Hiç görmediğim dostlarım var

Haftanın beş günü şehre iniyorum, dersem, bu doğru bir ifade olur mu, diye düşündüm. Kadıköylüler, Boğazlılar diyebilirdi bunu; ama Etiler'den kalkıp Güneşli'ye gelen ben, «şehre iniyorum» yerine «şehirden çıkıyorum» desem, bu daha doğru bir ifade olmaz mı?

Haftanın beş günü şehre iniyorum, dersem, bu doğru bir ifade olur mu, diye düşündüm. Kadıköylüler, Boğazlılar diyebilirdi bunu; ama Etiler'den kalkıp Güneşli'ye gelen ben, «şehre iniyorum» yerine «şehirden çıkıyorum» desem, bu daha doğru bir ifade olmaz mı?
Ve çalışmaktan hiç şikâyetim olmadığı halde, hepinizin kolaylıkla anlayıp hak vereceği gibi, ben, yol yorgunuyum.
Otuz kilometrelik bir mesafe. Yol açık olsa 15, bilemediniz 20 dakikadır. Hemen her akşam, dönüşümüz bir saati geçiyor. Benim yaşımda bir adam için, akşam evine saatin sekizinden önce dönememek, işte bu yorucu ve bezdirici oluyor doğrusu.
Yemekten sonra insan gazete, dergi, mektup dışı bir şeyler okuma ihtiyacı duyuyor. Ben, televizyona hak ettiği zamanı da ayırmak istiyorum.
Sayıları üzücü nispette azalmış olsa da, eşim, dostum, insanlarım da var benim. Aslolan onlar, diye biliyorum üstelik; öyle hissediyorum. Onlara ayıracak zamanım kalmıyor, diye üzülüyorum.
Babamı, kayınbabamı, onların yaşlılığını, sabahtan akşama bütün vakitlerini evde geçirdikleri yılları düşünüyorum. Babam amatör marangozdu, pek boş vakti olmazdı. Kayınbabam son yıllarında artık yürüyemiyordu. O zaman televizyon olsaydı, diye düşünmemek mümkün mü? Koltuğuna mahkûm bir yaşlı insan için, günümüzün yüzlerce kanallı televizyonu, nasıl bir nimettir diye hiç düşünür müsünüz?
Köşekadıları için de söz konusudur. Mektupla, telefonla onları arayan okurlarıyla aralarında dostluk ilişkileri kurulur. Hele televizyonda görücüye çıkmak gibi, bir (tuhaf) durumunuz da varsa, dostluk bahçe veya apartman komşuluğu ilişkilerine de dönüşebiliyor. Biraz tek taraflı, biri öbürünü daha çok bilir (Ee, ekranda o sizi görüyor, ama siz onun yazdığıyla veya sesiyle yetinmek durumundasınız) bir ilişki oluyor bu.
Neler konuşuluyor merak eder misiniz? Okurun, seyircinin kişisel meseleleri, şikâyetleri ve size dair merakları dışında, nedir başlıca sohbet konuları?
Hemen her şey!
Öbür köşede size bu kısa sohbetlerden birkaç örnek vermeye çalıştım. Telefonla konuşurken not alma alışkanlığım var. Akşamüzeri yazıya otururken, bir göz attığım notlar... Bir tür haber ve fikir kaynakları.
Benim için ve hepimiz için önemli. Okur, en güvenilir haber kaynaklarından biridir.
Dil Yâresi

  • «İstanbul'da neredeyse günde bir kumarhane yeri basıldı» diye bir altbaşlık (Sabah, 20 şubat).
    Kumarhane kelimesinin anlam tarifi «Kumar oynanan yer» değil midir? Öyledir! O zaman «kumarhane yeri» demekten maksat nedir?

    Türkçe dostlarından (Deniz Kalyoncu)
  • Bir internet grubunda «gambaz ile gammaz»'ın eşanlamlı kelimeler olduğu söyleniyor. «Gambaz» diye kelime yok, diyorum, anlatamıyorum.
    – Ben de bilmiyorum. Gâm, Farsça'da «ayak, adım»; baz eki «oynatan» anlamına gelen kelimeler. Bir arada farklı bir anlamları olabilir. Gammaz, bildiğiniz gibi «arabozucu, iftira eden, araya fit sokan» demek.
    Konu sıkıntısı diye bir şey yok
    Okur dostlarımdan ad vermeden söz edeceğim.
  • Yaşlı bir bey, 27 ilde yapılmış anketi, daha doğrusu anketin bir sualini soruyor. Şu:
    – Hrant Dink'in arkasından Fatiha okunur muymuş, okunmaz mıymış! Laf mı şimdi bu?
    – Ne cevap vermişler?
    – Yüzde 47,2'si «Her insan için Fatiha okunur», yüzde 13,3'ü de «Dink'inki özel bir durum, sakınca yok» demiş. Yani 60,5'i cevaz veriyor. İnsanlarımız nelerle meşgul değil mi?
  • Bir genç kız, üniversiteli:
    – Seda Akman'ı tanıyorsunuz değil mi? Hani «Bir İstanbul Masalı'nda otomobil yarışlarına meraklı, bıçkın bir kız vardı.
    – Şu son kokain vakası...
    – Evet! Basında onu kimse savunmadı. Ben sizden bekledim.
    – Benim de sevdiğim bir oyuncu. Fazla lafın faydası olmaz. Hele ekranda, gazetede edilecek lafların. Ama rastlarsam kendisine söyleyeceğim var.
  • Bu da yaşlı ve çok tatlı dilli bir hanım. Telefonda soruyor:
    – Hakkı Bey, siz SAKARMEKE diye bir kuş biliyor musunuz?
    – Anladım, Radikal'de okudunuz. Hanımefendi, onu ben de merak ettim. Sözlüklere baktım, yok. Bu arada sakaroz ölçen alete SAKARİMETRE dendiğini öğrenmiş oldum.
    – Ama efendim, Türkiye'de 136 türde 31 361 kuş belirlemişler. Bunun 17 449'u sakarmeke imiş. Fotoğrafı da vardı Hakkı Bey, memleketimizdeki kuşların sayıca en çok olanını, nasıl olur da hiç bilmeyiz?
  • Öfkeli bir bey:
    – Diplomalı eczacı arar gibi, doktor arayan hastaneler de varmış. Siz çalışamasanız da diplomanızı bize bırakın, aydan aya gelin ücretinizi alın, diyorlarmış. Milletçe çıldırıyor muyuz, dersiniz?
  • – Kuzum Hakkı Bey (Neşeli, muzip bir kadın sesi) siz mutlaka bilirsiniz? Bülent Ersoy'a milletvekilliğini hangi parti teklif etmiş?
  • Bir genç adam:
    – Sizin balıkçılığınız var. Boğaz'da balık avı hikâyelerinizi okudum. Palamut, lüfer, uskumru sizin yabancınız olan balıklar değildir herhalde. Küresel ısınma derken, bakın bu yıl göçmen balıklar Karadeniz'den Marmara'ya geçmiyormuş.
    – Okudum haberi, dehşet! Balık fiyatları da yanaşılır gibi değil, diyorlardı.
    *
    Bu köşekadıları da yıllar yılı bu kadar çeşitli konuyu nereden buluyor, nasıl akıl ediyor, diye sormayın. Yer verilse bir o kadarını daha rahat rahat yazarlar.