İyi ki hâkim olmamışım!

Hakkında dava açılmış deprem sanıklarından ancak 40 kadarı cezalandırılabilmiş. Diğerleri, davaları sonuçlandırılamadığı için cezadan kurtulacak.

Hakkında dava açılmış deprem sanıklarından ancak 40 kadarı cezalandırılabilmiş. Diğerleri, davaları sonuçlandırılamadığı için cezadan kurtulacak.
Haluk Şahin'in dünkü yazısının başlığı «Ben en çok basına güveniyorum» idi.
Bir anket sualine verdiği bu cevabın açıklaması da şu: «Evet, basında çok yanlış, çok çirkin şeyler çıkıyor. Vahim etik hataları yapılıyor. Ama gene basından birileri bunları hemen ifşa ediyor, yapanların yüzüne çarpıyor. Yani, basınımızın kendi filtreleri var ve bunlar işliyor. Diğer kurumlar için aynı şeyi söyleyebilir misiniz?» (Radikal, 16 şubat).
Benim de dostlarım vardır. Beni görünce gazetecileri, köşekadılarını ve bütünüyle basını eleştirme, insafsızca kötüleme damarları kabarır. Bir gazetenin veya gazete yazarının aleyhinde söylemediklerini bırakmazlar. Bitirip de, derin bir nefes alma ihtiyacı duyduklarında, bu defa ben onlara sorarım:
– Yahu bu dediklerini ben bilmiyordum. Peki, sen nereden öğrendin bütün bunları?
Kaynak olarak bir gazetenin ve bir yazarın adını söylerler.
– Gazetecilik dediğimiz de işte bu, derim ben de o zaman. Biz, bir gözümüzle çevremize bakarken, öbürüyle birbirimizi gözleriz. Bir işi de meslektaşlarının zaaflarını ve kusurlarını söylemek olan başka bir iş dalı biliyor musun sen?
Benzer bir sualim daha var. Bu vesileyle onu da sorayım:
– Mensupları yılın 365 günü teftişten geçen bir iş, bir meslek bilir misiniz?
– ...
– Yaptığı işe dair gazeteciden daha çok hesap verme durumunda olan bir meslek mensubu yoktur, diyorum ben. Siz biliyor musunuz?
Müfettiş (yani okur) sayısını artırmak için sarf ettiğimiz gayreti düşünün bir de! Binler yetmez, on binlere, yüz binlere, mümkünse milyonlara talibiz.
*
Akla şu sual gelir:
– Ne oldu da bu yaşlı gazeteci günah çıkarır gibi, bize hesap verme ihtiyacı duydu bugün?
Söze, süresinde tamamlanamayan deprem davalarıyla girişime bakmayın. Ben daha çok, Yargıtay 6. Ceza Dairesi Başkanı Mustafa Aydın'ın haklı olduğu kadar da üzücü şikâyetinden etkilendim.
– 2000 yılında dairemize gelen dosya sayısı 15 000 civarındaydı, diyor. Bu sayı şimdi 100 000'e yaklaştı. Geçen yıl gelen 53 000 dosyanın 38 000'ini bu yıla devretmiştik. Bu yıl incelememiz gereken dosya sayısı 94 000'i bulacak. 80 000 dosyayı 2008 yılına devretmek zorunda kalacağız. Biz gasp, kapkaç ve hırsızlık suçlarına bakıyoruz. Dosya başına ortalama üç sanıktan 240 000 hırsız hiç ceza almadan serbest kalacak demektir (Akşam, 16 şubat).
– İyi ki hâkimliğe heves etmemişim, desem, o yüce mesleğin mensuplarını gücendirmiş olur muyum?
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Akay Güller)

