İnsafa gelmenin zamanıdır

Farkındasınız değil mi, ben siyasete ve siyasetçilere dair bir şeyler yazmaktan sıkıldım. Zihnim, gözüm, elim daha çok siyaset dışı insanlara ve olaylara kayıyor. Evet, Türkçe gibi, edebiyat-tiyatro-düşünce dünyası-tarih...

Farkındasınız değil mi, ben siyasete ve siyasetçilere dair bir şeyler yazmaktan sıkıldım. Zihnim, gözüm, elim daha çok siyaset dışı insanlara ve olaylara kayıyor. Evet, Türkçe gibi, edebiyat-tiyatro-düşünce dünyası-tarih (son yıllarda televizyon) gibi ayrıca ilgi duyduğum bilgi ve ilgi alanları var. Ama hiçbir konuda uzman değilim.
Hayli arsız bir düşüncem de şudur: uzman ve gazeteci, birbirine benzemez insanlardır. O kadar ki bence uzmandan gazeteci olmaz. (Gazeteciden uzman olmaz, demiyorum; öyle düşündüğüm halde demiyorum, çünkü iddialı ve benim haddimi çok aşan bir «söylem» olur.)
Bu bahse şunun için girdim. Acaba, diyorum özellikle biz köşekadıları, her önümüze geleni ve karşımıza çıkanı terazimizde tartma görevini (?) yerine getirirken, yeterince adil ve tarafsız davranabiliyor muyuz?
Mesela şu günlerde üç siyasî lideri almışız karşımıza, sağlık kurulu mensupları edasıyla mıncık mıncık inceliyoruz. Alkışlıyoruz, ayıplıyoruz, övüyoruz, kınıyoruz... Göklere çıkardığımız da oluyor, yerin yedi kat dibine batırdığımız da...
Yazarken bu dediklerime, bir taraftan ben de kulak veriyorum merak etmeyin.
Bunları bugün neden yazıyorum, onu da söyleyeyim. Abartısız, tarihimizin önemli bir dönemecinden geçiyoruz. Tarih ve siyaset bilgelerinden bir heyet kursak, bugünün Türkiye’sini yönetenlere neyi nasıl yapmalarını tarif ve tavsiye etmekte inanın onlar da güçlük çekerler.
Doğru ve faydalı kararlar alıp uygulayabilmeleri için onlara yardımcı olmaktan geri durmamak da aslında bizlere düşer.
Bunu idrak edemeyenler, demek istiyorum, özlediğimiz Türkiye’yi de hak etmemiş olacaktır. Çok endişeli olduğum için, bunu üzülerek söylüyorum.

Zaptiyesi’nden Yâre’sine dil
Dil Yâresi

Kemal Kırar’ın mektubunu (Hani internette Habercek sitesinde Dil Zaptiyesi diye bir köşesi de bulunan okurum) birkaç gün önce yayımlamış, ona teşekkür de etmiştim. Mektubu, sualleri ve ifade-i meram yeteneği açısından çok güzeldi. Evveli gün bir mektubu daha geldi.
Akif Beki’nin 28 haziran tarihli Radikal’de yayımlanan köşeyazısını Türkçe açısından eleştirmiş. [Ben de diyeceklerimi böyle köşeli bir ayraç içinde belirttim. H.D.]
* «Canı gönülden inanmak istiyorum»daki canı gönülden imlası yanlış. Doğrusu can ve gönülden veya can ü gönülden.» [Türkçe Sözlük, canıyürekten; Örnekleriyle Türkçe Sözlük, can ü gönülden; Ö. Asım Aksoy’un Ana Yazım Kılavuzu, canı yürekten; Ayverdi Sözlüğü ve Şiar Yalçın, cân u gönülden veya yürekten; Meydan Larousse, can ü dilden, diyor. Demek ki bu deyişin imlası hâlâ kesinleşmemiş.]        * «... cansiperane o anayasayı korumaya almışken...» sözündeki cansiperane’nin imlası yanlış. Canını siper ederek, denmiyor. Farsça sipar «feda eden» demektir. Doğru imla cansiparane’dir. [Cansipârâne yazanlar da var.] * «Helali hoş da genellikle yanlış yazılan bir deyiş. Doğrusu helal ü hoş’tur. [Helâl i hoş yazan da var.]          * «Valizini toplayıp ebediyyete göçe hazırlanan faniler...» Doğrusu tek «y» ile ebediyete’dir. * «Biz ne gün azad edileceğiz?» Yanlış, çünkü mezarlıklardaki meşe ağaçlarına azad denir. «Serbest bırakma, salıverme» anlamındaki azat «d» ile değil «t» ile yazılır. [Bu dediğiniz bizim sözlüklerimizde belirtilmiş bir husus değil. Yalnız Devellioğlu, ikisini de «d» ile yazdığı azâd maddelerinden birine «Kurtulmuş, salıverilmiş» anlamında Farsça sıfat derken, «t» ile yazdığı ve Arapça sıfat dediği diğerinin anlam tarifinde şu ifadeyi kullanıyor: «Kısa ve sık sık dikilmiş». Ben başkaca bilgi bulamadım, sizden rica ediyorum.] * Ve «k»dan sonraki «a» harfine şapka konulmamış olan mükafatlandıralım kelimesi. [Bu hatayı ben bile anladım.]
Teşekkürler! Gene yazışalım!

TELAYNAK
* Televizyon gazeteciliğimizden şikâyetimdir. Lafı uzatmadan söylemeye çalışayım.
Her gün bir sayfada televizyon haberleri, yorumları ve kanalların o günkü yayın programları veriliyor. (Tamamı çok geliyor galiba bazılarına.)
Haberleri, yorumları gene konuşuruz. Ben programların verilişinden şikâyetimi söylemek istiyorum..
Çünkü her sabah o köşelere bakıp, günün ve akşamın tele-vizyon tarifesini belirliyorum.
Farkında olsun olmasın buna herkesin ihtiyacı var. Orada nelerin ve ne tertipte bulunmasını istediğimi televizyon gazeteciliğini geliştirmeye niyetli biri çıkarsa, oturup karşılıklı konuşmaya hazırım.
Düşündüğümü söylemek için.


KOMEDYA
İnekler ve leylekler
Siyasetle ilgilenmezsek ne mi yapacağız? Ben mesela bugün sizlerle iki konuda zevkle, içimden gelerek sohbet edebilirdim. Gündemi geçen gün Radikal belirlemişti zaten.
Kısaca da olsa söyleyeyim.
* Dağa kaçıp ormanda saklanan velût ineğin hikâyesi. 67 yıl önce kaçtığında (Manisa-Saruhanlı ilçesinde) gebeymiş. Hepsi onun soyundan bugünkü sürünün mevcudu 1 500 baş civarında hayvan.
Gel de üzerinde durma bu haberin. Gazete, hayatımızı günlere bölüp de yaşadığımız ortamdır. Şu akıl almaz ineği bir güzel konuşamadıktan sonra, yaşamanın Allah için nasıl bir anlamı olur? (1 500 mevcutlu sülalesi olan bir anayı düşünebilmek bile zaman ister. Ve yok!)
* Aydın-Söke’nin Avşar Köyü’nde, Elektrik şirketi görevlisine bir köylü isyanını söylemiş: «Leylekler geldiğinde pasaport mu sormalıydık?» diye...
Çünkü 8 ağustos günü çıkagelip köyde kalan 350 leylek, kondukları elektrik tellerini haşat ederken içlerinden 23’ü de can vermiş. Konuşamadık ki!