Kaderimizin K'sını konuşalım

Dünyaya ve bu arada kendine bakışı itibariyle doğruları bilip söylemeye elyak* köşekadıları vardır, ki yazdıklarını okumayı severim. En sıkışık zamanda bile, o gün ne dediklerine bir göz atmadan geçmem.

Dünyaya ve bu arada kendine bakışı itibariyle doğruları bilip söylemeye elyak* köşekadıları vardır, ki yazdıklarını okumayı severim. En sıkışık zamanda bile, o gün ne dediklerine bir göz atmadan geçmem. Belki basın dünyasının yıldızları arasında onların adına rastlamazsınız. Ama kamuoyu oluşturmada onların etkisi, çoğu sivri uçlu yıldızlardan daha çoktur.
Sabah'ta Ergun Babahan, benim makbul* yazarlarımdan biridir. Başkaları da var elbette, mesela Erdal Şafak. Mesela Güngör Mengi. Hepsini, bütün gazetelerdeki makbullerimi bir bir yazmamı beklemeyin benden.
Babahan dünkü yazısında («Cumhurbaşkanı'nın C'si, Demokrasinin D'si»), Çankaya seçimi ve askerlerin tutumuna dair haber habbeciklerinden örnekler verdikten sonra, diyordu ki:
– «Şimdi hem asker, hem iktidar, hem muhalefet cumhurbaşkanlığı seçiminde askerin rolüne ilişkin görüş bildiriyor, Türkiye'nin özgür ve demokrat medyası bunları manşet yapıyorsa, bunun tek anlamı var: Asker bu seçimin göbeğindedir.
«Eğer askerin seçimin dışında kalacağına ilişkin açıklamalar manşete çıkıyorsa, orada demokrasinin D'sine varmak için hâlâ zaman olduğu ortadadır.
«Gerisi boş laftır.»
*
«Cumhurbaşkanı seçiminin C'sini bile konuşmayacağım» diyen Genelkurmay Başkanı, bu yazıdan ne anlar, ne sonuç çıkarır, doğrusu kestiremem. Kaldı ki konumuz, Genelkurmay Başkanı'nda başlayıp-bitecek tabiatta bir meselemizle ilgili de değildir.
Bizimki «yoğurtlu ekmek benzeri bir askerli demokrasi»dir, diye ilk yazdığımda, Yaşar Büyükanıt Paşa olsa olsa Harbiye öğrencisiydi. Ogün bugündür bunu tekrar eder dururum. Benim neslimden olanlar, hayli zaman var ki bu ârızamızla meşguldür ve rahasızlıkları, endişeleri bugün de giderilmiştir, denilemez.
Askerî müdahalelerin ne idüğünü bütün ayrıntılarıyla yaşadık, gördük. Bunları hayırla yad eden sayısı, yok denecek kadar az. Gene de içimiz rahat değil.
Neden acaba?
Lugatçe

  • ELYAK. (Ar. liyakat'tan) sıf. «En liyakatlı, daha layık, işbilir, yetenekli, yatkın»
  • MAKBUL. (Ar. kabul'den) sıf. 1. «Kabul edilen. 2. Geçerli, muteber. 3. Beğenilen, hoşa giden, hoş.
    Dil Yâresi
  • Vaktiyle bir ünlü «Onun kabına varamaz» demişti. Kabına değil kâbına (yani «topuğuna») diye düzeltmeye çalıştım. Bu kerre de ekranda kâmına (yani «isteğine, maksadına») dediğini işittim. Ne dersiniz yanıldım mı?

    Türkçe dostlarından (Aslı Beyazıt)
  • Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Aradım, «Tevahür» kelimesinin anlamını bulamıyorum.
    – Bir yanlışlık var galiba. Tevahür diye bir kelimeyi ben de bilmiyorum. Anlamını aradığınız kelime tevafür («Çoğalma, artma»), tevakül («Birbirini vekil etme»), tevarüs («Mirasa konma»), tevatür («Bir haberin ağızdan ağıza yayılması, yaygın söylenti») kelimelerinden biri olmasın?
    Büyükşehir'den öte, megapol
    Dost meclislerinde tekrarlamaktan bıkıp usanmadığım (bana göre) bir gerçeği, bir keresinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a da kısaca söyledim:
    – Ankara'nın güçlü ve devamlı desteği olmadan İstanbul'un meselelerinin üstesinden gelemezsiniz, diye...
    İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Lütfü Kırdar, vilayet ve belediye dışında da olsa (Türkiye Turizm Kurumu'nda) maiyetinde çalıştığım bir büyüğümdü. Adnan Menderes'i yakından tanıma şansım oldu. Bedrettin Dalan dostumdur.
    Kırdar ile Dalan, İstanbul'da aldıkları başarılı sonuçlarla dikkati çekmiş iki önemli belediye başkanıdır. Kırdar'ı Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Dalan'ı Başbakan Turgut Özal ciddî boyutta desteklemekteydiler.
    Adnan Menderes'e gelince. O, İstanbul'un imarıyla, gelmiş-geçmiş bütün belediye başkanlarından daha çok ve bizzat ilgilenmiş, bu alanda dişe dokunur, kalıcı eserler bırakmıştır.
    Bunları bir kere daha düşünmeme AA'nın dünkü bir haberi sebep oldu. Radikal'de haber şu mealde bir başlıkla verildi:
    Gayrisafi Yurtiçi Hasıla ölçütüyle zengin şehirler sıralamasında İstanbul, dünyamızın 34'üncü büyük şehridir. Ankara 42'nci. İzmir 117'nci, büyükşehirler.
    Roma, Pekin, Berlin gibi şehirler, sıralamada İstanbul'dan sonra geliyor. Sözlüklerimiz büyükşehir'i «belli bir büyüklükte olan» diye tarif ediyor. Birleşmiş Milletler terminolojisinde megapol kelimesi var, ki ben nüfusu 10 milyonu geçen kentlerin bu adla anıldığını sanıyorum.
    Tek dayanağım BM'nin tarifi de değil. Pek çok sebeple İstanbul, Türkiye'nin tek megapolüdür. Ve bu durumuyla uyumlu muamele görmemekten ciddî zararlara uğramakta, bu yüzden giderek yaşanması güç bir şehir niteliği edinmektedir.
    Bir gün akıl edilir ümidiyle yazıyorum.
    Yazışma
  • Raffi Hermonn Bey! 16 mart tarihli «Akdamar değil Akhdamar» konulu mektubunuzu aynen yayımlamama izin verip vermeyeceğinizi bilmek istiyorum.
    Cevap vermezseniz, yayımlanmasından yana olmadığınız anlamını çıkaracağım. Yayımlayabilirsin, diyorsanız adresinizi de rica ederim.
    Selamlar!