İspanya-Türkiye, ETA ve PKK

Komşu olan, ekonomik, sosyal, kültürel şartlar açısından aralarında benzerlikler bulunan ülkelerin birbirinden öğreneceği bir şey yoktur, denebilir mi?

Komşu olan, ekonomik, sosyal, kültürel şartlar açısından aralarında benzerlikler bulunan ülkelerin birbirinden öğreneceği bir şey yoktur, denebilir mi?
Dimitri Kitsikis bir Yunanlı tarihçidir. Kanada'da, Ottawa Üniversitesi'nde yönettiği seminerlerden birinin konusu bizim açımızdan da ilgi çekiciydi: «Yirminci Yüzyıl'da Yunanistan ile Türkiye'nin Karşılaştırmalı Tarihi». Fransızca metni vermişti bana, okudum; gerçekten ders alınacak benzerlikler vardı iki ülkenin, evet coğrafyasında, tarihinde, ama aynı zamanda ekonomisinde, siyasetinde, kültüründe; o kadar ki, bu iki ülkenin neredeyse aynı kaderi paylaştıkları bile söylenebilir.
Dimitri'nin, 1919 Paris Barış Antlaşması sırasında, yani büyük Avrupa devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu'nu bölüşme pazarlıklarında Yunanlıların propaganda imkânlarını nasıl (maharetle) kullandıklarına dair bir kitabı vardı. Ben çevirdim, Yunan Propagandası adıyla yayımlandı ve ciddî bir ilgi uyandırmadı.
Karşılaştırmalı Tarih'le Nezih Demirkent ilgilendi, Hürriyet'in başındaydı o zaman. Acele ediyor diye, İsa Öztürk'le işbirliği ederek kitabı Türkçe'ye çevirdik. Otuz yılı geçmiştir. Ertuğrul Bey aratsa Hürriyet arşivinde bulunabilir sanırım. Yayımlanmadı. Bence Nezih'i durduran, kitabın, adı «Kürt Meselesi» olan son bölümüydü ve Türkiye 1970'lerde bu konuya girmeye henüz hazır değildi. (Bugün hazır mı, diye gülümseseniz de, arada çok fark var, emin olun!)
*
Dünkü Radikal'de İsmet Berkan'ın «Demokrasi kıyaslaması: İspanya ve Türkiye» başlıklı yazısını okurken düşündüm. Bence de çok faydalı bir araştırma konusu olur. İsmet Bey arkadaşımın yazdığı kadarıyla bile aydınlatıcıydı.
Dün, gene Radikal'de, Newsweek'in bir başyazısı yer aldı. Başlığı, «Ankara PKK'yı Bask taktiği'yle çökertebilir» diye bir tavsiyeydi. «İspanya ETA'yı, tabanı teröre karşı çıkar hale getirerek durdurdu. Bunu Türkiye de yapabilir.» Son cümlesi de şu: «PKK'ya ve radikal ayrılıkçı çizgisine destek yıllardır geriliyor. Ankara ılımlı Kürtleri, Bask ülkesindeki gibi bir antiterör hareketinin arkasında toplayabilirse, asiler kaçacak delik arar.»
1939-1986 yılları arasında İspanya'nın diktatörlükten demokrasiye geçiş süreci, hiç süphesiz örnek bir başarıdır. Hamleyi başlatan General Franco idi. İsmet Paşa'nın hamle edişinden bu yana Türkiye'de geçen süre, İspanya'da sözünü ettiğimizden 14 yıl daha çok. Yolun yarısında olduğumuzu iddia edebilir miyiz?
Keşke elimizde, uzmanlarca hazırlanmış «İkinci Dünya Savaşı ertesi İspanya ile Türkiye'nin Karşılaştırmalı Tarihi» konulu bir rapor bulunsa. Bunu yaptırabilecek bir kuruluşumuz yok mu?
İspanya'daki süreci ben, lider nitelikli kişilerin hikâyelerinde takibe çalışıyorum.
General Franco'nun cesur ve isabetli kararlarından sonra, genç devlet başkanı Juan Carlos'un adı geliyor aklıma. Onların ardından, bütün İspanyolların şükran borçlu olduğu iki başbakan, Adolfo Suarez ile Felipe Gonzalez Marquez.
Sonra 1946'dan bu yana biz kaderimizi kimlere teslim ettik, diye düşünüyorum. Şu günlerde seçim kampanyalarını başlatanları da düşünün lütfen!
Esin Hanım ve tasarım
Saatler süren bir tv programında Esin Maraşlıoğlu'yla yan yana oturduk. Ben bu güzel hanımı, eski eşi Cem Özer'i kılıktan kılığa sokan «muzip» biri diye hatırlıyordum. Hiç de değil. Durmuş oturmuş, yaratıcılığa ve yeniliklere dönük, soyadına rağmen pırıl pırıl İstanbul Türkçesi konuşan, hemen hiç yadırgamayacağım bir hanımefendi.
12 yaşında (babası tekstilci) kendi elbiselerini dikmeye başlamış. Büyümüş, giyim-kuşam mağazaları açmış. Kendine güveninde biraz abartı var. (Savaş Ay'la mülakatında, «Bence seks, öncelikle erkeğin kapasitesi kadar yaşanabilecek bir şey» diye, düşündüğünü yüksek sesle söylemekten de geri durmayan biri.)
1993'te Show Off diye bir hazır-giyim markası yaratmış. Altı ay önce, beni de heyecanlandıran yeni bir hareketi başlattı.
Hareketin adı Desingloft. (Dizayn'ı biliyoruz, «tasarım» demek; loft da «tavan arası» gibi bir laf.) Dördüncü Levent Sanayi Sitesi'nde 700 metrekarelik bir yerde çalışıyorlar. Bu, genç tasarımcıları bir arada çalışmaya çağıran bir platform. İlk şovlarını bugünlerde yaptılar. İşlenen tema 2007 Yaz Koleksiyonları'ymış.
Yünümüz var, pamuğumuz var. Hat ve tezyin sanatlarında, minyatürde gelişmiş çizgi ve desenler, ve halıcılık tarihimiz var; başlık süslerimiz, şalvarımız, kuşağımız... Kısası değil ülkelerin, kıtaların renkleriyle bezenmiş giyim-kuşam tarihimiz var. Tekstil sanayiinde geri kalmışsınız diyenlerin alnını karışlarız.
Moda yaratımında niçin lider ülkelerden biri değiliz? Halk oyunlarımızı dünyaya tanıtan bir Vedat Nedim Tör-Kazım Taşkent ikilisi de bu alanda öncülük etmediği için mi?
Esin Hanım'ın Desingloft girişiminin, (Bu alanda yabancı ada itirazım yok) Türk moda sanatının çıkış noktalarından biri olmasını dilerim. Biliyorsunuz uluslararası hazır giyim sektörü şu anda siparişlerini Türkiye'ye kaydırıyor. Sırası gelmişken onu da söyleyeyim. Türkiye harıl harıl otomobil üretiyor. Otomotiv sanayiinde tasarım konusu, güzel sanatlar fakültelerimizin gündeminde midir?
Dil Yâresi

  • Hasan Karaahmet, Resmî Gazete'deki bir yönetmelikte geçen bey'iye kelimesini soruyor, sözlüklerde bulamamış.
    – Bey, Arapça «satış» demek. Bayi, «satıcı». Bey'iye de «satış komisyonu» demektir.