İtibar ibremizde doğru yön

Bildiğim kadarıyla saygın ile eskiden bildiğimiz muteber eşanlamlı kelimeler. Biraz açarsak eş olan anlamlarını «saygı gören, hatırı sayılır, sözü geçer» diye tarif edebiliriz.

Bildiğim kadarıyla saygın ile eskiden bildiğimiz muteber eşanlamlı kelimeler. Biraz açarsak eş olan anlamlarını «saygı gören, hatırı sayılır, sözü geçer» diye tarif edebiliriz. Muteber veya saygın yerine itibarlı, itibar sahibi de denirdi. İtibar’ın yeni karşılığı da saygınlık.
Eski-yeni ifade biçimlerini bir arada söylemeye çalıştığım bu kavram, toplumlarda, insan değerinin tartıldığı önemli terazilerden biridir.
– Kimi saygın bulduğunu, kime itibar ettiğini söyle, ben de sana ne idüğünü söyleyeyim, diye bir özdeyiş yoktur belki, ama olsaydı sanırım yadırgamazdık.
İnsan kıymetini gene insan bilir, diye bir meselimiz var. Şeyh Galib’in dediği de önemli bence: Efendimsin cihanda itibârım varsa sendendir / Meyân-ı âşıkanda iştihârım varsa sendendir, der. (Meyân-ı âşıkan, «âşıklar katından», iştihâr, «şöhret ve itibar» demek.)
Sözü bizim bugünkü şöhretlerimize getirmek istiyorum; ünlülerimize, örnek-insanlar diye bilip-bellediklerimize. Yıl boyu basın yayın dünyasında adı en çok geçenler diye bir tür yarışın şampiyonları ilan ediliyor. Onlar genellikle şöhretini hak eden, gerçek itibar sahibi, bu nitelikleriyle toplumumuzun çıtasını da yükselten kimesnelerdir, diyemeyeceğim için, müsaade edin burada adlarını vermeyeyim. Sözünü ettiklerimi hemen çıkaracağınızdan şüphem yok zaten.

  • Cumartesi akşamları Kanal D’de, benim de bir sandalyesine iliştiğim Disko Kralı programında, üst üste ve saatler boyunca iki sanatçımız anıldı: Cem Karaca ile Barış Manço. Benim de çok sevdiğim, değer verdiğim müzik insanlarıydı. Oğulları oradaydı, Barış’ın eşi Lale Hanım da. Üniversiteli yüzlerce genç, ki 7’den 77’ye programıyla büyümüş nesildendiler, hemen anlaşıldı ki Cem’in ve hele Barış’ın şarkılarının hemen de hepsini biliyorlardı; bir ağızdan severek söylediler.
  •  11 şubat akşamı Evin İlyasoğlu’nun Zaman İçinde Müzik adlı güzel ve çok faydalı kitabının sekizinci baskısı için yapılan toplantıya katıldım.
  • 13 şubat akşamı Çeviri Derneği’nin ödül toplantısındaydım. Bu yıl eski dostum Yaşar Avunç ödüllendirildi.
  • 16 şubat akşamı TİM’de Türk Eğitim Derneği’nin İstanbul’da başlayan ve il il bütün Türkiye’de tekrarlanacak olan 2 İleri 1 Geri adlı gösterisini seyrettim. Sahnede saatler boyu tek başına, seyirciyi kırıp geçiren, düşündüren, duygulandıran Ali Poyrazoğlu kısa ifadesiyle bir sahne virtüozuydu.
  • Geçen haftanın başında Gazanfer Özcan’ı kaybettik. Türkiye bir hafta boyunca törenleriyle, gazeteleriyle, radyo ve televizyonlarıyla, bütün aydınları, gençleri ve elbette tiyatro-severleriyle, sıradan seyircisinden Devlet Başkanı’na kadar milletçe Gazanfer’i kutsayarak uğurladı.
  • 21 şubat akşamı Cemal Reşit Rey’de Fazıl Say’ın konserindeydim. Yalnız salon değil, piyanonun dışında kalan kıyısı köşesiyle sahne de dinleyicileriyle doluydu. Beethoven’ler çaldı bize. Fazıl’ın müziği kadar, dinleyicisinin değerbilir ilgisinden ve saygısından da çok etkilendim. Gururlandım.

– Toplumsal itibar ibremiz asıl hak edenlere doğru hareketlendi galiba farkında mısınız? diye ayağa kalkıp haykırmak geldi içimden.

Köroğlu düsturuna uyanlar
Meşhur sözdür, «Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler.» Şecaat, «Yiğitlik, yüreklilik, cesaret» demek. Rezalet kelimesinin anlamını bilmeyen yoktur bizim bu taraflarda.
Adalet Bakanımız Mehmet Ali Şahin yerel seçim kampanyasına el vermek için Antalya’ya gitmiş. Varsak Beldesi’ndeki AKP seçim bürosunda bir sandalyenin üzerine çıkarak, seçim konuşması yapmış. Adalet Bakanı’nın ağzından çıkan şu sözlerin, nasıl bir hukuk ve adalet anlayışının ifadesi olduğunu size söylemeyeyim de artık, «Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz» teranesini siz çığırın!
– Merak etmeyin, Ankara’da 2B Kanunu çıkmak üzere, (çevrecilik engeli böylece aşıldıktan sonra) bu araziler sahiplerine verilecektir, müjdesini salmış ve sonra bir başka konuya geçmiş.
Bakın Allah aşkına ne diyor:
– Merkez-i hükûmetle işbirliği halinde olan belediyelerin daha çabuk çözüm ürettiğini bilirsiniz. Hükûmetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. (Üzüntüsünü de söylemiş:) Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği. O nedenle halkıyla barışık, devletiyle barışık («İktidar partisiyle barışık, demeyi fazla bulmuş anlaşılan artık! Evet, barışık...) yöneticiler işbaşında olursa bizim sorunlarımız daha çabuk çözülür.
Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ama içimden gelen şu:
– Yahu insan bakan olarak etrafindekilere, bize oy verenlere alenen olsun iltimas eder görünmeyelim, beyler ayıp olur, der sanırsınız. Hazret, Kulak tut merdin sözüne / İnelim meydan yüzüne / Ecel gömleğin özüne / Kendi eliyle biçen gelsin! diyecek kadar gözü kara.

Dil Yâresi Türkçe dostlarından
(Sait Yayladağı)

  • Demirel, Ecevit, Erbakan, Yılmaz, Özal, Baykal ve Erdoğan gibi siyasetçilerin Türkçesi ve hitabet becerisi hakkında düşündüklerinizi söylersiniz. Atatürk, İnönü, Menderes hakkındaki fikirlerinizi de biliyorum; hayli eski bir okurunuzum ben sizin... Yeni Sabah’tan beri. Bu açıdan bakınca Devlet Bahçeli hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Bedenen gösterişli, ses tonuyla etkileyici bir kürsü adamı değil. Yüz ifadelerinden yana da zengin sayılmaz. El kol hareketleri mikrofon veya varsa notlarını tutmaktan ibarettir. Gerekli görürse haşin laf edebiliyor. Metin açısından derli toplu konuşuyor, doğaçlama iddiası da yok. Söylediklerini inanarak söylediği izlenimini veren, belki renksiz, ama ciddî bir hatip.
Nerelidir bilmiyorum. Hatalı sesler ve vurgularla telaffuz ettiği kelimeler var: «a» sesi kısa tutulmuş akıbet gibi; «o»ları noktalanmış ekönömi gibi, sona yakın ikinci «a»sı gereksiz yere uzatılan «Diyarbakır’daaki» gibi...