Herkes gider Mersin'e, biz...

Türkiye'de siyaset, toplumsal kıpırtılar, çeşitli alanlarda gelinen endişe verici noktalar, pek şakaya gelir durumda olmadığımızı gösteriyor.

Türkiye'de siyaset, toplumsal kıpırtılar, çeşitli alanlarda gelinen endişe verici noktalar, pek şakaya gelir durumda olmadığımızı gösteriyor.
Radikal'in dünkü manşetinden, bir endişenin devam ettiği sonucu çıkıyordu: «Mersinli tedirgin.» Bir gün önce Radikal'in, gene manşetinde «Mersin'e dikkat!» dediğini de unutmayın.
Gazeteniz, pireyi deve yaparak, okurunu heyecanlandırarak tiraj artırma hevesine kapılacak bir yayın organı değil. Demek Mersin'de, arkadaşlarımı endişelendiren gelişmeler var diye, dün Radikal'i okumaya sekizinci sayfasından başladım. Oradaki başlık da bir uyarıydı: «Mersin'de bir kıvılcım yangın çıkarır.»
Habere, Mersin'deki «endişe konusu dernekler» bir bir sayılarak girilmiş: l Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği (Yörük köylerinde etkili olmaya çalışıyormuş). l Kuvayı Millîye Derneği. (Hani silah ve Kuran üzerine yemin ettiren emekli albayın örgütü). l Türkçü Toplumcu Budun Derneği (Davası, Kürt nüfusunun hızlı artışını durdurmakmış). l Elbirliği Derneği (İstanbul merkezliymiş. Kökeni itibariyle de Türk olmayanları, üye kabul etmeyen bir dernekmiş).
Mersin'de, aşağı yukarı benzer bir amaç için kurulmuş, faal dört dernek. Fazla değil mi? Nüfusu 1 milyonu geçmiş de olsa...
Ali Şen ile Mustafa Ercan'ın haberinde kaynak nedir, diye baktım. Hasan Güzel vermiş bu adları.
– Efendim!
Aynı sayfada yazan Hasan Celal Güzel'in köşesine bir göz attım hemen. Onun başlığı da telaşlı: «Vatan elden gidiyor mu?» Ama hayır, o, Yaşar Büyükanıt Paşa'nın Amerika'yı ziyareti sırasında orada yaşayan Türklerin yüreğine soğuk su serpmek için söylediklerinden söz ediyordu.
Paşa «Türkiye bölünüyor mu?» diye sormuş ve sualini gene kendi cevaplamış: «Türkiye'yi bölmeyi rüyalarında görenler, bu rüyanın sonunda kâbus görür!»
Bizim Güzel'in gözleri yaşarmış. Büyükanıt Paşa'ya dualar ediyor:
– Sağol, varol paşam, Allah eksikliğinizi göstermesin!
Korkusunu dile getiren Hasan Celal bir başkasıymış. Anlaşılan «Celal»den nasibi olmayan biri. Durup dururken telaşa kapılmış. Boş bulunsak bizi de ürkütecek. Böyle müvesvis («vesveseli, işkilli, evhamlı») adamlar, dediklerini ciddiye alacak olsanız toplumda paniğe de yol açabilirler. Herkes sizin gibi, benim gibi Paşa'nın dediğine kulak verip, «Celalli» Hasan Bey'in yazısını okumaz ki...
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (B. Çağlar)

  • Yanlız ve yalnız kelimelerinin yazımı ve anlamı konusunda yardım istiyorum. Yalnız, «tek başına»; yanlız, «kimsesiz» demek değil midir? Aralarındaki fark nedir?
    – Yanlız diye bir kelimemiz yok. Bazen karıştırılan yalnız ve yanlış kelimeleridir.
    Yalnız, eski Türkçe yalınguz veya yalanguz («Tek başına, açık, çıplak») kelimelerinden geliyor; «Yanında başka biri bulunmayan, tek başına, sadece, ama» demek.
    Yanlış, eski Türkçe yalgış veya yanglış («Yanılmış olma, doğru olmayan, sapma») kelimelerinden geliyor; «Doğru olmayan, hatalı, gerçeğe uymayan, kabahat» demek.
    Keriman Ablanın elini öpmek
    Efsaneleşmiş adlar denir ya, benim çocukluğumun efsanelerinden biri de Keriman Halis idi. Yıllar var ki ondan söz edildiğini pek işitmiyorum. Ömrüne bereket, Allah sağlığını «dâim» etsin, Çiftehavuzlar'da oturuyormuş; oğlunun evinde... Yaşasın Erkan Özerman! Efsanevî Türk güzelini gene o bulmuş, bize de hatırlatıyor. (Erkan Bey'in bir işi de bu zaten.)
    Dün, Sabah'taki haber daha çok bir alıntıya benziyordu. Bir dergiden mi, gazete ekinden mi alınmıştır? Erkan Bey, Güzellik Kraliçelerimizin en eskisi ve en önemlisi olan Keriman Hanım'a eski bir fotoğrafını götürmüş. Yazısı, «Geçen saniyeler ne yazık ki birkaç saat...» diye kinayeli bir cümleyle pat diye sona eriyor.
    Gene de yarışmanın 1932'de Belçika'nın Spa şehrinde yapıldığı, 28 ülkeden güzellerin katıldığı, o yıl Türkiye Güzeli'ni Cumhuriyet gazetesinin seçtiği, Keriman Hanım'ın Sirkeci Garı'nda gerçek bir kraliçe gibi karşılandığı gibi bilgiler, haberler var kısa yazıda.
    Türkiye ve Dünya Güzeli'ne çektiği kutlama telgrafında Atatürk'ün ona ECE diye hitap ettiği ve iki yıl sonra kanun çıkınca kızımızın bu iltifatı soyadı olarak benimsediği de belirtilmiş.
    Keriman Halis Ece 93 yaşında (1913 doğumludur). O dünya güzeli seçildiği zaman ben dört yaşındayım. Ama yabancı diyarlarda alınan bu sonucun, henüz 10 yaşını tamamlamamış Türkiye Cumhuriye'nde nasıl bir sevinç ve heyecan yarattığını pekâlâ hatırlıyorum.
    Başını her zaman dimdik tutarak, 75 yıldır o tacı başında, gerçek bir hanımefendi asaletiyle taşıdı. Huzuruna varıp, ağız dolusu «Keriman Abla!» diyerek elini öpebilmek isterdim.
    Abla diyebileceklerim de çok azaldı, bilir misiniz...
    Alıntı
  • Fatih Altaylı: «Kurtlar Vadisi'nin yapımcıları, düzeylerini gösteren bir açıklamayla bana saldırmış. Zaviyelerini gösterir. Kendilerini Kurtlar Vadisi'nde çete zannediyorlar.» (Kenan Sönmezler'den öğreniyoruz ki dizide ondan diye söz ediliyormuş. Terc., 15 şubat.)
    Devam ediyor: «Onlardan ricam, beni görünce kaçtıkları günleri unutup, kendilerini kurt zannetmesinler. Ne olduklarını biliyoruz» (Sabah, 15 şubat. Bu zat gazetenin aynı zamanda Genel Yayın Yönetmeni'dir.)