İstiklal Caddesi Belgeseli

Dansın Sultanları çok beğenildi. Televizyonda her gösterilişinde parça parça seyrettim.

Dansın Sultanları çok beğenildi. Televizyonda her gösterilişinde parça parça seyrettim. Müzik, dans ve mizansen başarıları yanında, birlikte hareket etmenin hızı ve uyumu da, bu gösterinin başarısını etkiledi sanırım.
Kemal Derviş'in, ekonomide toparlanmanın lazım şartı olarak sık sık «uyumlu işbirliği»nden söz edişi de dikkatinizi çekmiş olmalıdır. Birlikte hareket, yetenekten çok bir alışkanlık eseri değil midir? Allah vergisi değil bu meziyet, edinilebilir bir nitelik demek istiyorum.
Boğaziçi Üniversitesi'nde, TESEV'in (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı) Yozlaşma Araştırması sonuçlarının ele alındığı son toplantıda, dikkat etmişsinizdir, Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer de benzer bir ihtiyaç konusunda ısrar ediyordu:
- Yolsuzlukla mücadelede («savaşımda» diyor, TDK tekliflerine pek bağlıdır) verimli sonuç alınabilmesi için, kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleri ve basın yayın organları kendi yapılarında gerekli önlemleri («tedbirleri») almalı ve işbirliği içinde olmalıdır.
Bir gözlemi daha aktarmak istiyorum. Genç bir gazeteci kaçtır dikkatimi çekiyor:
Taksim'den Tünel'e doğru, kalabalıkça bir saatte yürüyün. Taşıt geçmiyor, nostaljik tramvayı bir yana, İstiklal Caddesi bütünüyle yayalara terk edilmiş. Kaldırım yok, sağdan gidip soldan dönüşü yok. «Arzullahi vasia» (Allah'ın yarattığı dünya geniş), git gidebildiğin kadar.
Hiç de öyle değil işte! Karşıdan gelenlerle çarpışmamak için, yanınızda ani viraj alanlar tarafından ayaklarınızın ezilmemesi için çok dikkatli olmanız; gerekliyse zınk diye durmanız veya kendinizi ya sağa, ya sola savurarak nazik bedeninizi sert çarpışmalardan sakınmanız gerekecektir. İki kişi konuşa konuşa yürüyebiliriz sanmayın. Herkes başının çaresine bakacaktır, Tünel'e sağ salim ulaşabilmek için.
Birlikte sokakta yürümeyi bile bilmediğimizin
belgeselidir.
TELAYNAK
Nurseli İdiz sunuyor yeni yarışma programı Telekolik'i (atv). Dört dörtlük bir sunucu. Ama sualler özensiz, ekrana akseden görüntüler de öyle. Yarıştırılan takımların da hali içler acısı.
Telekolik dediğin, programlar hakkında bildikleriyle ağzımızı açık bırakacak birileri olmalı! Bu gelenlerle İdiz ne yapsın!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (İbrahim Sinemillioğlu)

  • Okurum, «Tahliyede keyfiyet var» diyerek, görür görmez insanın keyfini kaçıran başlığı işaret ediyor (Radikal, 12 şubat).
    Keyif, «Beden ve ruh sağlığı, canlılık, tasasızlık, hoşça vakit geçirme, istek» demek.
    Keyfetmek, «Hoş ve eğlenceli vakit geçirmek».
    Keyfî, «Bir kanuna, kurala, yönteme bağlı olmayan; (mecazî anlamda) gerçeğe, akla aykırı» demeye gelen bir sıfat.
    Keyfîlik, bunun isim hali.
    Keyfiyet'in anlamıysa çok farklı, «bir şeyin niteliği, durum» demek.
    Başlıkta «Tahliye kararındaki keyfîlik»ten söz edilmek istenmiş, ama yanlış kelime kullanılmış.
    Köşe yazarı ile semt pazarı
    ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell,bir televizyonda, yedi ülkeden gençlerin telefonla katıldığı oturumda, ülkesinin dış politikasını ve askerî müdahalelerini savunmuş. Aynı tarihte, Avrupa Komisyonu dış ilişkiler sorumlusu Chris Patten da, ABD'ye «tek yanlılık içgüdüsü»nden vazgeçmesi uyarısında bulunmaktaymış. Financial Times'a verdiği demeçte, Afganistan'daki başarısının Amerikalılarda «bazı tehlikeli güdüler» oluşturduğu endişesini açıklıyor.
    Bunların altındaki imza «Dış Haberler Servisi»; başlığı «Sağ Olasın Amerika!». Alt başlık da aynı üslupta: «Terörle gerekirse tek başına savaşacağını söyleyen ABD, bunu yapıyormuş. Powell'a bakılırsa ABD, Vietnam'a da iyi yürekliliğinden gitmiş» (Radikal, 16 şubat).
    Haber başlığında amaç, metni okuyan gazetecinin haber hakkında ne düşündüğünü ifade etmesi midir? Yoksa, merak uyandırması da gözetilerek, en az kelimeyle haberi özetlemek mi?
    Aynı gün, dört sayfa önce Mine G. Kırıkkanat yazısına sualli bir başlık koymuş: «Amerika kudurdu mu?» diye soruyor.
    O köşe yazarı'dır, bir çeşit semt pazarı'dır; orada kendi ürettiği malı satar. Bunu niye böyle yaptın demeye hakkınız yok. Beğenen alır, beğenmeyen pazarcısını değiştirir. Beğenmedikleri çoğaldı diye, başka pazara (gazeteye) gidenler de olur.
    Buna karşılık haberci esnafı «sorumlu» eczacıya benzer; ajanstan gelmiş hazır malsa ambalajına bile ilişmeden satacak, yok kendisi yapacaksa reçetenin bir milim dışına çıkmayacaktır.
    Başlıkta biri, alaylı temennide bulunuyor: Sağ olasın Amerika! Sonra alt başlıkta «Siz ona kulak asmayın!» uyarısı: ...insanlık için yapıyormuş, ... iyi yürekliliğinden gitmiş; söylenene inanmadığını belirten, size de tavsiye eden belirsiz geçmiş zaman ekleri: -mış'lar, -miş'ler.
    Habercilikte yozlaşma belirtileridir.
    İnternet
    Bir okuruma verdiğim cevapta, İnternet ortamda ansiklopedi yok demiştim, bilenlere danışarak.
    Sinan Korukluoğlu, bir diğer okurum, var, «www.britannica.com» adresine başvurabilirsiniz, diyor.
    Ama bu dediği Britannica'nın aslı, yani İngilizce olanıdır. Ben Türkçe ansiklopedilerden bahsettim.