Kabataş Lisesi 100. Yıl Kitabı, İstanbul'da her okula gideni ilgilendirecektir

Zeynep kızım o tarihte Doğan Kitap'ın başındaydı. Serdar oğlum da Konda araştırma kuruluşunun. Ben Radikal'de çalışıyorum, yıl 1996, üçümüz de Milliyet binasındayız.

Zeynep kızım o tarihte Doğan Kitap’ın başındaydı. Serdar oğlum da Konda araştırma kuruluşunun. Ben Radikal’de çalışıyorum, yıl 1996, üçümüz de Milliyet binasındayız.
Başımı kaldırınca ikisini yan yana ve karşımda gördüm. Yüzlerinde çok zor bir işi yapmaya hazırlananların, o tarifi güç sıkıntı ifadesiyle. Demek aralarında telefonlaşıp birlikte gelmişler. Kimbilir yüzümde nasıl bir ifadeyle bakıyor idiysem, iki kelimeyle alelacele verdiler haberi:
– Zihni Amca! dediler.
Evveli gün (26 haziran), 1996 Ece Ajanda’mı aldım rafından. O günün sayfasını açtım. Bir çarşamba günüydü, evet.
Eski okurlarım bilir, Zihni Küçümen’den söz ediyorum. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın ünlü bir oyuncusundan. Oyunlar, hatıralar da yazan (Si Minör ORTAKÖY, Remzi Kitabevi), Muhsin Ertuğ-rul’dan sonrasına dayanamayıp Şehir Tiyatrosu’ndan ayrılarak özel tiyatrolarda (Gazanfer Özcan mesela) oynayan, İstanbul Radyosu’nda Radyo Tiyatrosu’nun devamlı oyuncularından Küçümen.
On üç yıl önce kaybettiğimiz cânım arkadaşımdan.
Biz onunla aynı yıl dünyaya geldik. Birlikte Arnavutköy 25. İlkokulu’nun öğrencileriydik. Kabataş Lisesi’nden mezun olduk. Edebiyat hocamız, ünlü şair Faruk Nafiz Çamlıbel tiyatrocu olmak istediği için bir mektup yazarak onu Muhsin Ertuğrul’a gönderdi, beni gene bir tavsiye mektubuyla gazete sahibi adaşım Hakkı Tarık Us’a.
Bir kaderdi adeta bizimki. Benim evlendiğim Gülseren, Zihni’nin de eski arkadaşıydı. Zihni’nin eşi Şükran’ı ben de onun tanıştığı gün tanımıştım.
Dünya’nın en mutlu dedesiydi, ama Tanrı onun Malik’in kocca bir adam olduğunu görmesine izin vermedi.
Hayat boyu çok yakın durduk, hiç fasılasız güç aldık birbirimizden. Çocuklarım, torunlarım, akrabalarım, yakın arkadaşlarım dahil hepimizin sevgilisiydi. Gülseren Hanım’ın da istisnaî olarak bağıra bağıra kavga da edebildiği yakın dostu.
Ben, çocukluktan başlayan bu tür arkadaşlığa paralel-büyüme diyorum, ki yeri doldurulmaz boşluk bırakır insanın hayatında.
13 yıldır, arada bir buradan seslenirim Zihni’ye. O yazılara Küçümen’e mektuplar, deriz. Müsaade eder misiniz?
*
Zihni,
bak ne diyeceğim! Ben artık hemen de kavga etmeyen, edemeyen bir adama dönüştüm. Sen yoksun. Nurullah da sizin oralarda. Bazen soruyorum, yapayalnızlığa gömüldüğüm saatlerde:
– Lülüş orada çocuklara sıcak çerkez tavuğu yapabiliyor mu acaba, diye.
Senden (ölümünden) tam on gün önce neredeydik, 16 haziran 1996 pazar günü hatırında mı? Aydın (Kazancı), sen ve ben birlikte mektebe inmiştik, Kabataş Lisesi’nin pilav günüydü.
