Hıristiyan AB'ye bir çift laf

Referandum sonucunun AB ülkelerinde uyandırdığı tepkilere bakarak, neticede İsviçreliler Türkiye'nin AB üyeliğine olumlu etkide bulunmuş oldu, diyebilir miyiz?

Referandum sonucunun AB ülkelerinde uyandırdığı tepkilere bakarak, neticede İsviçreliler Türkiye’nin AB üyeliğine olumlu etkide bulunmuş oldu, diyebilir miyiz?
AB üyelerinin sözcüleri neler demediler ki?
* «Önyargı ve korkunun ifadesi.» (Carl Bild, İsveç). 
* «Dinî baskı anlamına gelir.» (Bernard     Kouchner, Fransa). 
* «Yasak AİHM’ye aykırı. Mahkemeden dönebilir.» (Eveline Widmen-Schlumpf, İsviçre). 
* «Dinî özgürlüklere darbe.» (Antonio Maria Sveglio, Vatikan). 
* «Yalnız Müslümanları hedef alırsanız, ayrımcılıktır.» (Elham Manea, Vatikan).
Bildiğiniz gibi İsviçre’de parlamento ve hükûmet minare yasağı talebini reddetmişti. «Anayasamıza, din ve inanç özgürlüğüne ve ülkenin hoşgörü geleneğine aykırıdır» gerekçesiyle. Referandum sonucu kesinleşip yürürlüğe girdikten sonradır ki bu karar aleyhinde AİHM’ye iptal davası açılabilir. İsviçre Adalet Bakanı «Müslüman halk ibadetlerini yalnız ve topluca yapmaya elbette devam edecektir» dedi.
Bu vesileyle öğrendik ki İsviçre’de Bosna, Kosova ve Türkiye kökenli 400 000 kadar Müslüman yaşamaktadır. 200 kadar da cami ve mescit var. Minareli cami sayısı ise dört.
115 000 kadar imza toplayıp Meclis’ten refeandum isteyen Egerkingen Komitesi, referandum öncesi bakın neler demiş (Bütün bunları pazartesi günkü Zaman’dan öğrendim.): 
* Minare’nin Kuran-ı Kerim’de yeri yoktur. Minare, inançtan çok İslam’ın siyasal güç simgelerinden biridir. 
* Minareleri kabul etmek, müezzinlerin oradan ezan okunmasını da kabul etmek anlamına gelir. 
* Ve afişlerde, İsviçre bayrağının merkezinden füze gibi yükselen minareler ile çarşaflı kadın resimleri.
İlerici İslam Forumu sözcülerinin açıkladığına göre İsviçre’de, yakın zamanda Sih tapınağı ve Sırp Ortodoks Kiliseleri’nin inşa edilmesine pekâlâ müsaade edilmiştir. İslam kuruluşları «Minare yasağı insan hakları yanında azınlık haklarına da aykırı bir karardır» diye açıklamada bulundu.
Zürih İslam Organizasyonları Birliği Başkanı Dr. Hasan Hatipoğlu, referandum sürecinde İslamiyet’e saldırıldığını, Müslüman ahalinin zan altında bırakıldığını söylemiş. «Cenevre’deki cami saldırısında hadise fiilî bir hal de aldı» demiş ve eklemiş: «Biz her şeye rağmen diyalog yolundan ayrılmayacağız.»
Dünkü Zaman, haberlerin devamını manşetten verirken «İsviçre dünyada tek başına kaldı» diyordu. Referandum sonucunu eleştirenler az değil. İsviçre basını da ana hatlarıyla kararın aleyhinde.
*
Karar AİHM’den dönse bile, AB’nin Türkiye’ye karşı çıkan kamuoyunda ve Türkleri dışlama eğilimi yanında, belki bundan da bağımsız bir İslam düşmanlığının varlığı, İsviçre’deki referandumun sonucuyla bir anlamda belgelenmiştir. Bunu unutmamak ve referandum kararının üst mahkemece reddi halinde bile, bu nokta üzerinde durmak gerekecektir.
Her dinin ve düşüncenin yobazları bir yana, İslamın’ın AB’den ve Hıristiyanlıktan yana bir kompleksi yok. Belli oldu ki, AB’linin hayli kalın kafasına bunu da sokmak gerekecek.

Oy vermeyeceğimiz partiler
Hayret etmekten kendimizi alamıyoruz. Biz derken, Başbakan’ın domuz gribi aşısı konusundaki ısrarını yadırgayanları kastediyorum. Sağlık Bakanı aşı olduğunu ekranlar aracılığıyla hepimize göstermek ihtiyacını duydu. Hekimler tavsiye ediyor. Hiç değilse ben, bugüne kadar «O aşıyı yaptırmayın, sakıncaları var» diyen bir hekime rastlamadım.
Başbakan «Ben ve ailem aşılanmayacağız» dedi. Kulaklarımıza inanamadık, sorduk; ilk açıklamasını ısrarla tekrarladı. Hâlâ devam ediyor.
Baskı lafı eden olmuş. «Baskı gerekmez. Basın üzerine gitmesin yeter», diyor.
– Zorlama hakkımız yok, diye de ilave ediyor.
– Peki, o aşıya lüzum yok. Bakın biz ailecek yaptırmadık, yaptırmayacağız, demeye sizin hakkınız var mı?
Bir sual daha:
– Sayın Başbakan, siz, basından bir günah keçisi türetmeye çalışmamış siyasetçi hatırlar mısınız?
*
Burunlarımızda bir seçim ikliminin rutubetini hissetmeye başladık. Ben, aralarında meslekten siyasetçi bulunmayan bir parti veya hareket olsa, ona katılıp meydanlarda halka hitap edebilmek istiyorum. Seçmenlerimizin dikkatini bir hususa çekebilmek, onları vakit geçirmeden, bu fırsatı da kaçırmadan uyarabilmek için:
– Ana karakteri, hâkim özelliği kavgacılık olan, bu sayede benzerlerinden sıyrılmış, ön plana çıkmış siyasetçilerin başında bulunduğu siyasî partilere oy vermeyin, diyeceğim onlara.
Başında, birbiriyle hiçbir konuda anlaşamayacak insanların bulunduğu partileri Meclis dışı bırakmakta birleşelim! diyeceğim.
Şimdilik düşünüyorum.

TELAYNAK
* Orhan Kemal  hayranlarından değilim, ama Hanımın Çiftliği adlı, konusu onun eserinden alınmış tv dizisini «sıdk u sebat» ile seyrediyorum. Oyuncular da tercih sebebidir ve Mehmet Aslantuğ ile Özgü Namal benim iki ekran sevgilimdir.
Dizinin lehinde, aleyhinde düşündüklerim var, ama bunlar arasında yazmak istediğim yok...tu. Bir şeyi söylemeden edemeyeceğim.
Son bölümlerde Muzaffer Bey’in eski nişanlısı ve kız kardeşinin yakın arkadaşı bir hanım peyda oldu. Oyundaki adı Renan galiba. (Asıl adını henüz öğrenemedim.) Yıllardır Paris’te yaşayan bir ressamı oynuyor.
Bir şeyi merak ediyorum:
– Renan Hanım’ın her bölümde üç beş cümleyi de Fransızca «tekellüm» etmesi (Kuzum efendim sormadan edemeyeceğim), şart mıdır?
Çok yönlü ayıp oluyor, ayrıntısına girmek istemem.