«Hokus Fokus, Ali Topuz»

Hepimiz, tek bir insanın hayat tecrübesiyle yetinmek zorundayız. Dinlediklerimiz, okuduklarımız da bunun içinde.

Hepimiz, tek bir insanın hayat tecrübesiyle yetinmek zorundayız. Dinlediklerimiz, okuduklarımız da bunun içinde.
Yıllardır siyasî partilerde «geleceğin lideri» diye işaretlenen genç partililer görürüz. Ne derlerse desinler, biz geleceğin lider adaylarını gene de kendi süzgecimizden geçirmeden edemeyiz.
Demirel'in siyasette Allah için uzun ömürlü, ama artık miadını doldurmuş bir lider olduğu, Özal'ın hızlı yükselip hayata yakışıklıyken veda ettiği dönemdi. Ufukta beliren «geleceğin adamları» görüntülerinden ben de kendimce iki genci seçmiştim: Özal takımından Mesut Yılmaz ile Erbakan'cılardan Tayyip Erdoğan. Bir yazıda sırf bu ikiliyi ele alarak ortak bir özelliklerinin altını çizdiğimi hatırlıyorum. Onlara, nobran siyasetçiler demiş, «nobran»dan ne anladığımı da açıklamaya çalışmıştım.
Bilmem, yanılmışsın mı diyeceksiniz bana, yoksa «Sahiden öyleymişler» mi?
*
Birkaç gündür gazetelerimiz, Deniz Baykal'ın yerini alacak bir lider arayışında.
Kendi gelen takımından biri çoktan beri var, adı Mustafa Sarıgül. Müşârünileyh (Sevimli bulmadığınız birinden söz ederken «adı geçen» anlamına gelir.) bu kerre fazla ön plana çıkamayacak. Deniz Baykal, CHP tarihinde lehine kaydedilecek bir ısrarla ve «tedbirli ihraç talebiyle» onu bir kere daha disiplin kuruluna sevketmiş.
Zihni Erdem, CHP'ye dair Radikal'deki haberinde dün yeni adaydan söz ediyordu: «Geçen dönem Grup Başkanlığı'yla yıldızı parlayan Samsun Milletvekili Haluk Koç»tan. Parti içi muhalefetin ortak adayı, diyor. Hem de sırtını Ali Topuz'a dayamış bir adaymış. Devam ediyor:
– «İnce taktiklerin ve delege oyunlarının ustası olduğu için Hokus Fokus, Ali Topuz diye anılan Topuz, CHP'de geçmişte kimi desteklediyse genel başkan oldu.»
Bu kadarla yetinmiş Zihni Erdem; akla gelebilecek «Peki o genel başkanlara ne olmuş acaba?» suali üzerinde durmamış.
Deniz Baykal, Ali Topuz'un oyununa gelecek adam mıdır? Sanmıyorum. Nitelikli, beyefendi bir siyasetçi olan Haluk Koç, benim gözümle lider kumaşından biçilmiş bir siyasetçi değil. (Rahmetli İsmail Cem'i ne gözle gördüğümüzü hatırlayın.)
Mustafa Sarıgül, Ali Topuz, Haluk Koç ve kendinden çok şey beklenen CHP'nin geleceği... Böyleyse, Baykal döneminden hiç de daha parlak olmayacak.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Bekir Karaca)

  • «Ebat» kelimesi çoğul bir kelime midir? Ben bunun tekil bir kelime olduğunu düşünüyorum. Evet ebat bir şeyin enini, boyunu anlatsa da, böyle olması kelimeyi çoğul yapmaz. Arkadaşımla bu konuda anlaşamıyoruz. Siz ne dersiniz?
    – Arapça buut kelimesi var; buud ve bu'd diye de yazılır. Bir anlamıyla «uzaklık» demek; «Cisimlerin ölçülmesine yarayan uzunluk, derinlik, genişlik kavramlarını ayrı ayrı ifade» etmek için de kullanılır. Şimdi boyut, diyoruz.
    Gene Arapça ebat (ebad da yazılır) çoğul bir kelimedir, boyutlar anlamına gelir. Ve tıpkı boyutlar gibi, ebat da çoğul bir kelimedir.
    Kadınlara güvenelim!
    Adil Gür'ün araştırma şirketi «Başı örtülü kadın sayısı» konusunda bir anket yapıyor, dediler. Sağlam, güvenilir bir kuruluştur. Tahmin edebileceğimizden çok farklı bir sonuç çıkmayacağından emindim. Başını örtenlerin oranında yüzde 2,9'luk bir azalma tespit edilmiş. Yeterli değil belki, ama benim beklediğim yönde bir gelişme.
    Fuzulî gürültü yüzünden sersemlemiş gibiyiz, meselenin aslından çok uzaklaştığımızı çoğu zaman fark edemiyoruz.
    Kendi aramızda konuşurken, eş dost arasında ben soruyorum:
    – Ayaklar meydanda baş sımsıkı örtülü olabiliyor. Saç, cinsel dürtü açısından sizce ayaktan daha mı etkilidir?
    – Evet öyledir, diyen olmuyor.
    – Ya dudaklar? Ya ne diyeceği belli olmayan gözlerin ifadesi?
    Gene cevap yok.
    – Peki, Güzele bakmak sevaptır meselinin dinimizin esaslarına, kurallarına aykırı bir yanı var mı, dersiniz?
    Ne bu suale bir cevap alabiliyorum («İçinden geçene bağlı!» cevabına söyleyen de inanmıyor), ne de «İslam inancında, saklayarak veya bakmayarak, insan güzelliğini görmemek ve göstermemek sevap, bunun aksi günahtır diye bir hüküm var mı?» sualine... Ama ben, rahmetli halamın bir sözünü hatırlıyorum: «Güzellikleri yaratan da Allah'tır. Güzele duyulan hayranlık, O'nun büyüklüğüne inancın da bir ifadesidir.»
    Benim muhataplarım, mütevekkilen alellah («Allah'a güvenen») bir tebessümden öte laf etmiyorlar.
    Yıllar yılı, komünizmin insan tabiatına aykırı bir tasavvur olduğunu söyledim, durdum. Belki çocuksu bir inatla, Sovyet hegemonyası her şeyden önce bu sebeple, yani insan tabiatına aykırı olduğu için çökecek, diyordum.
    Ahmedinecad New York'ta «Bizim İran'da eşcinsel yoktur» dedi, biliyorsunuz. «Çıkarsa ne yaparsınız?» sualinin cevabı «Asıyoruz» idi. Bunun, bildiğimiz insana yaraşır bir yanı var mı? Olabilir mi, Allah aşkına?
    Ben mesela İran'daki rejimin de, insan tabiatına ters düştüğü için, her şeyden çok bu sebeple çökeceğine inanıyorum. Siyasî doktrinlerden, petrol ekonomisinin inceliklerinden yola çıkarak iri laflar etme ihtiyacını duymadan. Size, mesnetsiz görünebilecek bin inancım daha var: İran'daki bağnazlığı İranlı kadınlar çökertecek, göreceksiniz.
    Bir öngörü daha. Gene benden:
    – Bizde de bu anlamsız türban tartışmalarını, göreceksiniz bizim kadınlarımız sona erdirecek.