Hoşsohbet sözünün intikamı

Televizyoncularınki bence bir saplantı. «Bir şov yanı olmayan sohbet programı tutmaz» diye düşünüyorlar. Zararlı bir düşünce bu. Gazetelerde bakıyorum...

Televizyoncularınki bence bir saplantı. «Bir şov yanı olmayan sohbet programı tutmaz» diye düşünüyorlar. Zararlı bir düşünce bu. Gazetelerde bakıyorum, mesela Neşe Düzel'in pazartesi mülakatları, her hafta bir hadise oluyor. Televizyonda niye olmasın?
Bayram tatilinde oturup dinlemeye karar verdiğim bir sohbetti. Cem Seymen, iki çok ünlü işinsanımızla konuşacak: TEKFEN'in iki kurucusu. Nihat Gökyiğit ile Feyyaz Berker (CNN Türk, 2 ocak). Üçüncü ortak Necati Akçağlılar yoktu.
Feyyaz ve Nihat Bey 1939/40 yıllarında Robert Kolej'de tanışmış, ABD'de gene yan yana mühendislik eğitimi almış, dönüşte bir süre ayrı işlerde çalıştıktan sonra Necati Bey de dahil üçlü bir iş kurmuş (TEKFEN) ve bugüne kadar hiç ayrılmadan birlikte çalışmayı sürdürmüşler. Onlar 66 yıldır bir arada, TEKFEN de ellinci yılını bu yaz kutladı.
Hâlâ aile şirketleri aşamasında olan Türkiye için olağanüstü başarıdır bu. Feyyaz Bey'i yakından tanımam, Nihat Bey aziz dostumdur. Ve nasıl olgun, nasıl filozof, neylesine tecrübe sahibi, nekre, tatlı dilli ve evliyâullah'tan biridir, anlatamam size! Onunla sohbetin tadına doyum olmaz.
Sohbetin ev sahibi, benim genç arkadaşım nasıl değerlendiriyor, bu çok iyi seçilmiş misafirleri? Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim kabilinden...
– Hiç birbirinize sesinizi yükselttiğiniz olmadı mı, diyor mesela.
Nasıl beylik, nasıl sıradan, nasıl laf ola türünden, nasıl çocukların misafircilik oynarken sorduklarına benzer cici sualler, işitmeden tahmin edemezsiniz.
Sanki ben pek mi başarılıydım bu sohbetlerde? Seyirci konumunda, insan galiba daha huysuz ve talepkâr oluyor.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Mustafa Karataş)

  • Milas Sıtkı Koçman Meslek Yüksekokulu'nda Türk dili okutmanıyım. Televizyonda fırsat oluyor, Eurovision'da İngilizce şarkı diyenlere karşı çıkmıyorsunuz. Tv'yi «te-ve» yerine «ti-vi» diye okuyanları uyarmıyorsunuz. Öğrencilerim «Televizyonda böyle söylüyorlar» dediklerinde ben de ne diyeceğimi bilemiyorum.
    – 26 aralık salı akşamı NTV'deki «Can Dündar soruyor: Neden?» programında, altı kişi iki saate yakın, Eurovision'da şarkıyı Türkçe ve İngilizce söyleme konusu üzerinde durduk, tartıştık. Okan Bayülgen'in MAKİNA'sında, televizyonda dikkatimizi çeken Türkçe ve telaffuz hataları üzerinde duruyoruz. On yıldır her gün (3 000'den çok eder) bu köşede Türkçe hatalarını işaret etmeye çalışıyorum. Ve siz beni bu konuda ihmalkârlıkla suçluyorsunuz.
    Titizliğinizi anlıyorum, haklısınız. Sizin de, gazetemi, okurlarımı, televizyon kanallarını, program sahiplerini ve seyircileri bıktıracak noktaya kadar gitmeme konusundaki dikkatimi hoş görmeniz gerekmez mi? Ne dersiniz?
    Şair, romancıyı kıskanıyor
    Orhan Pamuk'un Nobel'ini benimsiyep sahiplenerek mutlu olanlar, sevinmekle birlikte «Ah o Kürt-Ermeni lafını da etmeseydi keşke» diyenler ve yeminli Orhan Pamuk düşmanları. Arşivimizde bu üç tavrın sahiplerini ayrı ayrı kümeliyoruz.
    Nobel unutulacak hadise değil. Bu konada Orhan Pamuk çağdaşlarının tavrı da önemlidir.
    – Hilmi Yavuz hislerini ifade etmedi mi, diye sormuştum.
    Hasûdun biridir. On yıl önce, ben yeniden yazmaya başladığımda, «O da kim?» diye hayret etmiş görünen müstesna kişiydi.
    Orhan hakkında, takma bir adla yazdıklarını getirip koydular masamın üstüne. Gelin isterseniz şair hassasiyetine ve zarafetine birlikte bir göz atalım:
  • «Bu mükâfat Türkiye'den birine verilecek idiyse deye düşünenlerin nazar-ı dikkate almadıkları husus, Nobel'in Türkiye'ye değil, Orhan Pamuk'a verildiğidir.» (Kendisi «Niye Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya verilmedi» deyu sual edenlerdenmiş. Hazret bu yazıları İrfan Külyutmaz müstear adıyla ve Osmanlıca mukallitliğiyle yazıyor.)
  • «Orhan Pamuk'a verilmiş olduğunun bir işareti de, Türkiye'nin edebî muhitlerinin tercihlerinin hesaba katılmamış olmasıdır. Eğer hesaba katılsa idi (...) İlber Ortaylı Bey'in de ifade buyurdukları gibi, şunun şurasında 150 senelik mazisi bulunan Roman yerine, elbette, mazisi çok daha eskiye çıkan Şiir'e verilmek çok daha münasip olurdu...» (Şiire verilmeli ve kime verileceği konusunda şairlerimizin, tarihçilerimizin fikirleri de sorulmalıydı!)
  • « Pamuk Prens'imiz (Telif hakkı istemiyor, ama Orhan'a hâlâ kimselerin bilmediği bu alaylı adı kendisinin taktığını hatırlatıyor), pederi merhum Gündüz Pamuk Bey'in kendisine bıraktığı bavuldan bahsederek, Babamın Bavulu başlıklı bir konuşma yaptı. Naçizane bir teklifim var. Bu bavul bir müddet bir galeri veya müzede teşhir edilmeli (...) ve bir şekilde koruma altına alınmalıdır. (...) Hatta senenin bir gününü de olarak tes'it etmek de, Türk milletinin Pamuk Prens'e olan borcunun naçiz bir ifadesi olacaktır.» (Zaman-Kitap, 1 ocak)
    *
    Yukarıda hasûd derken, Ziya Paşa'nın meşhur beyti aklımdan geçmedi desem yalan olur.
    Ne demiştir şair:
    Güftügûsundan hasûdun eyleme kat'a melâl / Daima olsun sana bu beyt-i rengin hasbihal. («Kıskancın dedikodusu üzmesin sakın seni / Bu eğlenceli beyitle dertleşip oyala kendini.»)