Herzevekilin Hrant türküsü

Fren balataları yanmış, kaporta vidaları gevşemiş bir otomobili hatırlatır insana İsmail Türüt. Sevimsiz değil. İşi tadında bırakmayı bilmiyor. Kendini sevimli sanmak gibi bir kusuru daha var.

Fren balataları yanmış, kaporta vidaları gevşemiş bir otomobili hatırlatır insana İsmail Türüt. Sevimsiz değil. İşi tadında bırakmayı bilmiyor. Kendini sevimli sanmak gibi bir kusuru daha var.
Baştan alırsak, sakar bir çocuk İsmail. Cengiz Semercioğlu yazdı: Canlı yayında yatağa atlamış, öbür yanından yere yuvarlanmış. Aysel Gürel'in üzerine düşüp, kızın kaburgasını çatlatmış. Altındaki sehpa kırılmış yerlere saçılmış. Cam kapıyı görmemiş, stüdyoya giriyorum derken kafasını gözünü paralamış... Sakarlığı, durduğu yerde bile fark ediliyor.
Yalnız eli-kolu-bedeniyle değil, diliyle de münasebetsizlik etmekten geri durmuyor. Bir zamanlar «Tarabya'da uşaklar (Kendisi de Karadenizli ya!), Etiler'de yumuşaklar» lafını da o etmişti. «Şeytanı değil Zekeriya Beyaz'ı taşlarım» diyen de o.
Hasbî mahlasıyla çapkının biri / Ne herzeler yemiş başından iri, der ya Bayburtlu Zihni; bu Karadeniz uşağı da örnek bir herzevekil'dir.
İsmail siyasî nağmelerine, büyük İslam savaşçısı ve hatibi, bir zamanların Refah Partisi Rize Milletvekili Şevki Yılmaz'a methiyeler düzerek başladı. (Son yıllarda benim hakkımda da dava açan iki adamdan biridir; öbürü Yekta Güngör Özden.). Şevki için «İslam'ın Mareşali» dermiş sakar oğlan, onu eleştirenlere de «Kahpe!»
Sonra RP'den MHP'ye geçer gibi olmuş İsmail Türüt. Devlet Bahçeli'ye şarkılar adamış. Yeraltı dünyasından Sedat Peker için türkü bestelemiş (Reis). «Kendi ondörtlü taşır, diyormuş; anası barabelli.» (Parabellum yani).
Şu bilgileri de Zülfikar Ali Aydın'ın haberinden alıyorum (Sabah, 17 eylül). Melih Gökçek'e türkü düzmüş: «İsmi Melih Gökçek'tir, dedikleri gerçektir / Eller ne derse desin, benim başkanım tektir.» Türüt, ANAP'ın ve AKP'nin oralarda da gezinmiş. (Demek ki her zaman partiler ünlü şarkıcı peşine düşmüyor, partiden partiye gezen bakın türkücüler de var.)
Herzevekil'in son türküsünün adı: Plan Yapmayın Plan!
Dediği de şu: Plan yapmayın plan gitmez Karadeniz'de / Kahpelik yalan dolan tutmaz Karadeniz'de / Ne Conisi ne Rusu pusu kurmasın pusu / Bölücülük borusu da ötmez Karadeniz'de / Bırakın çan çalmayı Ermenici olmayı / Millet böyle dolmayı yutmaz Karadeniz'de...
Söz yazarı ülkücü Ozan Arif'miş. Savcılık bu ikili hakkında soruşturma açtı. Kanıt yalnız türkü sözleri değil, bir de Youtube'da yayımlanan klip var. Orada Hrant Dink cinayeti adeta desteklenmekte, sanıklar övülmekteymiş.
TCK ile değil, Türk kamuoyunun kınamasıyla cezalandırılmalarını isterdim.
TELAYNAK

  • Popstar Alaturka'da (Star Tv, 16 eylül) yarışmacı gençlerden biri parasızlığından, eşinin hastalığından filan bahsediyor. Ne gerekse!
    Jürinin hanım üyeleri (Bülent Ersoy ve Ebru Gündeş) merhamete geliyorlar. Biri «Ne lazımsa ben hazırım» diyor. Fevkaladenin fevkindeki, «Programdan sonra sen bana uğra!» tembihinde bulunuyor.
    Aralarında oturan Orhan Gencebay'a danışsalar, hemen hatırlatacaktır onlara:
    – Bir elinin verdiğini öbür elin duymasın! tembihini.
    İftar çadırındaki buluşma
    Yıllar var ki, «Oruç musun?» sualine tek kelimeyle cevap vermem gerekiyor:
    – Hayır, zındığım!
    Biraz haksızlık etmiş oluyorum Tanrı'nın Hakkı kuluna, onu böyle tarif ederek. Arapların zindik, İranlıların zendik dediği bu kelime, sözlüklere bakarsanız «Allah'a ve ahret'e inanmayan kimse» demek. Biraz daha eşelerseniz, Maniheizm'in (Mani dininin veya mezhebinin) kurucusu Manii Nakkaş çıkıyor karşınıza. Doğuda resim sanatının kurucusu sayılan ve harikulâde resimleri yüzünden gökten indiğine inanılan adam. Zerdüşt dinini yanlış anlayarak, Zend dilinde kendince yorumlayan da odur. Ona inananların adıdır aslında zındık.
    Ben bu kelimeyi, ibadet şartlarını yerine getiremeyen (veya getirmeyen)ler için kullanıyorum. Kendimi de o sınıftan sayarak. Unutmayın ki bir dedem, üç nesil müftüler soyundandır.
    Böyle de olsa Ramazan benim için daha çok, akşamları İstanbul'da trafiğin daha sıkışık olduğu ay demektir. Anam olmayalı, bizim oralarda oruç tutan da yok artık. Kaldı ki benim için Ramazan'ın asıl anlamı, çocukluğumun güzel hatıraları arasındaki müstesna yeridir.
    Çok merak ettiğim halde iftar çadırlarından birinde, oruç açan insanlarımızla birlikte olamadım. Bu farklı ve hareketli topluluklara katılabilen genç meslektaşlarımın izlenimlerini her yıl sektirmeden okurum.
    Ben emekli maaşı kuyruğuna girmiş yaşlıların kuyrukta beklemekten laf olsun diye şikâyet ettiklerini, aralarına karışarak görüp anladım vaktiyle. İftar çadırlarında oruç açmanın (Hay hay saygı duyarım elbette; bu vesileyle çoluk çocuğun karnını bir güzel doyurma yanında, demek istiyorum) aynı kaderi ve hayat şartlarını paylaşan insanlar arası farklı bir buluşma olduğunu da tahmin etmiyor değilim.
    Ve keşke diyorum, elbirliği edilip iftar çadırlarının bu yanı ön plana çıkarılabilse. Ne bileyim, mesela her şehirde şubesi bulunan bir İFTAR VAKFI kurulabilse!
    – Efendi, sen işine baksana, demek geliyorsa içinizden, darılmam söyleyin.
    Çadır iftarlarına katılan arkadaşların izlenimleriyle yetinmek durumunda kalıyorum. Zihni sağ olsa (Küçümen), ki zındığın ikinci bir dik âlâsı idi, bakın onunla gidebilirdik. Ve başlardık orada bulunanları adlandırmaya: yoksullar, evi işyerinin çok uzağında olanlar, bu buluşmadan biraz da hazzedenler, bizim gibi iftarı hak etmeyen zındıklar... diye.