Hz. Muhammed ve Amerikalı

Yazı ABD'nin etkili gezetelerinden Washington Post'ta çıkmış. Yazarın adı Jackson Diehl. Haber olarak dünkü Hürriyet'te okudum.

Yazı ABD'nin etkili gezetelerinden Washington Post'ta çıkmış. Yazarın adı Jackson Diehl. Haber olarak dünkü Hürriyet'te okudum.
Diehl, Temsilciler Meclisi'ne sunulan Ermeni karar tasarısı hakkında bizi de uyarmaya çalışıyor.
Tasarıyı getiren Adam Schiff'in seçim bölgesinde, 70-80 bin kadar Ermeni asıllı Amerikalı yaşar, diyor. Unutmayın ki, diye ekliyor; Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi de Ermeni dostlarındandır. (Bu arada Ermeni asıllı ABD vatandaşları sayısının 1,4 milyon civarında olduğunu da öğreniyoruz.)
Diehl, bir defa büyük ihtimalle tasarı Meclis'ten geçecektir, diyor. Şunu söylemekten de geri durmuyor:
– Düşünün ki, Temsilciler Meclisi'nin, çoğu Irak'taki Şiîler ile Sünnîler arasındaki farkı bilmeyen 435 üyesi, Adam Schiff'in, 92 yıl önce Türkiye'de yaşanan olaylara ilişkin tasarısını onaylayacak veya onaylamayacak.
Diehl daha sonra dikkati, İncirlik Üssü'nün kullanımını kısıtlayıcı bir kararın, ABD'ye vereceği zarar konusuna çekmeye çalışıyor. ABD'nin bu konuda TSK tarafından uyarıldığını söylüyor. Irak ve İran konusunda ABD-Türkiye işbirliğinin daha da gevşeyeceğini hatırlatmaktan da geri durmuyor.
Sonra dönüp biraz da bize nasihat ediyor:
– Türk tarihini tartışmak Kongre'nin işi olmayabilir. Karar onaylanırsa ABD yanlış yapmış olur. Ama Türkiye de, İstikrarlı ve hep istediği gibi Batı'ya dönük bir demokrasi olacaksa, Türk siyasetçileri, Temsilciler Meclisi'nin bağlayıcı olmayan bu karar tasarısına, herkesin yaptığı gibi omuz silkip geçebilmelidir.
*
Ben bu yazıda söylenenlere, Tolga'dan işittiklerimi ekleyeceğim.
Tolga benim arkadaş torunlarımdan biri, Wisconsin Üniversitesi'nde mastırını tamamlayıp döndü. Amerikalı bir arkadaşı ona, İslamı tahkir eden karikatürler olayı konuşulurken, elbette iyiniyetle demiş ki:
– Muhammed çıkıp da yatıştırıcı bir açıklama yapsa ya!
– Muhammed, İsa'dan 600 yıl kadar sonra öldü, demek sorunda kalmış.
Amerikalı genç üzülmüş:
– Bunu bilmiyordum.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Kemal Kırar)

  • Ahmet Hakan yazısında âkıl yerine âkil kelimesini kullanmıştı (Hürriyet, 23 şubat). Akl ile ekl arasındaki farkı size anlatmama lüzum yok. Biri ikaz etmeli diye düşündüm, aklıma siz geldiniz.
    – Akl'ın «anlamak, bilmek» ve ekl'in «yemek» anlamında kelimeler olduğunu hatırlatalım.
    Türkçe Sözlük'te bu iki kelimenin imlası akıl ve akil. Şapka kullanılmamış. İkinci kelimenin madde başlığında «a:kil» notu var; «a»yı uzun okuyun anlamında. Akıl, «Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us» diye tarif edilmiş. Akil de «akıllı».
    Osmanlıca'yı da sahiplenen Ayverdi Sözlüğü'nde madde başları, âkıl-âkil ve âkil şeklinde. Neredeyse çözüm yolu kalmamış gibi bir durum, değil mi?
    Bir ekran terbiyesi de olmalı
    Bir ekran terbiyesine ihtiyacımız var; edebine, görgüsüne... Olmayan bir şey için bozuluyor denemez elbette. Belki, TRT zamanı böyle değildi, bu ihtiyaç özel kanalların faaliyete geçmesiyle ortaya çıktı, denebilir.
    İşte dünkü gazetelere yansıyan örnek iki ekran ayıbı:
  • Buzda Dans yarışmasında, jüri üyesi Alinur Velidedeoğlu, yarışmacılardan Bülent Polat'a «Sen hiç estetik değilsin» demiş. Cevap: «Ben yeterince estetiğim, sen beni bir de çıplak gör.» (Show)
  • Bir Dilek Tut programında (Fox) jüri üyesi Deniz Seki ile bir yarışmacının şarkıcı koçu olan Hilal Cebeci biraz (!) tartışmışlar. Cebeci şarkısını bitirince Seki:
    – Ay konuşmazsam çatlarım, demiş. Cebeci cevap vermiş:
    – Daha fazla çatlama istersen...
    – Ne demek o?
    – Kötü niyetle söylemedim.
    – (Seki, Cebeci'nin fazla yırtmaçlı tuvaletine bakarak) Daha fazla çatlayamazsın zaten...
    – Ama benim gibi olabilmen için biraz kilo vermen lazım.
    – Çok ayıp! (Bu Seki). Ben sana yarışma öncesinde eteğine, yırtmacına dikkat et, demiştim. Maazallah bir rüzgâr eser, zor durumda kalırsın, diye...
    – Burası kapalı bir salon, rüzgâr esmez ki...
    – Sen bir yerlere vantilatör filan koyarsın. Bilirsin işini...
    *
    Bu sevimsizliklerden şikâyet ederseniz, çağdaş hoşgörünün temsilcileri hemen atılırlar:
    – Nihayet ekran bu, okul olmadığını unutmayın!
    – Okul değil, evet. Ama bu seviyede kavga edilecek mahalle arası da değil!
    Alıntı
  • İlter Türkmen, «Kenan Evren, Kıbrıs konusunda iş işten geçmeden bir çözüme varılmasını tavsiye etmişti. Onu dinlemiş olsaydık, Kuzey Kıbrıs 2002'de Annan Planı'nın önerdiği federal çözüm içinde ayrı bölgesi ve kimliği ile AB bünyesinde yerini almış olsaydı, bu olumsuz gelişmelerin hepsi önlenebilecekti.» (Hürriyet, 6 mart).
  • Hadi Uluengin, Kenan Evren'in son açıklamasını değerlendiriyor: «Ne denli geç ve ne denli sancılı olursa olsun, çok uzun süre inkâr ve reddedilmiş gerçekleri kabullenmek özünde bir feraset, bir tecrübe, bir sağduyu göstergesidir. Bu açıdan da küçültücü değil, tam tersine büyütücü'dür. Hatta yüceltici'dir.» (Hürriyet, 6 mart).