İkili iktidarın üçüncüsü mü?

Türkiye'de siyasetin gündemi üç kişi üzerinde odaklanmışa benziyor. Net görüntü veren kişi, yalnız Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer. Örnek vakarı ve tereddütsüz dürüstlüğü ile yedi yıllık görevini tamamlamak üzere.

Türkiye'de siyasetin gündemi üç kişi üzerinde odaklanmışa benziyor. Net görüntü veren kişi, yalnız Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer. Örnek vakarı ve tereddütsüz dürüstlüğü ile yedi yıllık görevini tamamlamak üzere. Ben onun, Türkiye bütünü yanında, -kıymetini hemen hiç bilemeyen- AKP iktidarı için de son derece faydalı olduğu inancındayım. Önümüzdeki günlerde uzun uzun konuşuruz. Çok yazı okuyacaksınız Sezer hakkında, hazır olun! (Derya Sazak dün bu sayfayı açmıştı.)
İlk «hâkim» Cumhurbaşkanımız Ahmet Sezer'i, o Çankaya'dayken, yeterince tanıdığımızı da söyleyemeyiz. Bunun sorumluluğunu, belki de kendisiyle bölüşmemiz gerekecek.
Gündemimizdeki diğer iki kişi Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül. Dün köşeyazılarında ilk başlıklar görülmeye başladı bile: «Erdoğan ile Gül arasındaki üslup farkları» (Mehmet Barlas); «Erdoğan ile Gül arasındaki 7 fark» (Ahmet Hakan); «Gül dönemi» (Ergun Babahan)'dan aklıma geldi ki, bu dönemi yaşayacaksak, adı Lale Devri vezninde Gül Devri de olabilir.
Bana sorarsanız, hangi râkım'da (yükselti'de) ikamet buyuracaklarını tam kestiremesek de, siyaset ufkumuzun iki başrol oyuncusu, evet, Erdoğan ile Gül olacaktır, derim.
Müsaadeleriyle, diyelim artık! Kendimizi, bir sonraki cumhurbaşkanımız ile başbakanımızın kimler olacağını tahmin bile edemez durumda bilmek, vatandaşlık haysiyetimizi yaralayacak haldir. Sabırsızlığımızı (!) hoş görsünler...
Tarihimizdeki «ikili liderlik» hallerini, dönemlerini düşündüm bu vesileyle.
İttihatçılar üçlüsüne (Talat, Enver ve Cemal Paşalar devrine) kadar gitmeyelim.
Cumhuriyet'in hemen başında Atatürk-İnönü ikilisi var. (Hayli uzun sürmüş bir ortak-yönetimdir. Ben Atatürk gibi, İsmet Paşa'nın onun en yakınında bulunması da Cumhuriyet'in talihli doğduğuna işarettir, demekten hiç usanmam.)
Cumhurbaşkanı İnönü iktidarını kimseyle paylaşmadı. Celal Bayar-Adnan Menderes (yani DP) iktidarı yeni bir ikili-yönetimdi, diyebiliriz. (Bazı gerilimlere rağmen akıbetlerine kadar bozulmadan devam etti.)
Askerî yönetim denen kesintiler üzerinde durmuyorum.
Süleyman Demirel'in -AP'nin kuruluşu dönemi-karşısındaki kefede biri varmış gibi (Sadettin Bilgiç) göründüyse de, bunun arkası gelmedi.
Bülent Ecevit'in iktidar ortağı pekâlâ vardı, diyebilirsiniz Rahşan Hanım'ı düşünerek. (Ben, sözünüzü bitirinceye kadar sizi dinlerim.) Turgut Özal'ın, Necmettin Erbakan'ın, iktidar ortaklarından söz edebilir miyiz? Hayır!
Koalisyonlar üzerinde durmuyorum. O bambaşka, bizim ülkemizde temenni edilmez bir durum. Burada sözünü ettiğim, aynı partinin (özellikle iktidardayken) ikili yönetimi başarıyla sürdürmesi hali.
Atatürk-İnönü ve Bayar-Menderes iktidarlarından beri, yani neredeyse yarım asırdır (47 sene), mahrum kaldığımız demeyeyim, ama neredeyse unuttuğumuz bir düzen.
Özal ve Yıldırım Akbulut/Mesut Yılmaz, Demirel ve Tansu Çiller düzenlerini hatırlatmayın bana. Gerçek anlamda ikili ikidarlardan söz ediyorum.
Üçüncüsünü gerçekleştiremezlerse, ikili iktidarlarının bir anlamı ve başarı şansı da olmayacaktır.
Egzotik bir amca: Döner kebap
Anladığıma göre ANKA haberi Los Angeles Times gazetesinden aktarıyor. Kısa söylersek, Almanya'da bir Döner Üniversitesi kurulmuş bile.
Bakın, bizim aklımıza hiç gelir mi? Ya yüksek mühendis, ya harç karıştıracak sıradan işçi. Bizde, teknikerlik hâlâ bir kavram olarak bile yoktur.
Gidin Balkan ülkelerine, meslek okulu mezunu berberler, otomobil tamircileri, kasaplar bulursunuz. Bizde Allah ne verdiyse, alaydan yetişme ustasından artık ne öğrendiyse.
Amerikan gazetesi, okulda eti kemikten ayırma, tuz-biber-soğan-yoğurt terbiyesi, tabaka halinde etin dönere istiflenmesi dersleri üzerinde durmamış. Dediği özetle: Türkler, Almanlarla tam kaynaşamasalar da, döneri bir «egzotik amca» olarak onlara hediye etmiş oldular (Sabah, 8 nisan).
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Gürkan Tatar)

  • Gene bir «Cinnet getiren polis» haberi okuduk. Burada bir problem yok mu? Bu fiil inatla aynı şekilde kullanılıyor. Merak ediyorum, cinnet nasıl getiriliyor, nereden getiriliyor. Ruhlar âleminde bir cinnet var da, usulünce çağrılarak oradan mı getiriliyor? Cinnet bir ruh hali değil mi? Mesela «şok geçirdi» yerine de «şok getirdi» mi denecek?
    – Eski Türkçe'deki keltürmek'ten gelen bir fiil bu getirmek. İlk açtığım sözlükte saydım, 15 ayrı anlam tarifi verilmiş. Yani «Daha uzak bir yerden alıp bulunulan yere gelmesini sağlamak»tan ibaret değil. Oradan alarak hepsini ayrı ayrı anlatmaya da yerim yetmez.
    Bir kısmı deyimler olmak üzere nerelerde kullandığımızı hatırlamaya çalıştım. Aklıma geliş sırasıyla söyleyeyim. (Anlam tariflerine girmeden).
    Gına getirmek. İktidara getirmek. Aceleye getirmek. Gayrete getirmek. Misal getirmek. Uğur getirmek. Nedamet getirmek. Ateh getirmek. Usanç getirmek. Kanaat getirmek...
    Bu arada, «(Bir kimse) Bir hâle konu olmak, o hal (o kimse) üzerinde hâkim olmak.» diye tarif edilebilecek bir anlamda da kullanılıyor. Bu anlama örnek olarak, yukarıdakilerden mesela nedamet getirme'yi, ateh getirme'yi usanç getirme'yi sayabiliriz. İşte cinnet getirme de bunlardan biridir.