Hepsine saygılıyım. Ama benim için teknoloji, kağıt ile kalem demek

Haftanın dikkati çeken haberlerinden biriydi; Bill Gates'in evinde uygulamaya koyduğu yasak: Çocuklar bilgisayar oyunlarına her gün en çok 45 dakika, pazar günü 1 saat zaman ayırabilecekler.

Haftanın dikkati çeken haberlerinden biriydi; Bill Gates'in evinde uygulamaya koyduğu yasak: Çocuklar bilgisayar oyunlarına her gün en çok 45 dakika, pazar günü 1 saat zaman ayırabilecekler. Ödevleri için bir sınırlama yok. Dikkatinizi çekerim, yasağı koyan Microsoft'un kurucusudur.
Torunlara göstermek üzere haberi kesip, bir yere yapıştırdım. Selim hemen yanımdaki odada. Onu çoğu zaman bilgisayarın önünde görüyorum. Eren ve Elif de öyle. Ama orada oturma süreleri her gün ne kadardır, bakın bunu bilmiyorum.
Bill Gates'in kızı 10, oğlu 7 yaşlarındaymış. Onlara «Büyüyüp evden taşındığınızda sürelerinizi kendiniz belirlersiniz» demiş. Bizim torun takımına bu konuda bir sınırlama getirilmiş midir, buna dair bir bilgim yok. Üniversite çağında, biri o çağı da aşmış gençler; ana-babaları ne düşünür, ne demiştir, bu konuda fikir sahibi değilim. Soracağım.
Sözümün geçtiği yıllarda ben, eve televizyon alınmasını bilhassa geciktirmiştim. Çocukların zaman kaybına yol açar, diye... Yasak kalktı, demek bana kalmadı. Rahmetli anacağım almış televizyonu, telefonla bana, kısa ve kesin talimat verdi:
– Ben çocuklar için televizyon aldım. İstiyorlardı. Huysuzluk etmeye kalkma!
Cuma günü, bir başka haber vardı gazetelerde. Washington Post'tan aktarılmış: Pekin'in bir banliyösünde internet bağımlılarının tedavi edildiği özel klinik varmış; ilaçlar ve hipnoz dışında, elektroşok tedavisi de yapılan bir klinik. Çin, en çok internet kullanılan ülkeymiş; yüzde oranı itibariyle. Çinli hekimler internet bağımlılığını, eroin bağımlılığına benzetiyorlarmış (Sabah, 23 şubat).
*
Eve giren ve düzeni değiştiren yenilikler! Torunların deyişiyle, benim gibi bir «teknoloji özürlü dede» için, faydası ve vazgeçilmezliği yanında, mazarratı da bir mesele olan eşya.
Çocukluğu daha çok taşra kentlerinde geçmiş veya yaşı üç çeyrek asrı aşmış biri olarak, evimizin başına gelenleri düşündüm.
Biz oturmadık, ama hela diye bahçedeki bir kulübeye gidilen evleri biliyorum. Suyun çeşmeden getirildiğini, kuyudan çekildiğini de hatırlarım. Mutfakta musluğunu açtığı gün Tanrıya şükreden teyzelerin mutluluğunu unutmadım.
Adapazarı'na gittiğimiz ilk yaz (1939'du sanırım), babaannemin evinde kiracı vardı. Biz de komşu bir eve kiracı olduk; orada elektrik yoktu. Mum ışığı ne demektir, idare lambası, fitil, gaz, lüks lamba nedir, orada öğrendik.
Hatırıma, itişe kakışa neler geliyor bakın!
Helalarda, herkesin ayrı renkte tahrat bezi olurdu. Yerini tuvalet kağıdı aldı.
Çamaşır teknesi, leğeni de vardı; içinde yıkanılan leğenler de. Yanında, kovalar içinde sıcak ve soğuk su.
Çarşı hamamları, evet; ama konak boyu evlerde, külhanlı ev hamamları da vardı. Ve yatak (daha doğru deyişle ebeveyn) odalarında gusülhaneler.
Sonra sıra banyolara, benyuvarlara (böyle mi yazıyoruz, kılavuzlarda bulamadım) geldi.
Çamaşır makineleri teknelerin, leğenlerin yerini aldı. Rendelenen sabunun, çivitin yerini sabuntozu aldı; merdaneli makinaların yerini otomatik sıkmalı çamaşır makinaları.
Mutfakta mangal, maltız, kuzina, pompalı gaz ocakları, vezüvler, havagazı... Bahçe fırını, mutfak fırını, mikrodalga... Isıtmada ocak,şömine, mangal, soba (odun, kömür) derken kalorifer... Tüpgaz, doğalgaz...
Gene mutfakta teldolaptan buzdolabına, dipfrizlere geçiş. (Ben suyun, meyvelerin kuyuya sarkıtıldığını da hatırlarım.) Düdüklü tencere, elektrikli fırın.
Dolap, yüklük, gardrop... Örtü, sini, yer sofrası derken masa, sandalye, bar amerikan...
Mahallelerde taş dibekler olurdu, ortak kullanılan. Tahta, madenî havanlar derken, elektrikli aletler girdi devreye...
Ev eşyası satılan çok katlı çarşılara ben de gidiyorum. Satın alacağımdan değil, çeşidini görmek için. Nereye kadar geldik sualinin, cevabını bilmek için.
*
Eşeğe binmek, ata binmek diye bir meselesi, merakı var mı çocukların? Vardı vaktiyle. Fayton nedir, bilir misiniz? At arabası, muhacir arabası, kağnı?..
Çocuklar hâlâ bisiklete biniyor mu? Pek görmüyorum. Motosiklet giderek pizza taşıyan çocukların kullandığı skuterlere dönüştü.
Gramofondan radyoya geçildiğinde dünyanın sonu geldi sanmıştık biz. Taş plaktı, plastikti, ses bandıydı, pikaptı, kasetti... Yok televizyondu, derken... Neyi dinleyeceğimizi, nereye bakacağımızı şaşırmadık mı?
*
Benim için teknoloji kağıtla başladı, kalemle bitti desem, yeridir.
Ha, daktilo ve fotoğraf makineleriyle de tanışmadık, diyemem. Ardı gelmedi. Bakın hâlâ, elimde kalem önümde kağıt, huzurunuzdayım.