim istiyor.
Dil Yâresi

  • Mektubunu «Adımı ve unvanımı (ünvan imlası yanlış) açık seçik yayın/mlarsanız (Türkçe'de yayınlamak diye bir fiil yok) iyi olur! Ben bundan hiç korkmam» diye bitiren okurum Mesut Altun Bey!
    Bir yazımın Türkçe'si konusundaki eleştirilerinizin işgüzarlıktan öte bir anlamı yok. Düşündüğünüzü ifade üslubunuz az rastlanılır sevimsizlikte. Başvuru mektuplarınızı bir başkasına yazdırmanızı tavsiye ederim.
    İkinci mektubunuzdaki iki yanlışı da düzelteyim.
    Dil persengi de deniyor, pelesenki veya pelesengi de. Farsça, «terazi kefesine konan taş» anlamında bir kelimeymiş bu. Günümüzde daha çok persenk kullanılıyor. Dünkü gün demekle kalmaz, yeri gelince bugünkü günde bile, deriz. Sağa sola mektuplar yazmadan önce danışabileceğiniz, Türkçe'yi de bilen birileri yok mu çevrenizde?
    (Dr. Ercan Türeci)
  • Radikal-Kitap ekinde (8 haziran) bir kitap reklamı dikkatimi çekti. Yedinci sayfada, kocaman, resimli. Yazarı Oz Shelach, çeviren Deniz Canefe. Kitabın adına gelince: MESİRE YERLERİ. Esenlik dileğiyle...
    – Bu köşede on yıldır on kereden mutlaka daha çok tekrarlamışımdır: Mesire («i» uzun söylenir) Arapça seyr'den («gezmek, yürümek») türemiş bir kelimedir ve «Gezinti yeri, gezilip dolaşılacak yer» demektir; mesire demek yeter, ardına «yeri» kelimesini takmak sadece gereksiz değil, ciddî bir yanlıştır, diye.
    (Ozan Karagülle)
  • Bir kelimeyi yanlış kullanmak istemiyorum. «Beni elleme!» mi denir, yoksa «Bana elleme!» mi?
    – «Beni elleme» doğrudur. Ama ben, «Bana dokunma» veya «Bana elini sürme» demeyi tercih ederdim.
    Size büyük bir sözlük haberi
    Dün kuşluk vaktini iyi geçirdim, dersem, iki saatlik bir süre için, memleketimizde olup biteni okuyup seyretmekten uzak durduğumu da söylemiş olurum.
    Üç ciltlik Ayverdi (Kubbealtı) Sözlüğü'nün ardından bir yenisi geldi. Ötüken Türkçe Sözlük. «Ötüken'in ikinci cildini uzatsana!» mı, diyeceğiz. Ondan vazgeçip Türkçe Sözlük'le yetinsek, Dil Kurumu'nun, Millî Eğitim'in, Ali Püsküllüoğlu'nun sözlükleriyle karışır. Üç kelimeyi birden kullansak uzun ve «t»si, «k»sı kalabalık bir ad çıkıyor ortaya.
    Ya Ötüken Sözlüğü demeliyiz, ya da yazarının soyadıyla Çağbayır Sözlüğü. Biraz bekleyelim bakalım, bu yeni lügat daha çok hangi adıyla anılacak?
    Dün, bu 5 ciltlik, 5 744 sayfalık koca sözlüğün yazarı, emekli Türkçe öğretmeni Yaşar Çağbayır'la buluştuk. Uzun uzun söyleştik, halleştik. Görür görmez anladım ki Yaşar Bey benim, çoktandır tanıdığım, kafadengi bir arkadaşım ve gönüldaşımdır. Otuz dokuz yılını (61 yaşında, demek ki ömrünün çoğunu) sözlük yaratmaya hasretmiş biri değilse, kim olur benim yakınım?
    Son zamanlarda kimseyle bu kadar candan, bu kadar zevk alarak konuşmamıştım. Karşılıklı lügatçılık hikâyelerimizi anlattık. O beni ciddiye alıyor, ağabey gözüyle görüyor. Ben ona hayranım, çok ilgilendiğim bir alanda mucize yaratmış kahraman gözüyle bakıyorum.
    Biz bu Çağbayır Sözlüğü'nü asıl, pazar sohbetimizde ele alalım. Yayımlayan Ötüken Neşriyat. (Onlar da tebriki ve teşekkürü hak ediyor.) Türkçe Dostları'nın edinmeden edemeyeceği bir sözlükten bahsediyoruz. Mümkün olsa da (Aslında hiç pahalı değil, ama gene de topluca bir para, 250 lira.) pazar gününden önce edinebilseniz, sayfalarını karıştırıp, maddelerine şöyle bir göz atmış olduğunuz bir büyük sözlüğü birlikte konuşurduk.
    Olmadı, bir sonraki pazara bırakır, o zaman konuşuruz.
    Adama bir hal olmuş, demeyin lütfen! Bu çapta, böylesine bir emeğin ürünü olan, büyük bir açığı dolduracağına inandığım, Ayverdi Sözlüğü çıkalı iki yıl olmadan yeni ve büyük bir sözlük daha çıkacak ve ben heyecanlanmayacağım. İşte bu olamaz!
    Bu yeni sözlüğe dair Doğan Hızlan'ın (Hürriyet, 31 mayıs), Hasan Pulur'un (Milliyet, 3 haziran) değerbilir yazılarını ve Oya Doğan'ın (Vatan-Pazar, 10 haziran) derli toplu haberini elbette okudum. Eserin sahibiyle de tanıştım, evet. Sizlerle de konuşmaya hazırım.