«Kaht-ı lider»den söz ediyorum

Fenerbahçelilik bir gençlik, hatta çocukluk hatırasıdır benim için. Vefadan ibaret bir duygu değil. Bugün maç kaybettiklerinde pek üzülmesem de, Allah bilir ya kazandıklarında hâlâ sevinirim.

Fenerbahçelilik bir gençlik, hatta çocukluk hatırasıdır benim için. Vefadan ibaret bir duygu değil. Bugün maç kaybettiklerinde pek üzülmesem de, Allah bilir ya kazandıklarında hâlâ sevinirim. Fırsat buldukça televizyonda seyrediyorum.
Ailemizi oluşturan üç nesilde de birer Fenerbahçeli var. Geçen yıllarda üçlü olarak ortak bir karar almıştık:
– Bu adam Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na bir kere daha seçilirse sarı-lacivert renklerle olan ilişkimize kesinlikle son vereceğiz!
Bize ters gelen başkanın adını söylemeyeceğim. Peki, son zamanlarda beğendiğiniz bir başkan oldu mu diye sorarsanız, cevap hazır:
– Hayır!
*
Siyasî partilerimizin genel başkanları açısından da, bence pek talihli bir ülke sayılmayız.
En iyi durumdaki Tayyip Erdoğan bu konuma, seksen yılda ağır ağır oluşmuş bir ortamı yanlış değerlendirmekte ısrar eden liderinin hataları sayesinde geldi. Kendi portresindeki hatalardan, iktidardayken kurtulmaya çalışıyor.
Ecevit'ler tükendi. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Devlet Bahçeli de dağıldı bitti. Boyner, Öymen, Cem, Ağar, Bayer, Özdemir, Uzan, Nas... soyadlarını taşıyan lider provalarının bana öz adlarını sorsanız, bir kısmını hatırlamakta güçlük çekerim. Kimse alınmasın «kaht-ı rical»den (devlet adamı azlığından) değil, ben «kaht-ı lider»den söz ediyorum.
Yasama ve yürütme alanında bir asırdan uzun süre örnek aldığımız Fransa'yı düşünürüm. Pierre Poujade, Bernard Tapie, Jean-Marie Le Pen gibi talihsiz denemelere orada da rastlanıyor. Ama orada bu «pıtraklar» seviyeli, nitelikli, «uzunca» ömürlü yöneticilerin, devlet adamlarının var olmasına, gündemde kalmasına engel değil.
Farkı belirlemeye çalışıyorum. Bu insanların yetiştiği belli okullar var, ki mensubiyetlerini oluşturuyor. Dilim varmıyor, ama bir tür aristokrasi de denebilir. Çok yabancı geleni sanki aralarına almıyorlar. Her alanda, ama siyaset, eğitim, sağlık, kültür, iş... bütün alanlarda asıl ağırlık onlardan oluşuyor; özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında da; edebiyat, sanat ve düşünce dünyalarına bile onlar hükmediyor.
Yönetimde cumul des mandats dedikleri, birçok işi birden üstlenme düzenleri var (hem milletvekili, hem belediye başkanı, hem dernek yöneticisi gibi); «işlerin içtimaı» diyebiliriz.
Onlar gibi biz de Devlet'i, yönetim sistemimizin merkezine yerleştirirken, kadrolara ehil eleman yetiştirecek kurumları ve düzeni sanki ihmal etmişiz. Mülkiye-Harbiye-Tıbbiye kavramlarını daha da geliştirecekken, köy enstitüleri türünden «nâkıs» denemelere girişmişiz.
Halk ödün vereni ödüllendirse de, çıtanın konulacağı yeri bu dediklerim belirliyor. Başlıca süzgeçleri de basın.
Zarafet

  • Rauf Denktaş «Tek örnek, o zamanki Dışişleri Bakanı İlter Türkmen'e bir ev hediye ettik» demiş (Milliyet'te Türkmen'in diplomatça cevabı da vardı; 24 kasım):
    – Denktaş'ı hafızası yanıltmış. Arafat'ın «Gömülecek toprağım bile yok» dediğini de ona ben anlatmıştım.
    Anma, konser ve bir toplantı
    Rumelihisarı evet Boğaz'da, ama oradayken Boğaz'la yeterince «hemhal» olamıyoruz ki... Bu gökdelen fırlamalarına sırtımızı dönerek, fonda Boğaz'ın gece güzelliğiyle buluşacak bir mekânda seyredemez, dinleyemez miyiz sanat eserlerini.
    Kar kıyamette açık hava gösteri mekânları da nereden çıktı, diyeceksiniz. İstanbul'da yapılan bir şeyin, nerede yapıldığı unutulursa eksik kalacağına inandığım için söylüyorum.
    Üç haberim var size.
  • 1 aralık çarşamba günü, İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Merkezi'nde; ailesi, dostları, meslektaşları, öğrencileri bir araya gelerek, iki yıl önce, genç yaşında aramızdan ayrılan Prof. Bülent Tanör'ü anacağız.
    Katılmak isteyenlere «Bülent Tanör'ü» demek yeter. Onu arada bir de, bir arada anmak için.
  • Ertesi 2 aralık perşembe gününün akşamı Atatürk Kültür Merkezi'nde, Büyük Salon'da, dünya çapında üç opera sanatçısının konseri var; saat 20.00'de başlayacak. Air France onları İtalya'dan, ABD'den getirecek; sponsor olarak. Çünkü konser, Anadolu'da Bir Kızım Var, Okuyup Öğretmen Olacak kampanyasını destekleme amacıyla, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği tarafından düzenlendi.
    Üç büyükler, soprano Maria Pia İonata, tenor Stephen Mark Brown ve bas-bariton Bruno Pratico.
    Bir aryalar şöleni olacak ki, hizmet edeceği ideal kadar güzel
  • Ve efendim, çok önemli bir toplantı; UNESCO himayesindeki Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (AİAP) Genel Kurul çalışmaları 5 haziran pazar günü İstanbul'da yapılacak. Değerli ressam Mehmet Güleryüz bu derneğin üst düzey yöneticilerinden biridir. İstanbul toplantısı kararı da onun eseri. Derneğin Dünya Genel Kongresi eylül 2005'te Çin'de yapılacak, yeni adıyla, Bejing'de. (Yani Pekin'de).
    İstanbul'daki toplantıya 32'si Avrupalı 40 ülkeden temsilciler katılacak. Basınımız da sahiplenirse, AB öncesi uluslararası hadise olmaya aday bir toplantı.
    Bir fikir vermek için söyleyeyim: Bu derneğin Çin'de 120, Almanya'da 17, İsveç'te 7, Yunanistan'da 5 ve Letonya'da 3 bin üyesi var. Yok sanmayın Türkiye'deki üye sayısını size kesin olarak söyleyebilirim: 985 kişi.
    Kızım sana söylüyorum kabilinden meslektaşlarıma hatırlatırken, anlamış olacağınız gibi asıl Kültür Bakanlığı'na, dostum Erkan Mumcu'ya sesleniyorum. Şayet bu güzel girişime zaten el vermediyse.