Hatırlıyorum senin mezuniyetinin 50’nci yılıydı, ödül almıştın o gün. (Unutma, ben onuncu sınıfta kaldığım için ertesi yıl, 1947’de mezun olabildim. Tafsilata giriyorum, oralarda takvim de yok, bu çocuklar yıl-ay-gün hesabı da tutmaz artık, diye...)
Kabataş Lisesi’nin pilav günü bu yıl 7 haziran pazara denk geldi Zihni. Aydın’la ikimiz gittik. Tektük de olsa sınıf arkadaşlarına hâlâ rastlanıyor. (Ben içimden Aydın da olmasa ben artık bu toplantılara gelemem, diye hüzünleniyorum. Onun da sesi çıkmıyor. Halimizden memnun görünme zarafet-perverliği yapıyoruz demek ki!)
Gerçek durumu ben özetleyeyim: Sana da sözünü etmek isteyeceğim kimseye rastlamadım bu yıl orada... İyi mi? Ama böyle! Tanıdıklarımıza senin o tarafta rastlama ihtimalin, benim burada rastlayabileceklerimden daha çok herhalde.
Zihni, geçen yıl Kabataş Erkek Lisesi’nin 100’üncü kuruluş yıldönümüydü ya! Bu vesileyle hazırlanan kitabı bu yıl verdiler bize. Meslektaş yanımızı da dikkate alarak anlatayım. (Yıllar yılı Dünya gazetesinde, daha önce Yeni İstanbul’da çalıştı çünkü Zihni).
22x30 cm boyutunda koca bir kitap. Kuşe kağıdına renkli basılmış 654 sayfa. Kapağında «Bahçesinde deniz olan okul, 100 yıllık eğitim çınarı - Kabataş Erkek Lisesi, 1908/2008» ibaresi. Üstte simgemiz. Ve kitaba emeği geçen metin yazarı Saadet Irmak ile editör Mehmet Altun’un adları.
Kabataş Erkek Lisesi Eğitim Vakfı’nın bir önceki başkanı M. Erol Demirdöven’in önsözü. Lise Müdürü Recep Memiş’in sunuş yazısı, Saadet Hanım’ın (yayım dünyasının değerli mensuplarından bir arkeologdur) önsözü ve Zeki Ömer Defne’nin Bahçesinde deniz olan okul’a başlıklı şiiri.
Yazılar Kabataş’ın kuruluşundan değil, Osmanlı dönemi geleneksel eğitim tarihinden başlıyor. Boğaz’ın kayıklarından Şirket-i Hayriye’ye, atlı tramvaylara kadar seyrüsefer tarihçesi.       Boğaz’da mimarî âbideler (ve çok güzel, renkli, değerli fotoğraflar). Boğaz tarihinden olaylar: Abdülaziz vakası, Çırağan Baskını-Ali Suavi, Abdülhamid II.
İstanbul’un liseleri, yüksek öğretim kurumları... Bütün bir eğitim tarihi desem abartmış olmam. Aşiret mektepleri bile var.
1908’de Meşrutiyet’in ilanından 1919’a kadarki dönem. Sonra Lise’nin kuruluşu, kurucuları. Millî Mücadele yılları (1919-1922). Cumhuriyet (1923-1928). Devrimler (1928-1938). «Zor Yıllar» başlığı altında bizi de içine alan dönem (1939-1951). Lisemizin altın yılları (1951-1960). Bunalım ve çıkış arayışları (1960-1987).  Vakıf kuruluyor faslı (1987) ve ertesi...
Bu arada Zihni Cânım, bir bir bizim öğretmenlerimiz. Ve öğrencisi olamadıklarımız. Kimler kimler yok Zihni! Bildiğimiz ve bilmediğimiz hocalar. Ve talebeler.
Ve 417’nci sayfada kafa kafaya vermiş iki adamın fotoğrafı:   Zihni Küçümen ile Hakkı Devrim. Şu başlıkla: Kabataşlı İki  Kafadar. Hemen o sayfada Özdemir Asaf, Feridun Karakaya vd...
Vay be güzel arkadaşım! Aydın’la benden gayrı sen, Nurullah Gezgin ve Lülüş, birlikte oturup karıştırmak vardı bu müthiş kitabı...