  • Öğretmenim. 26 yaşındayım. Öğretmenler odasında herkes birbirine «Hocam!» diye seslenirken «Hoca Hanım!» diyenler de oluyor. Yadırgıyorum. Niye «Hoca Bey!» demiyoruz?
    – Hanımlar sonradan öğretmen olduğu için, onları erkek öğretmenlerden ayırmak için zahir, ek bir hitap kelimesine ihtiyaç duymuşuz.
    Ve «Hoca Hanım» demez, bitiştirerek «Hocanım!» derdik («a» uzun), onu da söyleyeyim.
    TELAYNAK
  • Manşet'te Mithat Bereket, RTÜK Başkanı Zahid Akman'a, cevabını benim de merak ettiğim bir sual sordu (CNN Türk, 16 şubat). Konu, Show Tv'nin çok rağbet gören Kurtlar Vadisi dizisinin yasaklanmasıydı.
    Zahid Bey'in cevabı, kusura bakmasın amma pek de ikna edici değildi.
    Ayrıntılarına girmeden, bu konuyu bir kere daha gündeme alıp, yeniden tartışmalıyız.
    – Sakıncalıysa, bırakın buna seyirciler karar versin, diyen Bereket, görüşlerden birini temsil ediyor.
    Gazetelerin ad vermesini, fotoğraf kullanasını yasakladığımız haller var. Televizyonlar başıboş mu bırakılacak, diyenlerin itirazı da yabana atılamaz.
    Kendi hesabıma ben de bir karara varabilmiş değilim. Konuşmalı, gerekiyorsa tartışıp bir karara varmalıyız, diyorum.
    Biz derken kamuoyu'ndan söz ediyorum.
    «Ömür boyu evlilik»çiler
    Beylik bir sual vardır, «En çok hangi kuruma güvenirsiniz», diye. Cevapların büyük çoğunluğu bizde «Ordu!» diye başlar. Siyaset ile basın, hemen daima listenin sonlarındadır.
    Benim cevabım hiç değişmez: Türkiye'de en güvenilir kurum AİLE'dir.
    Tartışmaya açık elbette.
    Reuters'in Londra kaynaklı bir haberine göre, artan boşanma oranlarına rağmen «Evlilikler ömür boyu sürmeli!» diyenlerin sayısı hiç de az değilmiş: 46 ülkede 25 000 deneğe sormuşlar. «Ömür boyu!» diyenlerin oranı yüzde 70 civarında. 46 ülke içinde, evliliğe sahip çıkanların en başında Endonezya geliyor (yüzde 97). Onun hemen ardından da... Türkiye (yüzde 92). Besbelli ki Asya'da ve Müslüman dünyada aile itibardadır.
    Batı dünyasında sırtını aileye dayamış ülkelerin başında ABD var. Avrupa, pek «evcimen» değil. Bizi birliğine aman kabul etsin diye gayret sarf ettiğimiz Avrupa, «Uzun yıllar evli kalmak modası geçmiş bir gelenektir» düşüncesinde.
    Yunanistan'da yüzde 74, evliliğin hayatlarının amacı olamayacağını söylemiş. Buna karşılık Avrupa'da deneklerin yarıya yakını evliliğin hayattaki amaçlarından biri olduğunu söylemiş.
    100 Avrupalıdan 77'si, uzun süreli, dengeli bir ilişkinin en az evlilik kadar anlamlı olduğunu düşünüyor. Avrupalı kadın, iyi eş yerine kariyer, başarılı evlilik yerine bağımsızlık peşindeymiş.
    Rusya, Güney Afrika, Macaristan, tıpkı ABD gibi, biz Asyalılar ile Müslümanlara daha yakın.
    Benim için yeni bilgiler bunlar. Ne tahmin edersin, diye soran olsa yukarıda aktardıklarıma benzer şeyler söylemezdim herhalde (Radikal, 15 şubat).
    Bir başka haber, Avrupa'da boşanma oranları üzerinde duruyor. En çok boşanma Belçika'da. Kanunlarında değişiklik de yapmışlar, boşanmayı kolaylaştırıcı yönde. AB boşanma ortalaması yüzde 40 civarında; Belçika'da yüzde 75; Estonya'da 70; Çek Cumhuriyeti'nde 67; İsveç'te 54,1; Almanya'da 52,1; Fransa'da 45,7; Hollanda'da 39,7; İspanya'da 20,1; Yunanistan'da 19,6; İtalya'da 15,4; İrlanda'da 12,9...
    Ve Türkiye'de (ki bizde de boşanmalar giderek artmaktadır, amma...) 1975'te yüzde 0,32 iken 2000'de yüzde 0,46'ya çıkmış.
    Türk ailesine güvenmekte haksız mıyım?